Bir Parça Kâğıt Ve Mustafa Kemal Atatürk...

10 kasım,ata,atatürk,bayrak,cumhuriyet,mustafa kemal,vatan,vefa

Ben şimdi bir parça kâğıda ne yazayım Atatürk’ten başka… ?

Atatürk’ü de böyle anlatırdı kendi bildiği kadar. Görmedi ama bildiği birçok şeyi gözü önünde canlandırır ve aynısının bende oluşmasını isterdi. Anlatırken her nefes aldığında her kalbi attığında büyüyen heyecanını göstermek isterdi herkese ki istese bile tutamazdı bunu… Bastonu at, gözlükleri dürbün, tespihi silah olmuştu adeta anlatırken. Buz gibi ama yüreklerin kokusu toprakları tüttürmüş bir savaşın ortasında bulmuştum kendimi… Anlatırken titriyordu elleri. Tespihi tutmaya çalışıyordu sanki onu. Kolay değildi tabii onun için… Dünya sahnesinin asırları yerle bir eden oyununu anlatıyordu. Kimse için kolay değildir bu… Kursakta düğümlenmiş sözleri çözüp de anlatabilmek, sözcüklere karşı koyup gözyaşların iplerini sökmek hiç kimsenin göze alabildiği bir durum değildir…

İşte 10 Kasım. Herkesin aynı anda öldüğü ve bir Türkiye Cumhuriyet’inin arkasından toprakları salladığı gün… 10 Kasım... Herkesin gözünü kapadığı ve bir an içinde görmek istediklerini bir perde misali gözüne indirdiği gün… Ve Kasım… Bambaşka bir olgunluğa göğüs gerdiğimiz Kasım…

Ağıtlar nice mezarları inletti gözyaşları sularken…

O gözlere bakınca neler okunuyordu neler… Memleket okunuyordu başta… Umut okunuyordu… Azim okunuyordu… O gözlere bakınca ayıramıyordu insan bir daha kendini o gözlerden… Okunacak çok şey vardı çünkü… Ve ne kadar az zaman! Okunabilindi mi o gözler? Veya o gözlere bir şeyler okuyabilmek için bakıldı mı? 1938’den bu yana yazılan yazılar okunurken o gözler serildi mi sayfalara?

Evet. Yaşananlar kolay değil. Ama bundan sonra yaşanacak olanlar da kolay değil… Bu yüzden topraklara bakıp onların sevincine kızacağımıza, başımızı yukarı kaldırıp geceden sonra gündüzü görebildiğimize sevinelim…

“Hala, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda,
hala oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz.
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın!
Uluslar, fethine çıkıyor, uzak dünyaların…
Mustafa Kemal'i anlamak göz boyamak değil,
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil...”

Dedem anlatmaya devam ediyor… Duraksadı birden. Tespihini iki elinin arasında döndürmeye başladı, bastonunu koltuğun sağ tarafına yerleştirdikten sonra… ““Böyleydi.” Dedi gözlerini tespihine kilitleyerek…

Öyleydi o zaman. Peki, şimdi nasıl diye dönüp baktık mı kendimize?

10 Kasım 1938, Dolmabahçe Sarayı, Saat 09.00.

Tatlı bir telaş. Her zamanki gibi yani. Herkes işinin başında görevini layıkıyla yapma derdinde…

Her nefes, buram buram umut kokuyordu…

10 Kasım 1938, Dolmabahçe Sarayı, Saat 09.01.

O her zamanki tatlı telaş bu dakikadan sonra her zaman olanlara benzemedi. Bambaşka bir zaman dilimindeydi herkes. Her şey tersine dönmeye başladı yavaş yavaş… Acı bir telaşın içinde sakince olup biteni izleyen günden çıkarıyordu herkes öfkesini…

10 Kasım 1938, Dolmabahçe Sarayı, Saat 09.02.

Heyecan, korku, endişe her geçen saniye artıyor…

Adımlar tutuk, gözler yarı kapalı. Bakmaya dayanılmıyor. Her son nefes buram buram sevgi kokuyor…

10 Kasım 1938, Dolmabahçe Sarayı, saat 09.03.

İnceden inceden hıçkırıklar yükseliyor. Yürekler ağızda, kelimeler kifayetsiz...

Her son nefes buran buram dost kokuyor…

10 Kasım 1938, Dolmabahçe Sarayı, Saat 09.04.

Terler boşalıyor alınlarından… Yürek nasıl atacağına karar veremiyor. Eller yorgun düşüyor destek olamıyor hiçbir şeye… Gözlerse denize akan bir nehir olmaya hazırlamış kendini…

Her son nefes buram buram cesaret kokuyor…

10 Kasım 1938, Dolmabahçe Sarayı, Saat 09.05…

Sözler kesildi. Gözler kapandı. Eller çekildi. Saatler durdu. Yürek atmamaya karar verdi.

O verilen son nefes buram buram memleket kokuyordu…

Bunu herkes anladı…

Doktorlar anladı, başkanlar anladı, dost anladı, düşman anladı…

Bastonları çürüdü, tespihleri koptu, gözlükleri kırıldı dedelerin…

Böyleydi işte…

Ben şimdi bir parça kâğıda saatlerin durduğu anda geç kalınmışlıkla

rı yazabilirim…

Herkes anladı… Ama çok geç anladı…

Elimizde bir tek kursakta düğümlenen kelimeler kaldı. Onların da hevesi kaçtı…

10 Kasım 2009… Böyle işte!

B.Ç. //

Pamuk Şeker
Pamuk Şeker
11 Kasım 2009
Bu yazarın ‘Yaşlılık - Akrep Ve Yelkovanın Ardındaki Gölgede Özlem’ başlıklı yazısı da ilginizi çekebilir.

Bu Yazıyı Beğenenler

Default Avatar
delişey

Okur Yorumları

delişey - 11 Kasım 2009 14:02
delişey
"Benim naçiz bedenim elbet birgün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır!"

M.Kemal ATATÜRK

Vasiyetidir. Sahip çıkmak için ne yapıyoruz?

"Cumhuriyet'i biz kurduk,onu yüceltecek ve devam ettirecek sizlersiniz."

M.Kemal ATATÜRK.

Ne anlatmak istemiş ne kadarını başarabiliyoruz?

Her yönüyle gelmiş geçmiş en büyük lider.

pamuk şeker teşekkür ediyorum çok keyifle okudum...
( İnsandır, insana her haltı yapan...)
delişey - 11 Kasım 2009 15:48
delişey
"İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben, fani Mustafa Kemal; diğeri milletin içinde yaşattığı Mustafa Kemaller idealidir. Ben onu temsil ediyorum. Herhangi bir tehlike anında ben ortaya çıktımsa, beni bir Türk anası doğurmadı mı, Türk anaları daha nice Mustafa Kemaller doğurmayacaklar mı?"
( İnsandır, insana her haltı yapan...)
Pamuk Şeker - 11 Kasım 2009 16:55
Pamuk Şeker
Delişey ben teşekkür ederim yorumların için... :)
(:
lyra7 - 12 Kasım 2009 14:26
Default Avatar
pamuk şeker yalın hoş ve güzel bir yazı okudum sayende teşekkürler.
D.T
Pamuk Şeker - 12 Kasım 2009 19:00
Pamuk Şeker
lyra... Ben teşekkür ederim. Çok mutlu oldum yorumunuzu okuyunca...
(:

üye olun, siz de katılın