Beni Bi Kerecik Sevsene....

- “bi kerecik sevsene” dedi
- “hep severim seni” dedi adam.

"beni bir kerecik sevsene" diye sayıklıyordu sevginin hiç olmadığı yerde. Yurt odasının o soğuk ranzasında daha sekiz yaşının yeni yetme düşlerinde. Sevmek nasıl özlenir yada özlenen bir sevme neden uzak olur?. Küçük aklına gelmezdi bu sorular ama "beni bir kere sevsene” dedi usulca uyanırken... Gece olmuş gün tebessümünü yitirmiş, koridordaki o güçlü kadının sesi çoktan kaybolmuştu kırk sekiz çocuk battaniyeye sarılmış şefkati özlüyordu...

Kim çocukluğunu unutmak için gün sayar ya da kim on sekiz yaşına gelmeyi bu kadar arzu eder. Unutmalıydı bu soğuk yurt odasını çekip gitmeliydi . Özlediklerine ulaşmalı ve biri onu bi kerecik sevmeliydi. Çocukluğundan artırdığı tüm sözcüklerini avucunda saklamış yetiştirme yurdunun kapı aralığından gelen gün ışığına umudunu bağlamıştı istediği sadece sade bir hayat... Kırk sekiz kardeşten uzak yalnızca bir kişinin olduğu bir yaşamak düşlemişti onları özleyeceğini bile bile ama özlemler değişilirdi daha baskın olanıyla ve o sevgiyi özlemenin yolundan gitti.

Soğuk bir kış gecesi o güçlü kadının sesiyle fırladı yeniden, gözlerine baktı içindeki nefreti savurmak istedi sustu yeniden ama kadın o kadar aciz kalmıştı ki büyüdükçe kadın küçülüyordu.
- Hazırlan sabah çıkış işlemlerin var.
Çıkış?
Nereden?

Nereye?

Yurttan çıkmanın zamanı gelmiş on sekiz yaşına ilişmişti dışarıda onu bekleyen yağmurdan haberdardı sadece ,gerisi koca bir merak ve bekleyiş.

Elindeki çantayla uzun süre yürüdü kalabalıkta irkildi , sokaklar geçti , akşam nerde nasıl uyunur onu düşündü "en kötü ihtimalle bir bank bulurum" diye geçirdi aklından sonra korkuları peşinden geldi parmaklarını kemirdi insanları izledi, sustu, yürüdü sadece yürüdü donmuş bir zihnin endişeli bakışıyla…

Geceye gündüzden kalma yağmurları biriktirdi üşümüştü ve kalabalık içinde cılız bir çocuktu. Oysa daha dün, ne kadar büyüdüğünü görmüş ve sevgiyi özlediği yerden uzak olacağına gülümsemişti. Şimdi hiç bir gerçek bu soğuğu yok etmiyordu. En iyisi bir park kuytusunda uyanmaktı sabaha. Çalıların arasında kendince sağlam bir yer edindi, hiç ses çıkarmadı kalp atışı çalıları ürkütse de, o sustu.

Sabahın ilk ışıklarıyla uyandı, kuş sesi açlığın uğultusuyla yarışıyordu hiç bir şarkıya benzemiyordu bu sesler. Belki de o yüzden dansından vazgeçti saçlarının, dokunmadı onlara taramadı öylece kalsın istedi. Belki de çirkin kalmalıydı insan bu yokluğun ortasında.

