Alnına mühürledi sevda sözcüklerini
renklerin karmaşasına düşürdü ıssız gölgesini
avucunda büyürken sonsuzluğun çizgileri
karaya tövbe etti yazgısının ertesi
ve o’na
karlı dağların ayazından daha çıplak sokuldu
yüzünde kavmi zulme uğrayan peygamber kederi
asasını çölde fırtınaya teslim etmişçesine ürkek
hırkasında şafaktan dilsiz mavi düğmeleri
fısıldadı...
gözlerini semaya katık etmeğe geldim
dilimde büyüyen ağır aksak tümcelerdir
göğsümde filizlenir yoksulluğumun çiçeği
sonbaharda başlar kimsesizliğimin nöbeti
ve o’nu
hasretin ince elleriyle usulca sarmaladı
tırnağında günahkar bir azizenin kirleri
sözlerini bordo yağmurlarda unutmuşçasına telaşlı
bakışında sancılı beklemelerin derin izleri
mırıldandı...
boynuna kadife öpmeleri sermeğe geldim
tenimde çoğalan savruk özlemlerdir
kokusunda sevdalanır cemre toprağa
yalnızlıkla közlenir hasretimin ateşi
ve o’nunla
mavi kanatlı sokakların şehrine göç eyledi
tebessümünde nergislerin nazlı güzelliği
umudun ortasında savruldu nefeslerin sıcaklığı
saçlarında ölümsüzlüğün kızıl gülleri
Serdar Keskin