Vira Yazmak

Günün birinde ormanda yangın çıkmış, havada fazla rüzgar yokmuş, yangın hızla yayılmayacak, sönüp gidecekken leş yiyici akbaba ve kargalar kanat çırparak yangını körüklemeye başlamışlar, yaralı ve güçsüz olanlar kaçmaya çalışırken geri kalan hayvanlar da söndürmeye uğraşıyorlarmış. Bir tarafta yangını körükleyen leş yiyiciler, bir yanda yangını söndürmeye çalışan hayvanlar. Bir ağacın dalında da aylak saksağan durup olan biteni seyrediyormuş. O sırada altından geçen karıncayı görmüş. Karınca sırtında bir yaprak ve yaprakta bir damla su yangına doğru gidiyormuş. "Hey karınca, senin bu taşıdığın su damlacığı ile yangını söndüreceğini düşünecek kadar şapşal olduğunu bilmiyordum."demiş. aylak saksağan. Bunu duyan karınca hiç istifini bozmadan yoluna devam ederken cevap vermiş "Ey aylak saksağan ben de biliyorum sönmeyeceğini ama en azından tarafım belli."
Yazmak, sesini duyurmak, taraf oluşturmak konusu geçtikçe bu fabl aklıma gelir hemen. Umutsuzluğa kapıldığım da olur bazen. Hatta küstüğüm de... Ama düşünmeden edemiyorum. O zaman da yapacak tek şey kalıyor: Yazmak! Mahalledeki çöp konteynerinin üzerine kullanma kılavuzu yazmak gibi kalsa da yine de yazmak. Kim okur, üzerinde kim düşünür, kim takar, kim takmaz diye takılmadan yazmak.
Peki yazıyor muyuz? Bırakın yazmayı düşünmüyoruz bile. Her şeyi kendi sıradanlığı içinde öyle bir kabul edişimiz var ki insanın bu kayıtsızlığa inanası gelmiyor. Eski atasözlerini doğrularcasına bencil ve çıkarcı yaklaşımşlarla ortak değerlerimizi tükete tükete sona yaklaşıyoruz. Oysa aksayan her neyse belirlememiz, üzerinde düşünmemiz, tartışıp eleştirmemiz gerekmez mi? Bunları paylaşmanın yolu yazmaktan geçmez mi?
Ülkemiz okullarının tümünde, ilköğretimin birinci sınıfından lisenin son sınıfına kadar programlarda yazılı anlatım dersi vardır. Doğrusunu söylemek gerekirse hemen hiç işlenmez. Zaman zaman, özellikle sınavlarda, şuınu yazın, bunu anlatın demekten öteye de geçmez. Oysa tam anlamıyla bir düşünme dersidir. Bu nedenle de "Kalem yazma aracı olmaktan çok düşünme aracıdır."derler. Kalemden çıkan sözler, sahibine yazılanın doğru olup olmadığını hemen fısıldar. Doğrunun yolunu yanlışlar gösterir ilkesiyle yazmaya alışmak; okuduğunu anlama, anladığı üzerinde düşünme, düşündüğünü de yazma sürecini izlemek, eleştiri bilinci kazanabilmek bakımından en etkin yoldur.
Ünlü yazarlarla, gazetecilerle yapılan söyleşi ve röportajlarda okumuşsunuzdur. Birçoğu, edebiyat öğretmenleri ile aralarında geçen konuşmalardan, ilk yazdıkları yazıların aldığı olumlu eleştirilerden söz açar. Kendi birikimlerinin oluşmasında okul gazeteciliğinin, dergiciliğinin de önemine işaret ederler. Yazarak vardıkları noktaya nasıl geldiklerini heyecanla paylaşırlar.
O halde ne duruyoruz, vira yazmaya... 
Default Avatar
Müjdat Kantarcı
04 Mart 2010
Bu yazarın ‘Vira Yazmak’ başlıklı yazısı da ilginizi çekebilir.

Bu Yazıyı Beğenenler

Serkan Aygören
Default Avatar
delişey
melike71.
Default Avatar

Okur Yorumları

lyra7 - 04 Mart 2010 12:52
Default Avatar
evet yazmak kendini bazen iyi hissetmenin bazen söyleyemediklerini kalem ve kağıt ile paylaşımı üzüntünün, sevincinin sessiz tanıklarıdır kalem ve kağıt.
ama bir yazı bu tarz yerlere indiyse okunsun diye yorumlarla konuyu irdeleyip tartışabilmeli ki yazının manası derinleşsin.
D.T
Alabegüm - 05 Mart 2010 19:27
Alabegüm
Yazarak içindekilerden kurtulan biri olarak yazınızı çok beğendim.Çoğu görüşünüze katılıyorum...
Yazmanın en sevdiğim yönüde , konuşurken sözünüz kesebilirler ama kalemi elinize aldınız mı kimse önünüzde duramaz içinizdekileri kağıda döküveririsiniz....
Serkan Aygören - 05 Mart 2010 21:11
Serkan Aygören
Tam da kalemşörlere tavsiye niteliğinde bir yazı olmuş sevgili @Müjdat Kantarcı Kaleminize sağlık =)
İKİSEKİZ.COM - Fotoğraf çekilir =)
rahmicelik - 08 Mart 2010 13:50
Default Avatar
ilim bir avdır yazıda onun ayklarını bağlar demiş hz. muhammed. .r.ç.
rahmicelik - 08 Mart 2010 14:03
Default Avatar
adamın biri bir suç işlemiş ondan ağır bir ceza almış.

kadı efendine bu cezayı ona neden verdiği katibine yazdırıyormuş ve suçlarını sıralıyormuş bunları duyan suçlu heyacana gelmiş oda şöyle demiş

yaz kadı efendi yaz, bok işim bok demiş.

yani bizim işlerde bu suçlunun bir benzeri desek yeri var yani

yazın arkadaşlar yazın diyorum bende... r..ç.