30 Agustos 1922 – Büyük Taarruz – Baskomutanlik Meydan Muharebesi

6
116

Kurtulus Savasi

Birinci Dünya Savasinda Osmanli Imparatorlugu birçok cephede yaptigi savaslari kaybetmis, Osmanli topragi olarak bilinen yerler düsmanin eline geçmisti. Ardindan Imparatorlugun baskenti Istanbul Anadolu’nun kentleri sirayla isgal edilmisti. Imparatorluk yönetimi savas sonucu yenilgiyi kabul etmis, aciz bir sekilde isgal kuvvetlerinin istekleri dogrultusunda zaten güçten düsmüs ordusunu dagitiyor ve kendisi adina alinan kararlari harfiyen uygulayan bir kukla yönetime dönüsüyordu. Bu baglamda bir avuç genç subay Anadolu’da Kuvva-i Milliye adi altinda yeniden örgütlenmeye çalisiyor ve ülkenin isgalden kurtulmasi için faaliyetler gösteriyordu.

Birinci Dünya Savasinin ardindan Ingiltere destekli Yunanistan ordusu Trakya ve Ege’den içeri girerek Anadolu’ya dogru ilerleme baslamisti. Bu isgalci büyük ordunun karsisinda henüz düzenli bir ordu yoktu. Ancak Mustafa Kemal Pasa ve çevresindekilerin komuta ettikleri Kuvva-i Milliye isgal edilen Anadolu halkinin da destegiyle, tüm zorluklara ragmen kisa sürede düzenli bir ordu kurmayi basardilar. Bu ordunun her konuda eksigi vardi, eksik olmayan tek sey zafere olan inançlariydi. Bu ordu en büyük savasini, bir vatanin kurtulusunu müjdelemek için veriyordu. O savasin adi Kurtulus Savasiydi.

Emir

20 Agustos 1922 Aksehir’deki toplantida Mustafa Kemal Pasa, komutanlara su emri verdi: “Taarruz 26 Agustos`ta Afyon`un Güney bölgesinden bir baskinla baslayacaktir!”

Hazirlik

25 Agustos Cuma gecesi,  herkes  tuhaf bir telas içerisinde hazirlik yapiyordu. Bu hazirlik emperyalizme karsi verilecek ilk ve en büyük savaslardan birisi içindi. Belki cephede savasacaklarin birçogu bundan habersizdi, onlar için en önemli sey bu savasin adinin ne olacagi degil, sonuçlarinda ne olacagiydi. Onlar için en önemli sey, vatanlarina musallat olan düsmandan bir an önce kurtulup, tekrar kendi topraklari üzerinde özgürce yasayabilmekti.

Kürd Ahmet

Askerlerin arasinda bir pepe (kekeme) onbasi vardi, adi Ahmet’ti, çogu zaman “Kürt Onbasi” veya “Pepe Onbasi” diye çagrilirdi. Türkçeyi yarim yamalak konusabiliyordu. Onu da daha önce katildigi Yemen savasindaki Mardin’li bir Arap’tan ögrenmisti. 4 yil cephede kaldiktan sonra, memleketi Malatya’ya biraz sagir ve pepe olarak dönmüstü. Çünkü bir gün kulaginin dibinde patlayan bir top mermisinden sonra dili tutulmus, kulagi agir isitir olmustu. Üzerine yagan sarapnel parçalarindan birisi sol bacaginda belirgin bir aksamaya neden olmustu. Kisacasi, Gaziydi Pepe Onbasi ve bu kez cepheye gitmesi zorunlu degildi. Ama memleketine gelen Kuva-i Milliyecilerden Kurtulus Savasi ‘nin basladigini ögrendiginde yeniden cepheye kosmustu, köyündeki diger erkek ve kadinlar gibi.