Çocukluğu geçti aklından bi kerecik sevsin istedi yeniden her güne uyanırken söylediği gibi yineledi. Upuzun saçlarını topladı çalı parçasının kuvvetine teslim etti kirpikleri, gözleri iyice belirgin oldu. Ne güzelde bakıyordu dünyaya, gökkuşağını içmiş gibi…

Uzun zaman mücadele etti yaşamakla, aç kaldığı günleri geçti , üşüdüğü yolları ardında bıraktı ufak bir odada -ki odanın sıcak oluşu yeter sanırdı- özlediği anı beklemeye koyulmuştu. Ta ki o eşsiz mucizelere benzeyen sesiyle ve gözlerindeki o sıcaklıkla tanıdığı adamı görene kadar ...İçten içe dans ediyor ve şarkılar söylüyordu kimsesiz değildi hele sürgün hiç değil. Gülümsemek düşüyordu artık payına. Bir gün yanına yaklaştı yüreğinin kıvrımlarından can akmayacak sandı. Tüm şehir hatta dünya sus olmuştu sanki. Dokundu içi eridi, konuştu gün doğdu sözlerinde

- “bi kerecik sevsene” dedi

- “hep severim seni” dedi adam.

Dünyalar onun olmuştu bu sözü duymak için geçtiği nehirlerde hep yüreğini yıkamış su gibi duru kalmıştı, artık onu bi kereden fazla sevecek biri vardı ne isterdi başka. Gülümsedi, gülümsedikçe adama yaklaştı, yaklaştıkça şefkat isteğini dillendirdi ve hiç karşılıksız kalmadı.

Bir gün evliliği konuştu adam, gözlerini kapadı tanrıya gülümsedi ve tanrı onun başını okşadı usulca tanrı yalan söylemezdi "evet" dedi sevmişti...

Yola koyuldular ufak bir çanta içine neşe doluşmuş, elinden tuttu adamın, sımsıkı tuttu. Hem de parmak aralarından hayat akmasın, zaman geçmesin diye… Bilirdi ki yaşamak insanın avucundadır ve bir el tutunca zaman akmaz olur, çok sıkarsa o el acısını sunar yaşam parmak uçlarına. Ama o inanmıştı acımayacağına ve hiç bir dokunuşun onu yok etmeyeceğine.

Karanlıkta bir eve girdiler. Orta yaşlı bir adam karşılamıştı onları. Adamın gözlerinde garip,  rahatsız edici bir bakış vardı, umursamadı. Sevdiği adama baktı, gece olmuş uyku zamanı gelmişti. Sevdiğine sarıldı doğacak çocuklarından bahsetti ona en çok da onları ne kadar seveceğini anlattı. Adam dokundu, sesini çıkarmadı. Tenindeki bu uğultu huzurdandı, öptü usulca, büyümüştü ve beklediği adamın, sevdiğinin olmuştu. Ne geçmiş sancısı, ne kimsesizlik telaşı vardı yine de "bi kerecik sevsene " demişti adamın yılgınlığından korkarak… Sevmedi adam dokunmadı hiç , uyudu sanki sağır olmuştu duvarlar. Sessizce ağladı çocukluğunu vermişti bunun için bi kerecik sevse olmaz mıydı? Onun olmuştu, oysa hiç ses etmeden bari bi kerecik sevseydi... Ama sevmedi... Uyudu... Duvarlar sağır oldu... Son kez denedi şansını.

- hadi uyan bi kerecik sev beni. Sadece saçımı okşa, hem öyle avutmak için değil, ellerindeki o sessiz merhameti duymam için… dedi.

Buz gibi oldu bir anda her yer, yüzünde adamın ellerinin en zalim dokunuşu vardı ve sadece bir an önce uyuması için atılmış bir tokadın uğultusu... Kalktı yataktan, kitlenmiş kapıdan çıkmaya çalıştı… Gidecekti, olmadı. Tüm çocukluğu kapının ardında kalmış ve çoktan yola koyulmuştu. Pencerenin pervazında ağladı, en çok o acımasız darbelere inat sustu. Hiç bağırmadı. Karanlık çökmüştü gözlerine, ne pencere vardı ne de kapının ardındakiler… Kollarından akan kan ve dudaklarından dökülen sayıklamalarıyla sabah oldu ve yine aynı söz "beni bi kerecik sevsene"

Uyandığında ne sevdiği adam nede mutluluğu yoktu bir ekmek parçası ve üç dört zeytin vardı sadece. Saçlarını kan çanağı gözlerinden sıyırdı, usulca yere çöktü. Canı acıdı, ses etmedi. Zeytinleri kemirdi ekmekle beraber ve kıvrıldı yatağın bir ucuna, neler olduğundan habersiz.

