Bu gece uyuyamadım sevgili,
Seni, beni, bizi düşündüm,
Bu çocuk sensiz ne yapar hiç düşündün mü.
Ellerini tutmadan, gözlerine bakmadan,
Seni saramadan, göz yaşlarımı silmeden,
Unutmuşum yazmayı bu sonbaharda
Aldım kalemi elime
Adınla başladım yazmaya
Defalerca sana olan hasretimi karaladım..
Ellerim titriyor
Sana yazarken
Gözlerim ağlıyor
bir tek o benim olsun dünyalar sizin
fazla değil beş dakikaya da razıyım senle geçecek...
gel ne olursun gel artık...
can tanemsin sen... nasıl kırılırım sana..
ben sensizken acizliği öğrendim..
Sen susunca;
Bu şehir bana dokunuyor..
Yaralarıma denk geliyor her seferinde
Kalkıyor kabuğum. Kilitleniyor dilime
Susuyor acılarına, susuyor yarınlarına...
Bu çiçeğin adına hemen gitme daha çok vaktimiz var koydum... Ve bu çiçeği kocaman bir şehirmiş gibi incelemenizi istiyorum...
Bakın desenlerine, saflığına, ve anlayın bizi nasıl bir yaratıcı yarattı... Ve yaratanın müthiş işçiliğini görün. Kavrayın...
Henüz olgunlaşmamış sevgi tanelerini, toplayamazsın.
Haydi diyelim ki; topladın!
Zorla kopardın dalından, hunharca çektin aldın.
Ekşimsi, hatta acımtırak bir tadın, lezzetsiz meyvesinden,
Hey dost!..
Nerelerdesin, neden bırakıp gittin de bir başıma bıraktın beni?
Kavlimiz birlikte yürümek değil miydi?
Sabahın seherinde başlayan yolumuz öğlenin güneşinde kesiştiğinde dememiş miydik kararan göğün altında yıldızları avuçlayalım sonra beraber gideriz karanlığa.
Kitap sayfaları gibiyiz biz,
Satır aralarında sırrımız.
Ne sen okuduğunu anlıyorsun,
Ne ben yazdığımı.
Belki de üç noktayla biten cümlelerdeyiz biz
Akşama farklı şey getiririz akla,
“Sorunları çözecek cesareti vardı her zaman. Sorgulayarak yaşıyordu bu hayat denilen sınavı... Ve gözyaşlarını yoldaşı olarak taşıyordu göz pınarlarında. Amansız bir sancıyla boğuşurken daha da amansız bir sancı yerle bir etmeye geliyordu yanan tenini. Boncuk boncuk terliyordu. Yanıyordu... Öylesine bakıyordu sadece susuyordu ve bakıyordu. Bu beden bu dünya ona ait değildi. Ait olmadığı hayatı ve sancıları yaşıyordu. Peşi sıra geliyordu hayat önüne ve yapacak fazla bir şeyi yoktu. İçi cehennem ateşinde yanarken, dudağı başka bir dudağın ateşini de hissediyordu. Kendinden başka herkesi kandırıyordu. Kendine kanıyordu kendine. O kandırmaların içinde boğulurken uzaktan iki çift göz bu boğuluşa izin veriyordu bu boğuluşu görmezden geliyordu...”
Henüz mükemmel değiliz
Sevda kulelerinden ötmüyor borazanlarımız
Üzerimizden trenler geçerken
Silkinip kalkacak kadar güçlü değiliz
Biz henüz mükemmel değiliz
Nereyedir bu yalınayak yarış
sinema aşıklarının buluşma noktası
internet adresi kısaltma servisi
resimlerinizi yükleyin, internette paylaşın