Merhaba sevgili renkli dergi takipçileri bundan böyle Renkli Sohbetler köşemizde birbirinden değerli sanatçılarımızla gerçekleştirdiğim keyifli söyleşilerimizi sizlerle paylaşacağım. 30 yıldır tiyatro sahnelerinde hayranlıkla izlediğimiz Mustafa Uğurlu ilk konuğumuz. Mütevazi kişiliği ile sorularımızı yanıtlayan Mustafa Uğurlu son, oyunu Sokrates’in Son Gecesinden oynadığı tüm oyunlara, diziler ve sinema filmleri üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Tiyatroyla dolu bir yaşam içerisindesiniz kısaca size değinecek olursak neler söylemek istersiniz?
Uzun yıllardan beri devlet tiyatrosunda görevime devam ediyorum. 30 yıl oldu. Şöyle bir dönüp baktığımızda zamanın ne çabuk geçtiğini görüyorum. Bursa devlet tiyatrosunda başladım. Bölge tiyatrolarında bir hayli, çok çalıştım. Ankara, İstanbul, Adana tekrar bir Ankara’ya dönüş ve sonra İstanbul derken 10 yıldır buradayım. İstanbul devlet tiyatrosunda oyuncu olarak devam ediyoruz.
Tiyatroya başlamanızda ağabeyiniz Ahmet Uğurlu’nun etkisi oldu mu?
Tiyatroya başlamamda ağabeymin etkisi çok oldu. Ailede örnek aldığım kişiydi. Onun tiyatroyla olan organik bağı ve beni de tiyatroya yönlendirdi diyebilirim. Ağabeyim ile birlikte devlet tiyatrosu sınavlarına hazırlandım. Daha önce ağabeymin bir kurs dönemi vardı devlet tiyatrosunun açtığı. Orayı bitirdikten sonra konservatuar’a gitti. Ben 1-2 yıl sonra tiyatroya başladım. Kurs dönemine devam ettim. Sonra kadro sınavıyla devlet tiyatrosuna girmiş oldum.
İlk oyununuz muhakkak sizin için daha ayrıcalıklıdır diye düşünüyorum ama o zaman ilk heyecanla ilk deneyiminiz nasıldı?
İlk oyunum Dünya’da Davul’du o zaman oyunda saz çalıyor türkü söylüyordum sahneleri bağlayan bir görevim vardı oyunda. İlk oyunumda ağabeyimle birlikte oynamıştık. Figüran olarak yine Köroğlu’nda beraber oynamıştık. Yıllar sonra profesyonel oyunumuzu yine ağabeyimle birlikte Düğün ya da Davul’da oynadık. Çok güzel bir oyundur unutamıyorum tabi o anları. Liseyi bitirdikten sonra başladım. Ben tiyatro kursu döneminde Uludağ Üniversitesi Ticari Bilimlerde okudum ekonomistim ben aynı zamanda. İşletme mezunuyum. Kurslara devam ederken devlet tiyatrosunda figüranlık yapıyordum bi taraftan da okuluma gidiyordum. Akademinin bitmesiyle birlikte benim hemen 1 yıl öncesine dayanır profesyonel hayata Bursa devlet tiyatrosunda oyuncu olarak başlamam aslında.
Bugüne kadar sayısız oyunda rol aldınız ancak rakamsal olarak oyunlarınızı hatırlıyor musunuz?
Geçen bi kaç yıl öncesine kadar oynadığım oyunları saymıştım ama 55-60’ın üzerinde oyunda rol aldım. Bikaç oyun sahneye koydum. 4 oyun sahnede yönettim. Bunlardan iki tanesi çocuk oyunuydu. Fakat oyunculuk olarak daha cazip geldi bu ortam o yüzden oyunculuğa devam ettim. Yönetmenliğin kıyısından da şöyle bir geçmiş oldum. Zaten içindeyiz bir görev verildiği zaman bunları da değerlendiriyoruz. Kendimizi sınama içinde buluyoruz. Bu ortamda bende iyi ki denemişim yönetmenliği oyunculuk benim için daha cazip ve etkili olduğunu gördüm.
