Bir nehirde kayığımız ile yol alıyorsak kolay yol akış yönünde gitmektir. Ama bazen nehrin tersine de gitmeye çalışmalı varacağımız yere zorda olsa varıp işimizi gördükten sonra kendimizi akışa bırakmalıyız.
Birinci dünya savaşında sonra yazılan senaryo hala oynanıyor; bizi her şeyi ile kendileri gibi yapıp Avrupa Birliğine almamak… Kahvelerde yapılan “Biz her şeyi yapsak da bizi Avrupa Birliğine almazlar...“ geyiğini size yapmak istemiyorum. Ama gerçekleri de görmek gerekiyor biz ne yapsak da, hatta onların kopyası olsak bile bize asla güvenmeyecekler ve bir noktadan tam üyeliğimiz dönecek… Nasıl bir toplumuz yada toplumduk, özümüz unuttuklarımız neler? En başta misafirliğimiz gelir, herkese açık olan kapımız; sonra saygımız, her yerde bizimle olan terbiyemiz, muhafazakarlığımız ilk aklıma gelen birkaç özelliğimiz… İlk önce bizi yavaş yavaş böldüler parça parça… Evet görünüşte kimse kimse düşman değil ama kapılarımızda eskisi gibi açık değil herkese… Sonra teknolojiyi yanlış öğrettiler bize, çocuklarımız büyüklerimize saygıyı telefona atılan bir mesaj sandılar, el öpmeyi unuttuk el öpmenin saygı değil de yaşlılık belirtisi sayan bir toplum… Herkesle her şeyi konuşmanın marifet olduğunu sayan bir toplum… Önceden Edep vardı adap vardı… Büyüklerin yanında kötü tek kelime konuşmayan, bunu çok büyük ayıp sayan küçüklerin örnek aldığını bilip yanında sözlerine dikkat eden kişiler vardı. İnterneti oyun ve chat zanneden çocuklarımız oluştu… İnternette öyle şeyler yaptık ki Avrupa bile bu kadarını düşünemezdi. Önce orada başladık her şeyi konuşmaya nasılsa uzaktık ve hiç karşılaşmayacaktık karşımızdakiyle… Hayatımızdaki bu değişiklik hoşumuza gitti ama sıkıldık bir gün böyle özgür yüz yüze konuşsak dedik; onu da yaptık… Önce arkadaşlarımız sattık, sonra eşlerimizi aldattık sonra bizi biz yapan tüm benliğimizi kaybettik. Avrupa’yı hep örnek aldık onlar gibi yaşamayı marifet sandık, hiç sormadık kendimize Avrupalı gibi bir yaşam mı iyi, yoksa özümüze dönüp öyle bir yaşam mı?
Yazımda buraya kadar olan kültürel yozlaşmadan bahsetmeye çalıştım bu paragrafta ise diğer bir tehlike şeriat’tan bahsedeceğim. Evet tehlikenin bir tanesi Avrupa bizi kendine uşak yapmaya çalışan kültürümüz bozan ve bozmaya da devam edecek Avrupa. Diğer tehlikede şeriat. Fazla söze hacet yok “Şeriat” kelimesini derinlemesine araştırın beni anlayacaksınız içinde neler olduğunu…
Ne çarşafa karşıyım nede özgür giyime, benim karşı olduğum insanlara İran’daki gibi tek düze yaşama, tek tip giyime zorlamak… Bizim aklımız yok mu, biz ne giyeceğimizi ne giyemeyeceğimizi düşünemiyor muyuz ki siz ne giyeceğimizi söylüyorsunuz bize…
Tüm yazdıklarımızdan sonra sen nerdesin dediğinizi duyar gibi oluyorum… Ben önceden Avrupa Birliği masalına kendini kaptırmış, her şeyin onunla düzeleceğini sanan bir kördüm. Ne solcu, ne sağcı, ne dinci ne de milliyetçiyim. Ben ülkemi en koyu milliyetçi kadar seven, en koyu solcu gibi Atatürk ve ilkelerini benimsemiş, dinine bağlı doğru nerde ise orada olmayan bir çalışan bir Türk’üm.
Özgürlüklerimizi tamamen kaybetmeden içimdekileri sizinle paylaşmak istedim… Aklımdakileri sansüre uğratmadan, süslemeden yalın bir şekilde sizinle paylaşmanın keyfi içindeyim, kuyuya atılan taşların çoğalması dileğiyle…