Vapur kıyıya yanaşıyordu. Kalbi heyacandan deli gibi atıyordu. Acaba gelecek miydi bu sefer? Sarılabilecek miydi aşkına, bu hasret bitecek miydi? Aylardan beri savaşın bitmesini beklemişlerdi. Hiç bitmeyecek gibiydi. Ama nihayet artık bitmişti ve Alice limanda aşkına kavuşmak için gelmişti. Çok beklemişti, nerdeyse yıllarca acaba gelecek miydi? Robert o vapurdan inip sarılacak mıydı O'na?
"Tanrım neden yanaşmıyor hala bu vapur." der Alice.
Sanki yanaştıkça uzaklaşıyor gibiydi. Sanki her an vazgeçip gidecekmiş gibi. Korkuyordu Alice hemde çok. Bu kadar beklemenin ardında bir hüsran yaşamaktan oldukça korkuyordu ve O'nun beklemekten başka şansı yoktu.
Yukarıda okuduğumuz hikaye sadece bir tanesi. Hayatta o kadar çok bekliyoruz ki bir şeyleri saymakla bitiremeyiz. Bu sadece ufak bir kare. Bazen bir tren, metro, otobüs bekliyoruz, bazen bir sınav sonucunu, bazen bir bebeğin doğmasını. Beklediğimiz şeyler değişiyor, değişmeyen tek şey hep beklemek zorunda kalmamız. Bir iş görüşmesine gideriz, sonucunu beklemek zorundayızdır. Nasıl geçer günler, sanki kağnı gibi geçmez olur su gibi geçen günler. Sancılar içinde kıvranırız zamanı belli şeyleri beklerken. Askerlik, hamilelik gibi. Yada çok sevdiğimiz bir insan ameliyat oluyordur ve o saatler sanki hiç geçmez. Akrep ve yelkovan anlaşmışi gibi o kadar ağır hareket ederler ki parçalayıp atmak istersin. Ama gene aynı son seni bekler. Parçalasanda beklemek zorundasın.
Beklemek hayatın tam içinde, ortasında. ''Beklenen gün gelecekse, çekilecek çileye değer'' derler. Evet beklenen gün gelirse tabi ki değer. Örneğin koma halinde bir hastanın aniden hayat dönmesi. Beklenen onca güne değmez mi?
Beklemek umut etmek demektir. Zaten bir beklentisi olmayan bir insan, hayatta her şeyi elde etmiş sizce ne kadar mutludur? Çünkü hayattta bir istediği kalmamış, hayatta elde edecek bir şeyi kalmamış insan nasıl mutlu olabilir? O yüzden insanın hayattan mutlaka bir beklentisi olmalı aslında. Beklentiler bittiğinde umutlarda biter. Yaşama sevinci belkide burada saklı ne dersiniz?