Devlet tiyatrosu dışında özel tiyatrolarda sizi çok fazla göremiyoruz?
Bugüne kadar 1 oyunumu özel bir tiyatroda sahneledim. Ben sürekli devlet tiyatrosunda çalıştım ikisini birlikte tercih etmedim.
Tiyatro sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor?
Ben bu sorunun cevabını inanın alamıyorum. Yaşadığım dönemle ilgili söylediğim gibi ağabeymin o yolda bir adım atması benimde o yola yönlenmem anlamında çok önemli bir etkisi olmuştu. Fakat sonradan anladım ki oyunculuk biraz içe dönük bir yapım var benim belki de bütün bu işle uğraşan insanlarda da olabilir diye düşünüyorum. Sadece sahne üzerinde yetenekleriyle varolan bir insanın kendini ifade etme özgürlüğü sahnede bitiyor tabi. Dışarıyla olan bağlantısında pek böyle sosyal tarafım olduğuna inanmıyorum ama belki de yıllar geçtikten sonra o sosyal yönümüz genişliyor. Daha rahat hareket edebiliyoruz ama ilk başlangıçtaki yıllarımda kendimi ifade edebileceğim tek yer olarak orayı görmüştüm. Bir de biz çok değişik bir dönemden geçtiğimizi zannediyorum o dönemler çok farklıydı. Ülkenin biraz karışık dönemlerinde kendimizi ifade edebileceğimiz alanlar çok dardı. Tiyatro benim açımdan kurtuluş yönü oldu. Özgür ve bağımsız tarafım çoktur benim yıllar sonra onu da keşfetmeye başladım. Bir yere bağlı olup ideolojinin peşinde koşan bir tarafım yok o yüzden belki pratikte cazip olan bir tarafa meyil gösterebiliyor insanlar ama bunun içinde organik olarak varolma içgüdüm gelişmedi benim. Belki de tiyatro bu bakımdan benim için cazip geldi. Ben zaten devlet tiyatrosunda göreve başlamıştım ama başlamadan önce diğer tiyatrolarda da görev aldım. Çok zorluğunu görmüştüm ama tabi o zaman ki tiyatrolarda ideolojik tarafı ağır basan tiyatrolar yapıyorduk biz. Devlet tiyatrosuna geçtikten sonra yelpaze genişledi. Bu yelpaze genişliği içerisinde o politik ögelerin daha fazla taraflarını da görmeye başladım ben. Zaman geçtikçe o politik yön zaten tiyatral platformda kendini de yok etmeye başlıyor. Bir yere bağlanıp kalmak beni çok tedirgin eden bir tarafım vardı o zamanlar zaten aynı söylemi söylemek, aynı lafları tekrar etmek dışında tiyatronun çok daha geniş bir yelpazeye sahip olduğunu gördüm. Bu geniş yelpaze içerisinde devlet tiyatrosunun çok çeşitli örnekleri içerisinde rol almaya başladıktan sonra artık o taraf beni tatmin etmeye başladı. Tek taraflı bir söylemin dışında çeşitli tarz ve üsluplarla oyunlar içinde olmak beni daha çok rahatlattı tiyatronun daha çok ufkunun geniş olduğunu orada öğrendim.
