Kimseleri göremediğim için sessizce oturdum. Koltuğun kenarında bir kitap vardı açıp sayfalarına bakmaya başladım. Ali’nin olmalıydı diye düşündüm altını çizdiği yerler vardı.
Neleri beğenmişti acaba, sayfaları çevirmeyi sürdürdüm.“Ne yazık ki kimi düşler uzun sürmez. Ansızın sonbahar geliverir. Kış rüzgârları pembe düşleri kavurmaya ve savurmaya başlar.”
Düşlerinde ben var mıydım? Ne diyordum aman Allah’ım bu hislere kapılmakta nereden çıktı. Sessizliği gülüşmeler bozdu nerde olduklarına bakmak için ayaklandım sese doğru gittim. Mutfak kapısının kenarından bakıyordum birlikte bir şeyler hazırlıyorlardı. Öylesine mutlu görünüyorlardı ki imrenmek elde değildi. Annesi beni fark etti.
—Gelsene güzel kızım
—kolay gelsin efendim
—teşekkürler yavrum
—yardıma ihtiyacınız var mı?
—Yok, bitti sayılır
Ali’den ses çıkmadı. Ben dayanamadım yanına yaklaştım. Beni ilk gün götürdüğün o tepe vardı ya hani bütün şehri izlediğimiz yer, oraya götürür müsün bu akşam. Tebessüm ederek gözlerime baktı ve hiçbir insanoğlunda rastlamadığım bakışlarına daldım. Masaya oturduk yemekte konuşmadan sadece manalı gözlerle birbirimize bakındık. Kaybolabilirdim o engin denizde o puslu gözlerde. Birlikte sofrayı kaldırdık, onun oturmasını istedim. Ben öyle süs bitkisi gibi kenarda oturan tiplerden değildim. Görünüşüm her ne kadar o durumu yansıtsa da evimde mutfağımda bir kadındım. Etrafı toparladım, tabakları yerleştiriyordum. Aniden elimi tuttu ellerim titremeye başlamıştı ve alev sarmıştı bütün bedenimi. Nefesini yüzümde hissediyordum hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladım. Kalbimin sesini duyduğuna emindim. Kulağıma eğildi “Hiçbir kilit açmadı bu gönlü, ta ki seni görene dek” ellerimi bırakıp çıktı.
Olduğum yerde kaldım. Şaşkınlık, heyecan bir sürü duyguyu aynı anda yaşıyordum. İçeriye geçip oturdum. Annesiyle sohbet ettik biraz. Ailemi, İstanbul’da ki yaşantı mı ve merak ettiği her şeyi cevapladım. Ali usul usul bizi dinliyordu. Hava hafif kararmaya başlamıştı ve son gecemdi bu şehirde. Yarın sabah yola çıkacaktım. Gösteriş meraklısı samimiyetsiz insanların etrafımda dolaştığı bir yığın kişinin içine dönecektim.
—Hazırlanın gidelim artık isterseniz
—Hemen hazırlanıyorum
Koşar adımlarla odaya girdim ne giyinecektim evimde olsaydım bütün yatağa dökerdim kıyafetlerimi seçim yapmak için. Yeşil gömleğim aa evet bavulumdaydı hemen çıkarttım. Yeşil bana yakışıyordu bunu çoğu kez duymuştum. Gözlere kalem çektim ve dudaklarıma kırmızı bir ruj hah işte tamamdır. Güya bekletmeyecektim. Merdivenlerin bitiminde beni bekliyordu. Hızlıca indim yanına. Aramızda hiç bir şey yoktu belki ama o söylediği sözü düşünüyordum. Müzik açtı “ey sevda kuşanıp yollara düşen bilesin bu yollar dağlar dolanır yâre ulaşmadan düşersen eğer yarına sesinin yankısı kalır” dinlediğim her şeyde bir ima seziyordum. Ve işte o muhteşem güzellikteki yere bir daha gelmiştik Arabadan inmedik bir süre, akşam daha da nefis bir görsellikteydi bütün şehir ışıkların içindeydi.