Kenan beni görünce ilk başta tanıyamadı, zaten işin doğrusu tam bir bakış bile değildi aslında. Önündeki ifademden kafasını kaldırıp yanındaki memur arkadaşa sen gidebilirsin dedikten sonra kapı kapandı ve biraz önce o lacivertlerin içinde omzundaki üç yıldızı gözüme sokan adam gitmiş lisede ilk kaçak sigaralarını okulun arka sokağındaki bilardo salonunda içen iki lise talebesinden biri gelmişti .
“Vay kardeşim nasılsın, hoş geldin.” deyip sarıldı. “Kusura bakma” dedi daha demin tanıyamazdım seni, anlarsın resmiyet... “Anladım.” dedim. “Hayırdır? Senin ne işin var hurdacıda, eskicide?” “Hiç sorma!” dedim böyle böyle oldu. “Anladım” dedi. Çayımızı içtikten sonra hafta sonu buluşmak için sözleşip oradan ayrıldım. Hala anlamıyordum başıma gelenleri kafam karman çormandı, kendimi derhal toparlayıp bir şeyler yapmam gerekiyordu. Bu iş böyle gitmezdi ve gitmemeliydi! Yine beynim bana oyunlar oynamaya başlamıştı veya bana öyle geliyordu. Karşıdan O geliyordu koşarak... Peki karnından eteğine doğru akan kan mıydı yoksa başka bir şey mi?
Evet, evet resmen kan damlıyordu. Gonca gülüm vurulmuştu!