Gökkuşağı'nın Kırmızısı - And the Rainbow's Red Was Born With This Writing On Me

Kırmızı arabam vardı eskiden. Küçücük odamın girişinde boş yerde oynardım. İleri geri giderdi, sanki dünya dört tekerli bir metalin gidişinde saklıydı. Her şey o kadar basitti ki, ağlamak tek yeteneğimdi. Korktuğumda, kızdığımda, canım yandığında...
Bir gün ağlamaktan usanıp korkularımla beraber kuru gözlerle yaşamaya başladım. Bu sefer yeni mekânım yatağımın altıydı. Bütün cephanelerim bütün düşlerim orada saklıydı. Hiç bir zaman korkularımla yüzleşemedim yanımda birileriyle, tek başıma bir çözüm yolu aradım durdum hep. Kimisi doğruydu kimisi yanlış... Ama ne olursa olsun sonuçta benim doğru yanlışlarımdı ve benim müfredatımda 
üç yanlış bir doğru götürmüyordu. Aksine ileride benim koltuk değneğim olacak bir doğruyu getiriyordu beraberinde...

Daha çocuktum ilk yemeğimi yaptığımda. Annem çalışıyordu, babam da biraz dinleniyordu! abim genç, aklı havalarda, orada burada...
İlk yemeğimden beri süre gelen bir tat var pişirdiklerimde. Yalnız kalışımın, dolabın içindeki o olmayan şeylerden korkuşumun tadı vardı. Ama bunların yanında ileri geri giden hayatın, çocuk yaşta çocukluktan istifa edişimin de lezzeti vardı. Tek eksik olan iki üç tutam aileydi...
Ve bütün bunlarla beraber büyüdüm fark etmeden, artık ekmek arası acılarla doyurmuyordum karnımı ya da televizyondaki çocuk kanalında pişirilmeye çalışan mutluluklarla yetinmiyordum. Bir tencerem vardı, bir de kepçem vardı. Artık annemin malzemelerini aşırmıyordum. Su yerine iki üç damla gözyaşı koyuyordum yetiyordu. Oyuncaklarım elime sığmıyordu. İstanbul büyük değildi artık... Uzun gelmiyordu Yayla'ya çıkan yollar. Depremde yıkılan binalarla beraber yıkılıverdi senin depreminde içimdeki kumdan kaleler. Artık bir kovam, bir küreğim yoktu yeni bir kale için. Arabam, oyuncak köpeğim yoktu artık. Yeni arkadaşlar edinmiştim:
acı, yalnızlık ve hüzün... Hayatın bir safhasında mutlaka geliyorlar seninle tanışmaya... Ama erken... Ama geç...
Bir de umut neydi biliyordum o yaşlarda. Çaresiz kalışlarımın tek çıkar yoluydu... Ama bazen öyle bir an oluyordu ki umut bile çıkmaz sokak oluveriyordu. İşte o an bir kuyruklu yıldıza ihtiyaç duyuyordum inanmak için bazı şeylere... Gerçekten yaşamaya değecek kadar iyi şeylerin var olduğuna inanmaya... Umutlanmaya... Ve bir yıldız kaydığında dilek tutar çekilirdim köşeme, bütün gece izlerdim siyah dünyayı... Şimdi o film şeridi elimde... Yıpranmış sahneler siyah beyaz, geriye doğru sarılmış biraz... Bir de gökkuşağım var şimdi gözlerimden akan yağmur damlalarına çarpan hayallerimin yansımasında senin belirdiğin... Mavisinde senle düşlediğim dünya, sarısında sabahlarıma geldiğino gündüz... Ve kırmızısında dalgalı narin saçların... Gökkuşağında olmasına gerek yok hiç çıkmıyor zaten aklımdan bakışların... Hep düşünüyorum sen kırmızısıyla ben moruyla o gökkuşağı olsak, bir çuval mutluluk var mıdır bittiğimiz yerde bize? Belki de bir gerçek vardır o kırmızının bitişinde... Mesela "biz" diye bir şeyin olmadığı gibi... Sadece SEN var... BEN’den ise geriye kalan bir tek SEN'den hatıralar...
Şimdi küçüklüğümdeki gibi korkuyorum fakat altına saklanabileceğim bir yatağım yok...Rüyalarıma gelen SEN'siz bu günün bitip de uyumaktan ve uyuduktan sonra öbür yorganımın altında uyanmaktan korkuyorum..! 

Kırmızına saklanabilir miyim ?

tunahanemre
tunahanemre
31 Mart 2009
Bu yazarın ‘Gökkuşağı'nın Kırmızısı - And the Rainbow's Red Was Born With This Writing On Me’ başlıklı yazısı da ilginizi çekebilir.

Bu Yazıyı Beğenenler

tunahanemre

Okur Yorumları

neshe - 31 Mart 2009 22:15
neshe
Bu nasıl güzel bir yazıdır böyle! Söylecek söz bulamıyorum çünkü öylece kalakaldım..
tunahanemre - 01 Nisan 2009 07:04
tunahanemre
Teşekkür ederim (:
tu'Nathan
Yürekten Mısralar - 02 Nisan 2009 02:22
Yürekten Mısralar
"Kırmızına saklanabilir miyim ?"

renkler golgesini ararmis... ne kadar dogru.

yazi bir cocugun kirmizi arabasi ile baslayip, duygularinin biraz griye ve siyaha donusmesi ile genisliyor.

sonrasinda, gokkusaginin (!) cikmasi ile beraber, bir renk cumbusu dansediyor kalem ile kagidin kollarinda..
ama gozumden kacmayan bir nokta ki; yazar sevilene kirmizi rengi, kendisine ise mor rengi yakistiriyor gokkusaginda... renklerin en dib olanina, yani huznun rengine boyuyor o an ki duygularini... burda durdum ve dusundum. tam su noktada;

"Gökkuşağında olmasına gerek yok hiç çıkmıyor zaten aklımdan bakışların... Hep düşünüyorum sen kırmızısıyla ben moruyla o gökkuşağı olsak"

"olsak" daha olmamis, olgunlasmamis bir sebze ile yazar yine mutfakta isbasinda... ama bu sefer karni degil, ruhu aç..

"sevgiye..."


ve tahmin ettigim sekilde gelisiyor son paragraf.. cocuk mutfaktan cikiyor, yavasca o mekana, yataginin altina, yani karanliga "kirmizi bir soru" ile gizleniyor.

===

hepimiz biliriz ki; kirmizi renklerin en sicagi , gozunuzu alabildigince isitan bir renktir, o yuzden finale saskin bakmamak gerekir diye dusunuyorum, cunku yazar kendini kaplayan rengin, yani ask in, sevginin rengi olan kirmizinin golgesini ariyor finalde...

bulmasi temennim ile,

kaleminiz dert gormesin.
yepyeni şiirlerle.
tunahanemre - 02 Nisan 2009 22:11
tunahanemre
çok güzel bir yorum gerçekten bayıldım okurken.çok teşekkür ederim (:
tu'Nathan