kahve makinesi

Kahve Makinesi Bölüm 1

Ev darmadağındı. Heryer her yerdeydi. Bu dağınıklığın ortasında bilgisayar başında klavyenin tuşlarına basan çelimsiz, 40’larında bir adam vardı. Sandalyede kambur oturan adamın, saçı sakalı birbirine karışmıştı. Oldukça bakımsız ve sağlıksız görünüyordu. Üstünde rengi soluk, yer yer lekeli bir pijama takımı, sırtında da kahverengi bir battaniye vardı. Klavyenin tuşlarına olağanüstü bir hızla basıyor, arada bir kafasını kaşımak dışında elini klavyeden kaldırmıyordu. Ekranda oldukça karışık görünen, yüzlerce satır kod vardı.

27 Mayıs 2014
inanakmugan

Nefes nefese kalktım yataktan. Gözlerimi açtığım ilk saniyede üzerime atlayan kaplanı görünce yere fırlattım kendimi. Rüyaydı. Rüyanın etkisindeydim hala. Sanki gerçekten saatlerce koşmuştum. Öylesine yorgun, öylesine nefes nefeseydim. Zar zor ayağa kalkabildim titreyen bacaklarıma rağmen.

09 Mayıs 2013
greysteam

Elma kurtlanmış ama

cezbedici kıpkırmızı

görünümü iştah

kapartmaya yetiyordu

ve

sadece üç ısırık hakkı

vardı.

Pamuk prensesin

bu üç dilek hakkı üç

tercih demekti.

05 Mart 2012
cihan balcıoğlu

Bir varmış Bir yokmuş, evvel zaman içinde uzun yıllar önce kapkaranlık mahallenin sakin insanları varmış. Bu sakin insanların pencereleri sonuna kadar kapatır perdelerinin aralarından gökyüzüne bakarlarmış. Ta ki bu insanlardan biri bir gün kafasını gökyüzünden indirip yere bakana kadar her şey normalmiş. Mahallenin en çirkin kızı ama bir o kadar da en güzel yürekli kızı pencereden sokağa doğru baktığında sokak lambasının altından da iki büklüm olmuş üstü bası parçalanmış bedeni koskoca bir dev gibi olan ama haliyle bir bebek gibi şefkat bekleyen bir dev insan görüp hayretle bakakalmış...

03 Şubat 2012
katil_maktul

Erdal Bey yine her zamanki gibi erkenden kalkmış, soğuk su ile yüzünü yıkayarak kendine gelmeye çalışmıştı fakat bu onu ayıltamamıştı. Dün gece yine içkiyi fazla kaçırmıştı. Doğruca mutfağa gidip kendine bir kahve hazırladı. Bu kahve iyi gelmişti ona, ayılmasını sağlamıştı en azından. Ağır ağır hazırlanırken duvardaki saate takıldı gözü, acele etmesi gerekiyordu yoksa geç kalacaktı. Hızlı bir şekilde takım elbisesini giydi ve yeni aldığı siyah çantayı eline alıp evden çıktı.

19 Ocak 2012
ucnokta...

Bu bakkal sahipleri ne acayip insanlardır arkadaş. Gidersin alacaklarını söylersin, adam ayarlar çıkarır tamam dersin.

İşte o anda o sinir edici soru gelir sevgili bakkaldan '' Başka bi isteğiniz varmı ? '' Ulan istesem söylerdim başta değil mi? Adamı sinir ediyosun ya, gerizekalıya bak sen önce adam ol adam ! Tamam sakinim.

11 Ocak 2012
Oğuzhan Yurtsever

Ne yazabilirim artık bu rıhtımda başıboş dolaşanlar için, zamana karşı koyamamanın verdiği yorgunlukla gözümü boğazın uzak parıltılı noktalarına kenetliyorum, maviliğin gözlerimi sımsıkıca sarabileceği ihtimalini umarak, bir bardak çay’a hapsolmuş duygularım bardağın kaşık darbeleriyle canhıraş bir feryatla kendine gelirken, dış cephemi oluşturan vücudum boğazın sert rüzgarında sersemleşmiş bir ağırlıkla ne yöne yalpalayacağını kestirmekle meşgul, harfler yine beynimin içinde ılık bir şekilde düşünce odalarımda cümle kıvamına gelmekle meşgul artık harflerim öyle hızlı bir şekilde çığrından çıktıki ben bile kestiremiyorum on saniye sonra yan yana saçmalama zincirini hangi cümlelerle oluşturacağımı.

28 Haziran 2011
yorumsuzkalem
ayna ayna

Can, candan öte mi? “Hayır” der ayna kızın sorduğu soruya. Peki, neden ayırt edemiyorum sonradan, fakat ilk gelen canımla. Ayna “gerçek mi istersin” der? Kız ise ağlayarak “hayır” der ve “o halde susalım” der ayna kıza.

04 Nisan 2011
seymen

Gözeneklerine ayrılmış seslerden, içi geçmiş yağmurlardan ve sırasını savmış sırların dölyatağından geliyorum ben. Öncemle sonram aslında hep kavgalıyken, annemin avucundaki kan hatırına yüzüme bakıyorlar. Sarı, yeşil ve kahverengi renkler bir bir ayrışıyor toprağın bedenime benzeyen yaratılışından. Zihnim sara hastası. Kabuğunu soyuyorum utanmaya niyeti olmayan kadınların etinin. Etimden bıktım. Ruhum gözlüklü bir fahişe. Cenin hâlim gibi su toplamak istiyorum biteviye. Su toplamak ve gücümün yettiğine aklım ermeden tekrar Kâl-u Bela’ma toplanmak istiyorum.

05 Mart 2011
cengizhan konuş

Akşamın ilk saatleriydi. Güneş gitmiş yerini nemli bir karanlığa bırakmıştı.Şehrin ışıkları hafif hafif yağan yağmurun altında yaramaz çocuklar gibi oynaşıyordu.Ürkek bir rüzgar yumuşak toprak kokusunu bulduğu ilk açık pencereden içeriye bıraktı.Islanmış toprağın kokusu önce pencerenin önündeki masaya zıpladı,ardından da hemen kapı bitişiğindeki ahşap masanın arkasında,sandalyesinde kendinden gençmiş genç bir adamın ciğerlerine hücum etti.Genç adam aldığı toprak kokulu ilk nefeste kendine geldi.Hızlı hareketlerle silkelenip,kendine duyduğu öfkeyle kolundaki saatine baktı.Anlaşılan son çeyrek saati uyuklayarak geçirmişti.

23 Ocak 2011
yıldırım
< Önceki123