Ucu gözükmeyen çiçekli yol gibi özlem.
Mis gibi kokusu baş döndürücü sarhoşluğun girdabında ağırlarken,
Ne oradan kurtulmayı düşünürsün ne de o girdaba girmeyi arzularsın.
Dışarıdan bakanın anlayamayacağı kadar fırtınalı,
İçinde dolaşanın kendini kaptıracağı kadar sakin.
Bir şiirin dizelerinde seksek oynar gibi keyifli,
Keskin bıçakların saldırısından kaçmak gibi kışkırtıcı.
Neyi, kimi, neden, nasıl demeden koy vermiş giderken hayat,
Başını sağa çevirsen özlem, sola çevirsen hasret.
Ne elinde tutabileceğin bir kuş,
Ne koklamaya kıyamayacağın bir çiçek.
Uçuşan tüller gibi rengârenk bulut.
Dalgalanan denizde kaybolan köpük.
Avuçlarından sızım sızım sızlayarak dökülen kum.
Parmaklarının arasından kaçmak için çırpınan cıva.
Rüzgârdan korkan gelincik yaprağı.
Gül yaprağından incinen hanımeli.
Eşini arayan ateşböceği.
Işığa koşan pervane.
Yükseğe daha yükseğe kaçmak için çırpınan şeytan uçurtması.
Arkadaşına kurduğun içi su dolu çamurdan tuzak.
Havaya attığın topu yakalayamayan ebe.
Salladığın ipe takılıp yere düşen oyuncu.
Göklere kadar gideceğini sanan salıncak.
Sabah esintisine kokusunu karıştıran bahar yaprağı çınar.
Parmaklarında ezdiğin ceviz yaprağının kokusu.
Derenin içinde yeşeren yarpuz.
Koyda dolanan yelkenli.
Bir evin açık penceresinden içeriye dalan gitar sesi.
Bir çocuğun ağlaması.
Bir delikanlının şen kahkahası.
Özlem…