Önce kapının sesiyle irkildi içeri giren o beyaz saçlı adam, yine bakışındaki zehirle yaklaştı, ancak "nerede" diyebildi. Dayak yese de sevdiği adamdı, beklediği özlediği… Ne varsa o vermişti. Beyaz saçlı zehir bakışlı adamın elleri geziniyordu feryat etti, bağırdı, duvarlar dünden daha sağırdı, duyulmadı sesi adamın… Soluğu acı bir rüzgar gibiydi üzerinde inledikçe kıvrandı, kapının ardına baktı , o güçlü kadın ne olursa olsun onları korurdu ama yoktu kimse hiç bir ses gelmiyordu. Adamın teni değdikçe midesi bulandı. İçinde lağım kokulu biri ne kadar yüreğini kapasa da o leş kokusu tüm bedenine sinmişti; kıvrandı, sustu,  ağladı, bağırdı… Gözlerini kapadığında ise tanrı yoktu, yalan söylemişti ve artık sevdiği adam da yoktu. Her gün yeni bir leş kokusu giriyordu odasına, pencerenin pervazında sadece kan izleri vardı.

Çırpındıkça hayat onu içine çekti eridi, küçüldü, ufacık kaldı. Bedeni karanlıkla boğuştu, yüzünü bile görmediği adamların inlemesi çınladı her gece kulağında. Oysa sadece bir kerecik sevilmek istemişti. Bedeli ağır olmuştu bu sevilmenin ama bir kerecik ölebilirdi bunu anladı. Pencerenin pervazında bir kerecik öldü... Ardında geç kalmış özlemi, solgun çocukluğu, sevmenin ve sevilmenin bedelini ödediği bedeni ve elinde ufak bir kağıda "bari sen beni bir kerecik sev tanrım" yazısı kaldı.

Serdar Keskin
Serdar Keskin
11 Mayıs 2009
Bu yazarın ‘Bir Delinin Güncesi & Kelebek, Kimsesizlik, Uçurtma’ başlıklı yazısı da ilginizi çekebilir.

Bu Yazıyı Beğenenler

Default Avatar
ayçıl
Hande

Okur Yorumları

Serkan Aygören - 11 Mayıs 2009 10:12
Serkan Aygören
:'(

Yok yok bişi...

Gözüme toz kaçtı da...
İKİSEKİZ.COM - Fotoğraf çekilir =)
Leyla - 11 Mayıs 2009 10:55
Default Avatar
Serdar bey..sabah sabah bu da ne? agladım yaa...yaaa olmaz böyle bir şey.. bi kerecik sev... ooff offf. öyle sevgiye hasret yaşıyor ki o çoçuklar..neden? niçin?niye? çok güzeeel bir öykü okuduuuum... ben acilen bii mendil bulmalıyım şimdii..kaleminiz ne güzel yazıyor...sevgiyle kalın
delidivane - 11 Mayıs 2009 10:57
delidivane
Hayatın gerçekleride olsa bilmek duymak istemiyorum off ya an be an yaşadım olanları o kadar sürükleyiciydi ki.. kalemine sağlık sabah sabah ağlattığın için :((
www.siirlerle.com
Serdar Keskin - 11 Mayıs 2009 13:09
Serdar Keskin
reyhan rengi bir acıdır sevilmemek..
gözümüze bazen bulut kaçırıp
yağmur ağlatıyor hayat..
teşekkürler herkese...
tanrım sessiz harfleri koru!!!!
delidivane - 11 Mayıs 2009 14:38
delidivane
seni bi kere değil bin kere sevdim...can....
www.siirlerle.com
neshe - 11 Mayıs 2009 17:40
neshe
ne denir ? nasıl denir ki? mükemmel bir öykü! gerçek olması acı verici='(
Rabbim o çocuklara hep yardım etsin yanlarında olsun işallah...


