Ölmek böyle bir şeydi işte birileri gelir ölünle karşılaşır, polis aranır savcı gelir nasıl ölüp gittiğini bilmek ister. Şüpheye düşerse otopsi ister, ölmüşsün artık hissetmezsin etrafındaki olanları. Nasıl bir tabutun içinde olduğunu nasıl o arabaya bir canlıyı koyduklarını sorgulamazsın... Dışardan meraklı gözler inanmak istemez öldüğüne...
Sen o arabanın içinde edebi yolculuğuna çıkarken arkanda bıraktığın soru işaretlerini seni tanıyanlar cevaplar... “ İyi kadındı kimseye zararı yoktu, yazık oldu kimsesi yok, nasıl ölmüş doktor ne diyor? ” Sen giderken arkanda bıraktığın bir sürü cevaplanacak soru bırakırsın ne kadar tanınmış bilinmiş olsan bile soru işaretleri kalır işte... Ne kadar nalıkdı her şey insan daha iyi anlıyordu... Ölüm haberinin nasıl hızlı yayıldığını şimdi daha iyi anlıyordu, kötü haberin nasıl tez ulaşıldığına, gözleriyle görüyordu yaşıyordu, bu anı şahitlik ediyordu... Ölmüştü ya, gerçekten bir şey hissetmiyor muydu? O tabutun içine koyulduğunun ve soğuk bir mermerin üzerinde sabaha kadar beklemenin çaresizliğini anlamayacak mıydı? Gerçekten ölmüş müydü? ÖLDÜ... ÖLÜM... ÖLÜ... Artık yabancı bir kelime olmaktan çıkmıştı onun için.''
Tabut cenaze arabasına konulurken bunları düşünmüştüm. O küçücük cenaze arabasına nasıl koyarlardı bir insanı aklım hala almıyordu dışardan ne kadar da ürkütücü kan dondurucu acı bir gerçekti... Bir gün ölürsün öldürülürsün sebep ne olursa olsun ve bir gün gelir o arabaya konulur gidersin... Ölmek buydu işte bir daha olmamaktı başka ağızlarda isminin tekrarlanmamasıydı elle tutulur gözle görülür seni ne biri görür nede tutabilirdi... Yoktun işte yok oluyordun ölmeden önce yaşadığın her andan her yaşanmışlıktan silinip gidiyordun hayatına artık nokta koyuyordun bir daha devamına yazı yazılmıcak bir nokta bu...
Annemin uzaktan cenaze arabasına isteksiz bakışına şahitlik ettim. Sevmezdi annem ölümleri kendi annesini gencecik kaybettiği günden beri ölümü cenaze arabalarını sevmez ve o sert kadın yufka yürekli dokunsan ağlayacak biri olurdu şefkatini daha bir yürekten hissederdin. Ardı ardına sigara yakıp durdu bütün gece kaybetmenin ne demek olduğunu bir kez daha yaşamıştı annem geçmişte bir yerlerde izi kalmış bir acıyı hatırlatmıştı bu ölüm ona... Apansız aniden hiç beklenmedik bir anda gelen bu ölüm haberi onu eski bir zamana götürdü orada takılıp kaldı aklı saatlerce sigarasını içine çekerken kim bilir neleri yaktı içinde bilemedim sadece uzaktan şahidi oldum sessizce.
Bundan bir ay önce bir arkadaşım babasını kaybetmişti ölümüne artık babasının olmayacak olmasına alışmış gibiydi. Ne zaman görsem takılırdık bir birimize ve yüzünde hep bir tebessüm olurdu kimse inanmazdı babasının öldüğüne...
“Alışmak”
“Alışabilmek”
“Alışmaya çalışmak”
Böyle bir şeydi demek ki birileri hayatınıza girer nasıl sizinle birlikte olduğunuza “alışırsanız” yanınızdan dünyadan göçüp gittiğine de “alışırsınız.” Acısı hep bir yerlerde durur ateşi, zamanla söner ama hep kıvılcım halinle yanar durur ve o kıvılcımı yakmaya bir söz, eski bir hatıra, yakında yaşanılan bir ölüm yeterdi.
Şimdi dudaklarımda bir şarkı “dünyada ölümden başkası yalan” diyor sözleri... Dünya yalan ama ölüm gerçek görmezden geldiğimiz gün gelir bizi de bulur dediğimiz ama içten içe biraz korktuğumuz bir gerçek...