Tiyatronun dışında zaman zaman dizilerde size rastlıyoruz ancak yoğun olarak göremiyoruz televizyonu mesleğiniz açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet, sıkıştığımız zaman televizyona dalıyoruz. Bu çok can sıkıcı bir durum eğitim alan o kadar çok arkadaşlarımız, kardeşlerimiz var ki bu popüler kültür deyip onun içinde kaybolduğu bir saha haline geldi. O da çok can sıkıcı eğitimini alan insanların bu işi yapmasından yanayım ben. Fakat uygun olur ya da olmaz. Bu popüler kültür dediğimiz televizyonda sadece eğitimli insanların dışında bir sürü insanın da iş yaptığı sektör. Yadsımıyorum fakat öncelikli olarak eğitimli olan insanların yer almasından yanayım. Son zamanlarda özellikle çok maddi olarak sıkıştığımız zaman başvurabileceğimiz bir alan haline geldi. Onun içinde de olmak çok güzel bir olay değil tabi. Çünkü çalışma şartlarından tutunda verilen ücretlere kadar çok dengesiz bir sektör haline geldi. Özellikle bu son dönem kriz halindeki bütün dünya için ama özellikle ülkemizde krizin televizyona da bu kriz deyimini kullanmaları ile insanları çok daha mağdur duruma düşürdükten sonra inanın bunların içinde çok da fazla bulunmak istemiyorum.
Dizi senaryolarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tabi ki her gelen senaryoda çok da değerli olamayabiliyor. Çünkü televizyon dünyası başka bir gerçek o gerçeği hepimiz biliyoruz. Reytinglere göre şekillenen, hikayenin baştan belli olmayan bir periyodu da var. Okuduğunuz bir-iki bölümün dışında olay bambaşka yere gidebiliyor. Örneğin ben Kader dizisinde oynamıştım bikaç yıl önce başından itibaren 3. 4. bölüme kadar bir arap şeyhi ile başladım Arapça konuşan bir adamı oynarken bir de baktım 4. bölümden sonra İstanbul’da bir iş adamına dönüştüm. Kendi kimliğimi bile reddebilecek bir hale geliyorsunuz senaryo içinde dedim beni öldürün falan derken 13.bölüme kadar idare ettik.
Sinemayı tiyatroya göre siz nasıl kıyaslıyorsunuz?
Tiyatronun çok disiplini var ve sinemayı da bu disipline çok yakın görüyorum. Yoksa şekil olarak aynı değil tabi ki çok farklı bir dünya. Diziye göre tabi ki kalıcı diziler sabun köpüğü gibi hikayenin başı yok, ortası yok sonu yok. Öyle devam eden bir serüvenle giden bir gerçek televizyon dizileri. Ama sinema gerçekten yapıldığı zaman kalıcı ve de keyifli. Yıllar sonra bile karşınıza çıktığı zaman utanmadan izleyebileceğiniz bir gerçek olarak ortaya çıkıyor.
Bugüne kadar en çok rol almak istediğiniz bir oyun ya da karakter oldu mu?
Ben gerçekten şunu da oynayayım bunu da oynayayım gibi bir düşüncem gelişmedi. Öyle bir önyargı ile beklentilerle yapacağınız meslek değil bizimki. O bulunduğunuz bölgedeki tiyatronun repertuarı ile ilgili, oradaki kadrolarla ilgili, oradaki sanatçıların yaşları ile ilgili. Oyunlar olduğu için kafanızda öyle çok da idealize ettiğiniz kriterleri oynamak gibi bir lüksünüz oluşmuyor belki de oradan kaynaklanıyor. Yoksa dünya literatüründe hele hele belli bir yaşa geldikten sonra oynamak istediğimiz bir sürü roller çıkıyor tabi.
Devlet tiyatrosunda özgürlük kısıtlaması olduğuna dair değerlendirmeleriniz oldu mu devletten ayrılıp özel tiyatrolarda çalışmayı düşündünüz mü?