Laz Rasim

Dudak tiryakisiydi Kürt Onbasi, ama o günlerde sigara bulmak epey zordu ve Ahmet Onbasi bütün birlikleri dolasir, diger askerlerden amiyane tabirle otlakçilik yapardi. Güleç yüzüyle gider, elini agzina götürerek isaret diliyle sigara isterdi, onu taniyan herkes isaretini anlamamis gibi yapip, tekrar tekrar ne istedigini sorar, onun kekeleyerek tek dal sigara istemesini saglarlardi. Sigarayi aldigi anda, onu zorla konusturduklari için yari Türkçe yari Kürtçe bir küfür savurur, sonra adina bakmadan sigara otlanabilecegi bir baskasina yönelirdi. O herkesten sigara alirdi ama pintinin tekiydi, kimseyle paylasmazdi sigarasini.  Sigara konusunda onunla en çok takisan da Trabzon’lu Laz Rasim’di. Laz Rasim, sigara toplamaya giden Onbasi Ahmet’in ardi sira dolanir, birkaç sigara almasini izler ve iyiden iyiye Lazcaya kaçan sivesiyle Pepe Onbasidan sigara isterdi. Kürt Ahmet, her seferinde ondan kaçmaya çalisir, köseye sikistiginda “cuvara tune/sigara yok” diye bagirir, küfürler ederdi. Rasim de ondan asagi kalmaz, o da yari Lazca yari Türkçe küfürler ederdi. Birlikteki herkes Ahmet’le Rasim’in arasindaki agiz dalasini sanki bir orta oyunu, ramazan eglencesi gibi keyifle izlerdi. Ikisi de birliklerinin nesesi olmuslardi, ta ki 25 Agustos gecesine kadar.

Dügüne Hazirlik

O gece Laz Rasim ve Kürt Ahmet birlikte dolasiyorlardi, ikisinin de kucaginda koca birer çanta vardi ve içindeki sigaralari tek tek diger askerlere dagitiyorlardi. Megerse günlerdir topladiklari sigaralarin bir kismini zulalarinda saklamislardi ve artik taarruzun yapilacagini ögrendiklerinde arkadaslariyla paylasmaya karar vermislerdi. Ikisi de askerler arasinda dolasiyor, sakalasiyorlar ve sigaralarini veriyorlardi, diger askerler bunu neden yaptiklarini sorduklarinda Kürt Ahmet “yarin sabah davet/dügün var”, Laz Rasim ise “biz usak/erkek tarafiyiz, biz de adettir” demisti.

Süvari Kolordu Komutani Altay Pasa, o gece emrindeki birligi gezerken gördügü manzara karsisinda saskinlik içinde kaldi. Süvarilerin atlarin yelelerini kinaladigini gördü. “Ne yapiyorsunuz?” diye sordu, süvarilerden birisi “Dügüne hazirlaniyoruz kumandanim” diye yanitladi. Ayni yaniti çizmelerini boyayip parlatan süvari zabitlerinden de alinca gözleri doldu, askerler bunu fark etmesin diye basini göge kaldirdi. Ne çok yildiz vardi o gece hepsi piril piril parliyorlardi, tipki birligindeki askerler gibiydi.

Kevork Usta

Eski demiryolcu Ermeni Kevork usta da artik malzemelerini toplamisti, ertesi sabah taarruz yapilacagindan cephe gerisine gitmesi için emir almisti. Savas sonrasinda hem demiryolu hem de toplarin yenilenmesinde tekrar ihtiyaçlari olacakti ona. 45-50 yaslarindaki Kayserili Kevork, aslinda bir demir ustasiydi. Bir dönem Istanbul-Hicaz demiryolunun onariminda çalismisti, o yüzden demiryolu isinden anliyordu. Kurtulus savasi öncesinde Türk Ordusu malzeme sevkiyati için yikik dökük demiryollarini yarim yamalak malzemelerle onarmaya çalisiyordu. Ancak demiryolu isinden daha çok, Kevork usta gibi Müslüman olmayan Türkler anliyorlardi. Birkaç usta, büyük paralarla getirilmis, gönülsüz de olsa bu islerde Türk Ordusunun hizmetine girmislerdi. Bazilari da Kevork usta gibi gönüllü olmustu.

Orduya asker toplayan birligin kumandanina gidip kisik bir ses ve Ermeni sivesiyle “Adim Kevork, Kayseriliyim ve Ermeniyim. Duydum ki demiryolu ustasi ariyormussunuz. Eskiden Hicaz demiryolu onariminda çalistim, demir ustasiyim. Ben de sizinle çalismak istiyorum pasam” demisti. Kumandan önce süpheyle karsilamisti bu istegi, “Neden?” diye sordu ve ekledi “Eger para içinse, maalesef dolgun bir ücret ödeyemeyiz” dedi. Kevork usta “Hayir, para da pul da gözüm yok pasam” diye yanitladi. Bunun üzerine casus olmasindan süphelenen kumandan biraz da azarlar gibi “O halde nedir derdin be adam?” diye üsteledi. Kevork ustanin gözleri çakmak çakmak oldu ve sesini yükseltti: “Kumandanim, Türk vatani isgal altinda degil mi?” diye sordu ve “Evet” yanitini alinca “Bu vatan hepimizin oldugu için ben de Türk ordusuna hizmet etmeye geldim!” dedi. Kumandan saskinlik içinde bakiyordu esmer kara kuru adamin yüzüne. Kevork sesini yükseltmenin mahcubiyetiyle gözlerini yere egdi ve devam etti “Para pul istemez, zaten kimim kimsem de yok, akrabalarimin birçogu tehcirde gönderildiler. Tek bir istegim var kimse bana gavur demesin, benim de bir dinim var, ayni Allah’a iman ediyorum sizinle. Evet, Ermeniyim ama Türk ordusu benim de ordumdur ve ben orduma hizmet etmek için hazirim” dedi. Kumandan az önce çikistigi bu kavruk adama biraz da hayranlikla bakarken kayit islemleri için emrindekilere talimat verdi.