Ne diyeceğimi şaşırdım kitlendim kaldım resmen...


Kalemine yüreğine sağlık @Serdar.
Serdar Keskin - 11 Mayıs 2009 18:08
Serdar Keskin
sizlerin yüreğine sağlık ki hissetmişsiniz...
bu öykünün hikayesi var elbet
tv de haber programında yetimhanede ki çocukları gösteriyordu ve bir çocuk arkadaşına yaklaşıp beni bi kerecik sevsene dedi...Arkadaşı saçlarını okşamaya başladı...Ağlamamak elde değildi...Sonra bu öykü çıktı işte...
tanrım sessiz harfleri koru!!!!
emel serin - 11 Mayıs 2009 21:49
emel serin
Sevgili serdar ellerine sağlık..
öyküyü okurken gözyaşlarıma hakim olamadım..
sosyal bir yara bu,sen 18 yaşına kadar getir,
çokta iyi olmayan şartlarda
tamam imkanlar kısıtlıdır belki bilmiyorum....
sonra bırak kurtlar sofrasına..
yavrum o ne bilir yaşamın bu iğrenç tarafını
kim koruycak onu?
kalakaldı sudan çıkmış balık gibi
nasıl yaşasın..........


istediği sadece sevildiğini hissetmek...
sessiz merhameti duymak için...
Ya yaşamak için sev! Ya sevmek için yaşa!
delidivane - 11 Mayıs 2009 21:50
delidivane
kimseler yok mu hu hu...
www.siirlerle.com
emel serin - 11 Mayıs 2009 22:51
emel serin
olmamı bendeniz burdayım
nasılsın fundacım..
Ya yaşamak için sev! Ya sevmek için yaşa!
neshe - 11 Mayıs 2009 22:55
neshe
bende burdayım bendeeeeeeee=)
Serdar Keskin - 11 Mayıs 2009 22:58
Serdar Keskin
bende :))
tanrım sessiz harfleri koru!!!!
delidivane - 11 Mayıs 2009 23:00
delidivane
ooo emel, neshe ,serdar canlarım hayırlı geceler ben iyiyim ya siz?
www.siirlerle.com
neshe - 11 Mayıs 2009 23:31
neshe
valla ben sıcaktan buharlaşmak üzereyim=) artık evime gelmek istiyorum yaaaa=)
emel serin - 11 Mayıs 2009 23:47
emel serin
fundacım iyiyim canım..
sen sabahları takılırdın genelde..
akşamları seni burda görmek çok güzel...
Ya yaşamak için sev! Ya sevmek için yaşa!
emel serin - 11 Mayıs 2009 23:48
emel serin
Sevgili serdar merhaba..
ya ne iyi ettinde renkli dergiye geldin..
Ya yaşamak için sev! Ya sevmek için yaşa!
Serdar Keskin - 11 Mayıs 2009 23:58
Serdar Keskin
bazen iyi şeyler yapabiliyormuşum sizleri tanımak gibi :)
teşekkürler..
tanrım sessiz harfleri koru!!!!
emel serin - 12 Mayıs 2009 00:25
emel serin
nenuka nerelerde bileniniz varmı?
yok epeydir ortalıklarda..
Ya yaşamak için sev! Ya sevmek için yaşa!
Serdar Keskin - 12 Mayıs 2009 00:30
Serdar Keskin
tanımıyorum ki
o kadar eski olmama rağmen bilmiyorum :)
tanrım sessiz harfleri koru!!!!
emel serin - 12 Mayıs 2009 00:52
emel serin
=)
Ya yaşamak için sev! Ya sevmek için yaşa!
Serkan Aygören - 12 Mayıs 2009 09:02
Serkan Aygören
http://www.renklidergi.com/uye/nenuka eli başka türlü kalem tutan bir kalemşör =)

