Gözlerine Yağmur Dolmakta Şehrin

Gözlerine Yağmur Dolmakta Şehrin

“Kendine iyi bak…” Giderken dudağından dökülen en acı sözdü bu. Ha birde “Biraz hatırım varsa, azalt sigarayı” demiştin.
ağlamak,hüzün,istanbul,renkli dergi,şehir,yağmur
“Kendine iyi bak… Hatırım varsa…” Bilemiyorum düşünerek mi söyledin bu sözleri, yoksa söyleyecek bir şey bulamadın da adet yerini bulsun diye mi? Tek bildiğim, söylediğin o son sözlerin hala kalbimin kulakçığında acı acı çınladığıdır.

Her ne sebeple söylediğinin artık önemi yok. Şimdi kıyısına çömeldiğim akşamların anlamını yüklenmişim. Önemi olmuşum, önemsizliklerin ayrıntısına. Ve şimdi kamburu olduğum bu şehrin gözlerine yağmur dolmakta… Ben yağmaktayım… Ben akmaktayım şehrin yanaklarından.

Evet, senin hatırına kendime iyi bakıyorum. Emin ol sigarayı da azalttım. Sen içimde çoğaldıkça, her şeyim azalıyor zaten. Sen merak etme. Senin hatırına kendime iyi bakıyorum. En sağlıklı haliyle yaşıyorum hasreti. Mesela, balkonda otururken asla hırkasız çıkmıyorum. Yaz mevsimi olsa bile, içim ılgıt ılgıt titriyor çünkü. Meltem ılık ılık esse de, karayel yalnızlığımda üşüyorum sensizken. Ha bir de çayımı artık şekersiz içiyorum. Fark etmiyor çünkü ağzımın tadı. Sen gittikten sonra tadı tuzu kalmadı inan ağzımın. Ha şekerli, ha şekersiz… Hasret, toprak tadında yapışıyor genzime.

Dediğim gibi merak etme sen beni. Bak sigarayı da azalttım. Duman duman ayrıntısında yittiğim bu şehri içmekteyim ve ciğerlerim çatlarcasına, ummalı ahlar üflemekteyim gecenin kasvetine. Zakkum kokulu yokluğunu sarıp çarşafına gecenin, başımın ateşiyle tellendirmekteyim şafağını ömrümün. Sen beni merak etme.

Şarkıların kıyısından umarsızca geçen ben, şimdi kulak kesilir oldum gecelerin inciten senfonisine. Sanki bütün şarkılar senin için yazılmış. Bütün şiirlerin konusu sensin sanki. Ressamların işlediği tema, romanların al yazmalı kır çiçeği sensin. İntiharım olur dinlediğim şarkılar. Baktığım resimler timsalini nakşeder güllerin kanadına. Şiirlerin güftesidir, tasviri imkânsız şehla bakışın.

Bak sana ne söyleyeceğim. Madem o kadar umurundaysam ve hatırım varsa sende, hadi gel oyunu bir kerecik kuralına göre oynayalım. Sen kal ben gideyim. Ve eğer hatırım varsa, sen kendine iyi bak. Olmaz mı?

Almıyor gözün değil mi? Gitmek, kalmaktan daha kolay. Daha bir özgür kılıyor sözlerin cümleleşmesini. Kolaysa sen kendine iyi bak. Bakabilirsen tabi…

Vurunca perdelerin arasından gecenin hüznü, kaybedersin ben öznesini hayatının satırlarından. Nesnesi olursun bütün teferruatların ve ruhsuz bir beden, kamburlaşır zamanın sırtında. Kendine iyi bak sözü, söylendiği an gibi anlamsız kalır, anlamını yitirmiş hayatının lehçesinde. Sen musallaya bakan yüzü olursun koca dünyanın. İşte bak, kendime iyi bakıyorum. Sen merak etme beni.

Kendimin bile inanmaktan haya ettiğim yalanları heceliyorken, bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırını yudumluyorken ve bir fincanı dahi doldurmadığını fark ediyorken yaşadıklarımızın, senin hatırına kendime iyi bakıyorum.

Of! Olmuyor kara gözlüm! Kendime iyi bakamıyorum. Bakmak istesem de bir türlü kendimi, kendimde bulamıyorum. Giderken ya beni de götürdün, ya da kendini unuttun. Bulamıyorum. Cevapsız soruların sapağında hezeyanlara durmanın akşamını yaşıyorum. Bir türlü sabah olmuyor sanki. Giderken eteğinin kıvrımlarında sürünen gölgeye mi karıştı sabah? Nedir bu karanlık? Nedir bu körlük? Bir türlü kendime rastlayamıyorum. Zamanın her anını didik didik arıyorum, tek bulduğum adı geçmişte saklı ince bir sızı… Sen… Her şey körkütük sen olmuşken, senin kimliğine bürünmüşken yaşamım, kendimi aramaktan vazgeçiyorum.

İşte bu yüzden, kendime iyi bakamıyorum…

 

Habib MERT
Default Avatar
habib
23 Ocak 2014
Bu yazarın ‘Gözlerine Yağmur Dolmakta Şehrin’ başlıklı yazısı da ilginizi çekebilir.

Okur Yorumları

üye olun, siz de katılın