Hayata geldiğimiz yer ile hayatta gelmek istediğimiz yer arasında geçiyor ömrümüz. Zorluklardan seçmeli hayatlar yaşıyoruz. İsteklerimiz imkanlarımızla orantılı değil. Seçtiğimiz her şey için,başka bir şeylerden vazgeçmemiz gerekiyor. Sevdiğimizi seçtikçe mutlu, seçtiğimizi sevdikçe huzurlu oluyoruz. En çok istediğimiz şeyler hiç istemediklerimizle iç içe geçmiş halde çıkıyor karşımıza, istediğimiz bir çok şeye ulaşmak için istemediğimiz bir çok şeye katlanıyoruz. Sevmediklerimizi, sevdiklerimize bedel koyuyor hayat. Hayatımızı şekillendiren bazı şeyler elimizde, bazıları değil...
Bazılarımız şartlara şekil veriyor, bazılarımıza şartlar şekil veriyor. Bazılarımız dünya rekoru kırmak için çalışıyor, bazılarımız dünya rekoru niyetine yaşıyor. İşimiz ile içimiz arasında geçi(ni)p gidiyor ömrümüz. Toprak üstünde farklı sınıflarda yaşayıp,toprak altında eşitleniyoruz
"Avuçlarımız sımsıkı halde dünyaya gelip, ellerimiz açık şekilde dünyadan gidiyoruz"...
Hem yaratıcı,hem yıkıcı taraflarımız var. Kendimizi bir yandan inşa, bir yandan tahrip ediyoruz. Cesaret ile korku, bilgelik ile cehalet, zarafet ile zorbalık, iyilik ile kötülük, şefkat ile şiddet aynı anda içimizde yaşıyor, çatışıyor bize egemen olmaya çalışıyor. İçimizdeki dengesizliklere rağmen dengeli bir hayat kurmaya çalışıyoruz. Kendin yap mobilyalar gibi hayatımız. Evine aldığı modüler mobilyayı kendi başına monte etmeye çalışanlar gibi yaşıyoruz.
"Biraz kılavuza bakıyoruz , biraz birbirine benzeyen parçalara. Elimiz alıştıkça aklımıza güveniyoruz , Kafamız karıştıkça kılavuza... "
Hepimizin derdi, parçaları doğru yerleştirip anlamlı ve işe yarar bir şey ortaya çıkarmak…