Seni Anlatamamak...

Her ne kadar basit bir yazı gibi dursa da öyle değil aslında bu paragraflar… Satırları özenle işlenmiş, noktalarında sevgi biten, arkana baktığında nefesini bile hissedebileceğin kadar yakın, bakmadığındaysa çevrendeki nefeslerden birinin tükendiğini anlayamayacağın kadar uzaklardan, göremediğin kalbin ta içinden yazılmış bir yazı bu… Öyle bir kalp ki avucunun içini bile dolduramayacak kadar küçük fakat dillere döküldüğünde hiçbir destanın onun önüne geçemediği bir efsane kadar büyük bir kalp bu… Ve öyle bir yazı ki bir tane postacı bile cesaretini toplayıp getiremedi bunu sana, bir güvercin taşıyamadı gagasıyla, bir kalem yazacak asaleti bulamadı kendinde, işte bu yürek, hiçbir yürek şu anki gibi titremedi bir kâğıdı doldururken… Velhasıl öyle böyle bir yazı değil, kâğıtların takâtinin kalmadığı bir yazı bu…

Artık paslanmaktan kendimi alıkoyamadığım, kemiklerimin titremesinden utanmadığım, saçlarımın dökülmesine alıştığım ve güneşin nerden doğup battığını hatırlayamadığım bir dört duvar yok etrafımda dizlerimi kanatan… Fakat kendimi hırpaladığım her an için beni boğmaya kalkan ama her seferinde teğet geçen bir çemberle baş başayım…

Bu sana yazdığım ilk yazım değil… Ama son mektubum da değil ayrılığı ve özlemi çağrıştıran…

Evet… Yok şimdi onları kendime özümsediğim beni yavaş yavaş yozlaştırmaya çalışan duvarlarım…

Şu an uçan bir kuşun üzerinden düşen bir tüy kadar neredeyse hacimsiz bir o kadar da kimsesizim…

Önümdeki kalabalık başımı döndürüyordu sürekli… Nefes alıp almadığımdan habersiz çığlık atıyorum ama sanki ses geçirmeyen bir opera salonunda ilacını kaybetmiş bir astım hastasıydım… “Bakılmaya” muhtaç…

Sen arkanı dön. Sen bir dön de yıktığım duvarlarım her metrekaresinde bir gül, seninle aramızdaki en yakın mesafede umut kırıntıları bitsin… Dön bak bana postacılar yerin dibine girsin... Güvercinler ağlasın… Etrafımı saran çember hâlinden utansın…

Dönüp de bir bak ki olsun varsın çatlasın kalemlerim, kaybolsun kâğıtlarım…

Yeter ki şu nefesim kursağımda kalmasın…

Duygularım düşüncelerimi sıvazladıkça yazmak geliyor içimden bir yerlerden…

Fakat hâlâ bulamadım en uzak lügâtlardan bile seni gösterebilecek yiğit gibi iltifat dolu sözleri…

Daha doğrusu seni bir yazıda anlatmak mı? Mümkün değil!

/B.Ç.

Pamuk Şeker
Pamuk Şeker
27 Haziran 2009
Bu yazarın ‘Yaşlılık - Akrep Ve Yelkovanın Ardındaki Gölgede Özlem’ başlıklı yazısı da ilginizi çekebilir.

Bu Yazıyı Beğenenler

Pamuk Şeker
ayçıl

Okur Yorumları

delidivane - 27 Haziran 2009 08:32
delidivane
Daha doğrusu seni bir yazıda anlatmak mı? Mümkün değil!

anlatılmaz bilirim ne kalem ne kağıt kar etmez gönül telindekileri dile getirmeye,yinede bir nebze de olsa seni anladık...
www.siirlerle.com
Pamuk Şeker - 27 Haziran 2009 23:08
Pamuk Şeker
Aslında hiçbir şey dile getiremez ki gönülde titreşen duyguları anlatmaya,göstermeye.. Yeter ki onları hissedebilecek bir çift göz olsun insanda... Gerisi boş...
[... ßakınca Görebiliyor Musun? ..]