Büyükada’nın yolları taştan, sen çıkardın beni beni baştan… Hmm, yok yok böyle değildi bu türkü ama olsun güzel oldu. Bayram ertesi hazır güneşte hala bizimleyken ve hala kemiklerimizi ısıtıyorken bir koşu varıp gelmek geldi içimizden… Nereye mi? E tabi ki Büyükada’ya mirim…
Gözlerimizle söz vermiştik
Birimiz nereye diğeride oraya
Bırakmayacaktık birbirimizi
Şimdi o günleri hatırlarımda
Özlerim adaları, hala aklımda
Vapur kıyıya yanaşıyordu. Kalbi heyacandan deli gibi atıyordu. Acaba gelecek miydi bu sefer? Sarılabilecek miydi aşkına, bu hasret bitecek miydi? Aylardan beri savaşın bitmesini beklemişlerdi. Hiç bitmeyecek gibiydi. Ama nihayet artık bitmişti ve Alice limanda aşkına kavuşmak için gelmişti. Çok beklemişti, nerdeyse yıllarca acaba gelecek miydi? Robert o vapurdan inip sarılacak mıydı O'na?
12.
“Şehir içi vapur seferlerinde görevli bir kaptan vardı.” Diyerek başladı hikaye…
“Utangaç biriydi. Utangaç ama senin kadar yakışıklı bir adam… Beyaz üniformasını giyer, her sabah yediyle beş buçuk arası Suhulet adlı gemisini iki iskele arasında götürüp getirirdi. Baderna edilmiş halatların yaşamına benzetirdi hikayesini…
sinema aşıklarının buluşma noktası
internet adresi kısaltma servisi
resimlerinizi yükleyin, internette paylaşın