Gelecek yakında =)
İKİSEKİZ.COM - Fotoğraf çekilir =)
Yürekten Mısralar - 12 Mayıs 2009 09:58
Yürekten Mısralar
daha once okudugumda sanki bu kadar dokunmamisti...

adeta doping oldum diyebilecegim 3 gunluk guzel bir seyahatten sonra, beni dagilma moduna cekebilecek bu hikayeden, asagidaki cumleleri cebime doldurup avuclarimda sıkmak ve parmak uclarimin acımayacağına inanmak istiyorum.
evet.
su an sadece bunu istiyorum.
bugun beni kimse
ve hic bir siir
ve hic bir hikaye acitmamali...

"Bilirdi ki yaşamak insanın avucundadır ve bir el tutunca zaman akmaz olur, çok sıkarsa o el acısını sunar yaşam parmak uçlarına. Ama o inanmıştı acımayacağına ve hiç bir dokunuşun onu yok etmeyeceğine.

yuregine saglik canim benim.
yepyeni şiirlerle.
Serdar Keskin - 12 Mayıs 2009 11:51
Serdar Keskin
hoşgeldin şiir yürek...
tanrım sessiz harfleri koru!!!!
rahmi çelik - 31 Mayıs 2009 03:30
Default Avatar
beni bir kerecik sevsene
bu hikeye ve her hikayenin bir gerçeğe ışık tuttuğu görülür bunlardan bu insanlığa ibret alınacak çok dersler vardır elbette derim
dost acı söyler derler sözüm sakın acı olmasın buda bir ibret bir ders olsun derim
el elin eşeğini türkü söleyerek arar derler bu demektirki her insan hem kendine ve mesulü olduklarınada mutlak sahip çıkmalıdırlar bazı olaylar insanın elinde değildir bu oluverir düşmüşün zaten bir garipler yuvasına itilip kakılanların yerine kime nasıl sesini duyuraçaksın bunun bir çeresi yokmudur elbetki vardır ama bunun üstünde duran hiç olmadığı görülür bu gibi üzücü olaylar bu gün bana yarında sana olabilir mesela kendinizi hiç muhtaç olmayacakmı sanıyorsunuz diye bir ayet vardır işte o gün geldiğinde senide benide bulduğu zaman sen ve ben olarak bu derdimizi kimlere ve nasıl bu derdimizi anlatacağız işte sorun ortada yani bu cenazenin kalkması lazım bunu toplum kaldırır ve sorun önçelikle onları bağlar bu dinin gereğidir ve dinimizi bilmektir islam dini mezarlık için değil insanlık içindir derim onun için her insan bunu bilmeli ve mesullü olduklarına sahip çıkmalıdır bu konuda bir örnek verelim belki faydalı ulur şöyle ki iki hırsız birleşirler ortakça bir çok soygunlar yaparlar ve kazanırlarda derim.
ne yazıktır ki toplum toplumun ortak menfaatleri için iki kişi dahi birleşemezler ve onlar her şeyi devlet yapar eder derler ve yükü oralara yüklerlerse olacağı elbetki budur yani şeytanlara gün doğar demektir.
hiç bir şeytan insanın dostu olamaz ve olmamıştırda onun için toplum bir araya mutlak gelmeyi bilmeli bunun ilmi çarelerini mutlak aramalıdırlar çünkü sorun onların sorunlarıdır ve bu şekilde her türlü sosyal yaralarına birlikte çareler aramalıdırlar bu camiler aslında bunun için kurulmuştur ve Atatürkte cumhuriyet halk evlerini bunun için kurmuştur çünkü halk nerede ve nasıl bileşecektir ve nasıl dertlerin çareler düşünecektir ve sesini dünyaya nasıl duyuracaktır işte bunu ilk önce hazret muhammet yapmıştır ve Ata türkte bu camileri iş görmedğini görünce bu halk evlerini o kurmuş ve onun zamanında 550 adet halk evinin var olduğunu söylerler ama ne yazık ki bunlarıda