Hayır hiç bir zaman düşünmedim. Ben devlet ve özelde olma ikilemini hiçbir zaman kafamda düşünmedim ve yaratamadım. Çünkü devlet tiyatrolarında çok tartışılan bir konu aslında. Devletin tiyatrosu içerisinde görev almak insana nasıl özgür bırakabilir ya da nasıl ufkunu genişletebilir bunun alternatifinde bir tiyatroda olmak düşüncesi bana hiçbir zaman cazip gelmedi. Şöyle cazip gelmedi çünkü kendimi ben hiçbir zaman özgürlüğümün kısıtlandığını hissetmedim oyuncu olarak zaten o özgürlüğü hissettiğim için oyuncu oldum. Yönetmen her ne kadar sizi belli bir yöne çekerse çeksin siz kendi ensturmanlarınız içerisinde gerçek hikayeyi gerçek adamı kendiniz oynuyorsunuz. Sesinizden bütün vücudunuza kadar o özgürlüğü ben kendi içimde hissedebiliyorum. Kaldı ki devlet tiyatroları ile dışarıdaki bir özel tiyatronun ayrımı o kadar kesin bir çizgi gibi görünsede aslında yapılan aynı sadece şurdan farklı devlet tiyatrolarının yelpazesi çok geniş her farklı ekolü, türü oynayabilecek kapasitede bir haldeyken gelişti benim dönemimde şimdi şimdi kısıtlanmaya başladı devlet tiyatrosunun yapısal eksikliklerinden kaynaklanan, yasalarımızdan kaynaklanan merkeziyetçi yapıdan kaynaklanan bir sürü sorunlarımız olmasına rağmen o özgürlüğü ben her zaman tattım ve tadıyorum. Olanakları itibariyle herhangi bir “dekor, kostüm ışık alanında dışarıdaki alternatif özel tiyatronun olanaklarıyla örtüşemeyecek kadar bana olanak sağlayan bana kendi varlığımı özgürlüğümü daha açıkça daha net ve geniş bir platformda sunabilme imkanı sağladığı için ben oradayım. Dışarıda olunca ben ondan çok farklı bişey oynamayacağım zaten. Yani söyleminde belki direk olarak özgürce seçebildiğim bir oyun imkanı sağlamış olmam benim özel tiyatro olanaklarıyla o seçtiğim oyunu oynama fırsatını vermeyecek belki. Çünkü ekonomik kısıtlamalarla yani ne bileyim büyük bir prodüksiyonu seçme olanağım olmayacak belki dışarıda o büyük prodüksiyonu içinde olamamak onu seçipte oynayamamaktan daha kötü. Yoksulluk sınırının altında aldığımız bir maaşla idare ediyoruz yani bu ilk günden bugüne değişen bir şey yok hep böyleydi zaten. Bütün sektörlerimiz öyle bi kaç özel şirketlerimizin dışında verilen ücretler falan Türkiye için aynı şeyi kapsıyor. O bakımdan koşullarımız çok kısıtlı ama bu koşullar dünden bugüne hemen bir anda böyle olmuşta biz bunun alternatifini istiyor değiliz. Bu hep böyleydi bizim koşullarımız çok çok güzel değildi bunları bilerek isteyerek girdiğimiz bir kurum olduğu için bu bakımıyla o başka bir mücadele platformu başka bir şey. Kaldı ki dışarıda özel tiyatro yapan bir arkadaşımızın aldığı parada bizden kat kat yüksek değil belki daha az. Parasal platform hepimizi ilgilendiren ve hepimizin mücadele etmesi gereken bir alan. Bütün sektörler açısından söylüyorum.
Son olarak mutlaka sahnede çok fazla anınız vardır ama unutamadığınız bir anınızı paylaşır mısınız?
O kadar çok anı var ki benim için cazip görülür ama başkaları tarafından cazip görülmeyebilir bu taraflar. Anadolu’da çok fazla turne yapardık biz eskiden 15-20 yıl öncesine kadar uzun turne dönemlerimiz olurdu o zaman bölge tiyatroları yoktu daha açılmamıştı. Oralara hep biz giderdik Bursa Devlet Tiyatrosu Ankara’dan, İzmir’den, İstanbul’dan ama daha sonra bölge tiyatroları kuruldu. Turne dönemleri gittiğimiz zaman ilginç şeylerle karşılaşırdık. Oyun esnasında tencerelerin çıkarılıp dolmaların yendiğini, çekirdeklerin çitlendiğini bunlar hafızamda yer alıyor. O anda tabi seyirciyle iletişimi biz kuracağımız için etkilerdi ama onları başka yere koyup öyle değerlendirme lüksümüz yoktu.