Türkiye'm, benim güzel ülkem. İnsanıyla, kültürüyle, aydınıyla, köylüsüyle asırlardır birlik ve bütünlük içinde her şeye rağmen yaşatılan ve inşallah yaşatılacak olan biricik vatanım benim.
Bu vatanda kurduğumuz devletleri düşünüyorum. Yabancı ülkelerden sanatçı ve bilim adamlarını getirip, yayıldığı tüm coğrafyaya kültürümüzün izlerini bırakmış atalarımı rahmetle anıyorum. Müslüman olmakla birlikte, tüm diğer din mensuplarına ve hatta herhangi bir dini kabul etmeyenlere de yaşam hakkı tanımış, onları sömürmemiş olan güzel ecdat. Sizi hasretle anıyorum.
Vefaya dayalı bir girişten sonra asıl konuya gelmek istiyorum. Ülkemin gariplikleri saymakla bitmez amma velakin bugün sadece bir tek sanatçı açısından değerlendirmek istiyorum. Şöyle ki;
Geçenlerde samimi bir Müslüman olarak tanıdığım ve piyasada Kaan Sertel olarak çalışan fotoğraf sanatçısı olan arkadaşımla sohbet ediyorduk. Kaan, 5 vakit namaz kılan ve düzenli bir aile yapısına sahip bir arkadaş. Çok tatlı 3 ve 6 yaşlarında iki kız çocuğu babası. Farklı ajanslarla irtibatı olan ancak serbest çalışan bir fotoğrafçı. Fotoğrafçılığın her kademesinde (nü fotoğraçılık da dahil) başarılı projelere imza atmış başarılı bir isim.
Kendisini size kısaca sunduktan sonra sohbetimizi derinleştiren asıl meseleye girecek olursam, sohbetimizin bir yerinde "Neden gerçek ismini kullanmıyorsun?" diye sorma ihtiyacı duydum. Aldığım cevaplar bir sanatçının serzenişleriydi.
Öncelikli olarak fotoğrafçılık sanatını seçmesinin kendisi için yüce bir amacı olduğunu anlattı. Kaan, ilk olarak makro çekimlerle bu işe bulaşmış. Küçük bitkileri, böcekleri çekerek onlarda eşsiz sanatları insanların nazarlarına sunmak amacıyla amatör olarak fotoğraflar çekmeye başlamış. Ardından değişik manzara ve ibretlik olayları yakalama derdine düşmüş. National Geographic tarafından düzenlenen bir yarışmada jüri ödülü aldıktan sonra bir haber ajansından savaş fotoğrafçılığı teklifi almış. 1991 Körfez Savaşı'nda yaşanan insanlık dramlarını farklı karelerle tüm dünyaya sunmuş.
Ardından askerlik. Askerde iken eğitimler sırasında insan vücudunun aslında tüm dünyadaki tüm diğer canlılardan ve manzaralardan daha fazla sanatı içerisinde barındırdığını fark etmiş. Önce yüz, el gibi insanlara ait farklı görünümler üzerinde çalışmış. Daha sonra bir ajansın teklifi üzerine gelirleri savaş karşıtı bir örgüte bağışlanmak üzere hazırlanan bir katalogun nü çekimlerini yapma işini kabul etmiş. Ve kıyamet alametleri bundan sonra kendini göstermeye başlamış.
"Küçücük ama harika yaratılmış bir böceğin makro çekimlerini hazırlarken ne hissediyorsam, çıplak bir insanı fotoğraf karesine sığdırırken de aynı şeyleri hissediyorum" diyen Sertel, Türkiye'de porno veya erotizm sektörü ile nü fotoğrafçılığın aynı kefeye konulmasından şikayetçi. Bunu ise insanımızın kültür eksikliğine ve dinini bile yeterince okuyup araştırmadığına bağlıyor. Ve halkımızın çok aşırı derecede önyargı ve dedikodu hastalığından şikayet ediyor. Ve bu yüzden farklı isimlerle sanatçılık kariyerine devam ettiğini ekliyor.
İşte bir fotoğraf sanatçısının görüşleri. Sizce haklı olan Kaan mı, yoksa toplum mu?
Renkli Dergi Notu: Fotoğraflar nü çekimleri ile ünlenmiş Niko Guido'ya aittir. Kendisi ile bir röportaj hakkımızı saklı tutuyoruz dergi olarak... Yakında...