yok etmişler ve camiler misali onlarıda saptırmışlardır desek yeridir işte bu yerlerde halk birleşir bütünleşir ve hep birlikte her türlü sosyal dertlerine çareler düşünüp bulurlar eğer halk kendi derdine çare aramazsa el elin eşeğini aradığı gibi toplumda sahipsiz kalır onun için uzaktan uzağa vah vah demek hiç bir eksiği tamamlamaz ve hiç bir yalnışıda düzeltmez derim yani kaybolan eşeğimizi yani kaybedilmiş olan bütün insanlık haklarımızı elere aratmak değil onu kendilerimiz arayalım ki o eşeğimizi bulalım derim bir garibin ve daha nicelerinin canı yanmış elin umurundamı ama bu milli ve insani toplumun umurunda olmalı ki kendi sosyal dertlerine geçerli ve faydalı çarelerini toplum olarak üretsinler çünkü sen ve toplum bu kurandan sorumlusunuz diyen yüce Allahtır zuruf 44. ayeti bunun habercisidir derim
yani sorumlu devlet değil o devletin sahibi olan o toplumdur ve o toplumu oluşturan fertlerdir işte iki hırsız kendi özel kanunlarına göre birleşirler ve soygular yaparlarda milyonlarca milyarlarca olan insan kendi kanunlarını kendileri yapıp kendilerini soyan bu iki hırsızdan bunun hesabını onlardan soramazlarsa ve buna bir ilmi çare dahi düşünmüyorlarsa onlarda havanda su döğmüş olurlar derim. leyleğin ömrü gibi laklakla ömür sürmüş olunur derim.
ve ben şunu derim anamı ağlatanın bende onun anasını ağlatmalıyım ki bu bir kısas hakkıdır nerde o toplum ve o fertler onu hiç göremiyoruz eğer o toplum zaten var olsaydı bu işler buralara taşınmazdı ve göz yaşlarımızı buralara dökmezdik göz yaşı dökmek eğer bir sevincin eseri değile orada bir eksiğimiz var demektir onun için önemli olan bizlere bu insanlığa göz yaşları döktürenlerin devterlerini dürmek olmalıydı ama bu nedense hiç olmuyor çünkü toplum hakları yok edilmiştir camiye siyaset girmez denilerek hak arama kapımız burada kapanmıştır ve cumhuriyet halk evleride işe yaramaz hale getirilmişse bunun sorunlusu kimdir bu insanlar dertlerini nasıl ortakca ve nerde konuşacaklar varmı böyle bir yer ben hiç gömedim ve buna çare üretmeyen ve hırsızlar kadar olsun birleşemeyen anlaşamayan her toplum bunu sorunlusudur eğer bu toplum bunu kurarsa ve haklarını bu şekilde ararlarsa işte o zaman hiç ağlamazlar ve mutlu ve şerefli toplumlar olarak mutlu yaşarlar derim ve ayrıca Allahın sevdiği insanlardan olurlar ve ilmi ölçü bizce budur gereğini bir fert olarak ben söyledim gerisi birleşmeyi bilen toplumlara kalmıştır derim. biraz uzun oldu başka türlüde anlatamadım bu tükenmez dertlerimi derim. rahmi çelik.
delişey - 07 Şubat 2010 22:04
delişey
bir kerecik sevilmek, ne kadar önemlidir bir kız çocuğu için... önce "babası" tarafından... yoksa ömrü hep açlık çekmekle geçer hepp heppp hepppp :((
( İnsandır, insanın zehrini alan...)
rahmi celik - 09 Şubat 2010 00:57
Default Avatar
elbetki her insanın hem sevmeye hemde sevilmeye ihtiyacı vardırda.

birileri bunu fırsat bilip o sevgiye muhtaçları akrep misali sokuyorlar sonrada onları cemiyetin yüz karası yapıyorlar.

işte ben bunu anlatmak istedim. çünkü gerçeği gerçek sevenleri bulmak çok zor çok.r.ç..