5.
Sabah uyandığımda yanımda yoktu. Sanırım benimle uyumamıştı. Mülkiyetsiz ve bandırasız gözlerimi ilk kez duvarları lila renginde bir odanın içinde açıyordum. Hayatımda ilk kez kendimi bir rahmin içindeymişim gibi hissettim. Daha düne kadar uykularından kanlar içinde uyanan ben şimdi forsepsi görür görmez gülmeye başlayan bir bebek gibi açıyordum gözlerimi hayata.
Bir an için endişelerimin bıçak çekip yolumu kestiği o anların çok geride kaldığını sanmıştım. Ama noldu biliyor musunuz? Dün gece aklımı kaçırıp bütün endişelerim, bütün hüzünlerim ve bütün yalnızlığımdan fidye isteyen o kadın bir anda yatak odasına girdi. Üzerinde ham ipekten bir gecelik vardı. Onu görünce illegal acılar aktı içime. Ne diyeceğimi bilemedim. Ne söylenebilirdi ki; ben seni dün akşam bir kadın zannetmiştim. Çok sarhoştum… Bir transseksüel olduğunu anlasaydım… Yani çok üzgünüm… mü deseydim.
6.
Öylece çekip gittim. Tek bir kelime dahi etmeden, bir hayvan gibi…
Bir süre daha sırat köprüsündeki tadilatların bitmesini beklemek ve yükseklik korkusu olan bir uçurtma gibi ait olmadığım bu hayatı terk etmek niyetiyle geceleri yürümeye devam ettim. Geceleri yürümeye devam ettim de günler geçtikçe, ben artık o eski ben miyim? sorusu aklımın arterlerinde dolanmaya başladı. Sonra fark ettim ki onunla yani şu kendine Uranüs diyen transseksüelle karşılaştıktan sonra pek çok şey değişti. Sahip olduğum bütün acılar, toplama kamplarımdan ellerini kollarını sallaya sallaya bir bir çıkıp gittiler. Sinüsleri tıka basa cerahatle dolu hayatımın çekirdeğine bir anda hava enjekte edilmiş gibi nefes almaya başladım. Yıllardır atmosfer görmeyen ciğerlerim yanıyordu artık. Bütün bunların o transseksüelden sonra olması bir tesadüf değildi herhalde.
Nihayet bir gece, çığlığımın sesleri kısılıp, avazım çıktığı kadar bağırdım. Sonra…
Sonra yürüyüp yürüyüp dünyanın sonuna gelen ve daha fazla ilerleyemeyen bir adam gibi durdum.
Adımlarımdan birini daha attım. Diğeri arkada kaldı. Zerdüştlerin yırtıcı kulelerinde kuşları bekleyen cesetler gibi olduğum yere raptiyelendim. Naptın sen… dedim kendime… naptın sen!!! Bir gece önce sarhoş olup MeryemAna’nın heykeliyle oynaşan monumentofiliya tanılı bir rahip gibi kafam önüme aktı. Asefal bir heykeldim o an. Vandal bir el tarafından yarım bırakılmış müptezel (değersiz) bir heykel…
7.
Kalbim göğüs kafesime tekmeler yağdırıyordu. Bir yandan koşuyor bir yandan da ondan nasıl ve ne şekilde özür dileyeceğimi düşünüyordum. Sahi kendisine nasıl seslenmemi istemişti. Bir gezegen adı mıydı. Uranüs müydü? Gerçekten Uranüs müydü?…
Soru işaretlerimin sivri ucuna değdikçe canım yanıyordu.
Çok tuhaf!!! Koşarken bir anda aklıma ne geldi biliyor musunuz? K.Reeves’in oynadığı bir film vardı. Hani kötü adam otobüse bir bomba koyuyordu ve otobüsün belirli bir km.nin altına inmemesi gerekiyordu. Hızını düşürürse infilak edecekti. Hızını düşürürse patlayacaktı içindeki herkes ve her şeyle beraber! Bir an bile durmamalıydı, bir an bile durmamalıydım. İnfilak etmekten korktuğum için değil. Tabi ki değil!!! Onu kaybetmemek içindi her şey… Onun o sabah yatak odasındaki kırılan halini usumda yapıştırıp seyretmenin dayanılmazlığı içindi anlatabiliyor muyum? Kendimi bir an önce affettirmezsem kabı delik bir su gibi azalıp, eksilip,yok olmamak, Recm cezasına çarptırılıp kendimi kıyasıya taşlamamak içindi…
Kırmızı Öyküler 1.Öykü 1.Bölüm
Kırmızı Öyküler 1.Öykü 2.Bölüm