Yaşanmamış bir hayat mı ardınızda bırakmak istediğiniz?. Neden aşkı bu kadar hasretle bekler de bir şey yapmazsınız?. Yanı başınızdan akıp giderken hayat, içine balıklama dalmak neden aklınızdan geçse de yapmazsınız? Ne ki bu? Sizi bunca durduran... Oysa bir hesaplasanız ya, kaç günlük ömür bu? Yetmiş yıl yaşasanız üç yüz altmış beş günden, yirmi beş bin beş yüz elli gün eder. Yaşadığınız günleri de düşün bundan .. Ne kalmış elinizde. Ee ne bekliyorsunuz daha? Yanı başınızdan akıp geçiyor hayat. Neden hâlâ bir kuşun cıvıltısından, bir çiçeğin açışından, derelerin çağlamasından kaçıyorsunuz. Neyi bekliyorsunuz? Nedir beklediğiniz. Her gün bu sayfada aşk üzerine yazılmış yazılar okuyorum.Onlarda bile gem vurulmuş duygular, kendini bir şelalenin telaşına kaptıramamış sözcükler.. Oysa aşkı aşk yapan acısı, mutluluğu, coşkusu ve belki inanmayacaksınız bir başkasında kendinizi bulmanız. Bir düşünün bir başkasında kendinizi keşfettiğinizde aşkı da bulduğunuzu anlayacaksınız.
Uzaklardan gelsin, elini omzunuza değdirsin diye mi bekliyorsunuz? Siz gidin o uzaklardan. Siz değdirin elinizi onun omzuna... Ne kaybedersiniz ki? Her gün umutsuzluğun girdabına kapılmış hayat hikayeleri dinliyorum.. Hayat zaten zor. Bunu bilmeyen ancak ahmak mutlulardır. Her şeye gülen bir ahmak değilseniz hayatın neler getireceğini az çok zaten anlarsınız.. Ee neyi bekliyorsunuz ki? Sizi bunca yaşamaktan alıkoyan ne? Düşünsenize bir kendinizi. Mesela Ay’da farz edin. Öylece oturmuş Dünya’yı seyredin. Ne görüyorsunuz. Nasıl da minicik değil mi? Minicik, mini minnacık bir dünya. Oradan bakınca birer toz zerresi bile değiliz. Üstelik Tanrının yarattığı yerkürede neyi paylaşamıyoruz? Bunu hiç çözemem. Tanrı bu kadar çeşitliliği severken bize ne oluyor da her şey aynı renk olsun, mümkünse gri olsun diye diretiyoruz. Hiç kendinizi bir bahar yaprağının ardına bırakmaz mısınız? Ya da kış geldi masal zamanı diye sevinmez misiniz? Ne sizi bunca yaşamdan alıkoyan. Hayat çok uzun mu sanıyorsunuz. Yanılıyorsunuz. Hayat kısa, Kuşlar uçuyor Ve inanın hepsi o kadar...
Bir gün bir evin mutfağında yemek tenceresini karıştırırken, öylece boşluğa bakıp hayatımı yaşayamadım diye hayıflanmaktansa bence o hayatı harcayın. Harcanmamış bir hayat bence hiçbir şeydir.
Öyle uzun uzadıya planlar yapmadan sevgilinizle bisiklete binin, deniz kıyısında kumdan heykeller yapın.. Bırakın dalgalar yıksın.. Yeniden yapın. Çiçek açmış erik ağacının altında fotoğraf çektirin.. Hiç sevmediğiniz bir filme gidin.. İşiniz yokken atlayın vapura, alın yanınıza simitleri, martıları besleyin. Gülen martıların gülüşüne ekleyin gülüşlerinizi. Ay ışığında kırmızı şarap için. Tam da o sırada sevdiğiniz mi geçti aklınızdan? Boş verin zamanı, arayın onu.. Ne kaybedersiniz ki?
Kızlar erkeklere, erkekler kızlara aşk şiirleri okusun. Bakın bakalım o utangaç şiirlerin ardından ne güzel anlar kalır akılda. Bence hatırlayın yeniden şiirleri. Çünkü şiir hayatın özü. Şiir düz yazının bittiği yer. Şiir duyguların şelalesi... Hadi, bence şiir sizi size de anlatacak. Bakmayın öyle...
Hadi!