Kevork usta bu sekilde ordunun hizmetine girmisti. Bir yandan zarar görmüs demiryolu onariminda ve yeni yollara raylarin dösenmesi için çalisiyor, diger yandan da zarar görmüs toplarin mekanik arizalarini gideriyordu. Zorlu bir isti yaptigi, gece gündüz çalistigi zamanlar oluyor, bazen sadece yemek için durakliyor, uykusuz günler ve geceler geçiriyordu. Ama hiç gocunmuyordu Kevork Usta ve diger ustalarla birlikte özveriyle çalisiyordu.

Tokatli Ekrem

Emrindeki askerlerden Tokatli Ekrem sevmiyordu Kevork ustayi, çiragiydi onun ama ustasina hiç saygisi yoktu. Baskalarinin yaninda ondan söz ederken her firsatta; “pis ermeni, pis gavur” diye aniyordu onu. Bir gün istedigi seyi dogru düzgün yapmadigi için kizdi ona Kevork usta, azarladi çiragini, atismaya basladilar. Ekrem bir ara yüksek sesle “Pis Gavur!” diye bagirdi ustasina. Kevork usta önce kizardi bozardi, sonra birden kendisinden beklenmeyen bir atiklikle Ekrem’in yakasina yapisti, gözleri ates gibi olmustu. Bir eliyle Ekrem’in bogazina sarilmisti, Ekrem’in yüzüne, gözlerinin içine bakarak o çok belirgin Ermeni sivesiyle bagirmaya basladi; “Bana bak delikanli, ben gavur degilim! Ben de senin gibi Allah’a inaniyorum. Ben Kayseriliyim, benim soyum bin yildir burada, bu vatan sizin oldugu kadar benim de vatanim”. Diger elindeki çekici Ekrem’in basinin üstünde sallayip “Bir daha bana gavur dersen senin kafani patlatirim!” dedi. Araya girenler aldilar Ekrem’i Kevork’un elinden. Beti benzi atmis, sikilan bogazinda hiriltilar dügümlenmisti Ekrem’in. Kevork usta digerleri tarafindan uzaklastirilirken hala bagiriyordu “Gavur degilim ben, senin kadar imanliyim, ben de bu topraklarin evladiyim”. Ekrem’le Kevork o günden sonra mecbur kalmadikça hiç konusmadilar. Ekrem, ustasinin yüzüne hiç bakmadan kendine söyleneni yapiyor, sonrasinda da yanindan uzaklasiyordu.

Taarruzdan önceki gece Kevork usta aldigi emir üzerine toplanirken çiragi Tokatli Ekrem geldi yanina, ustasinin eline sarildi, öpüp basina koydu ve kisik sesle af diledi ustasindan. Ustasi önce hiçbir sey söylemedi Ekrem’e. Sonra uzandi, alnindan öptü çiragini ve “Sen artik bir kalfasin, bu meslegi iyice ögrendin, evine döndügünde bu meslegi devam ettir. Tüm Türklerin senin gibi kalfalara, ustalara ihtiyaci olacak” dedi. Ekrem elini öptü ustasinin, birlikte malzemeleri toplamaya devam ettiler. Isleri bitince cebinden bir sigara çikardi Kevork, aldi dudaklarinin arasina, yakti. Bir nefes bile almadan “al bakalim evlat” dedi ve yaktigi sigarayi Ekrem’e uzatti, sonra kendisi için de bir sigara daha çikardi ve yakti, birlikte son kez birer sigara içtiler. Hiç konusmadilar, o sabah ayrilacaklardi. Ertesi gün Ekrem taarruza katilacak, Kevork ise yeniden orduya hizmet için Ankara’ya dönecekti.

Sayak Kalpakli Adam

26 Agustos, saat sabahin karanligi, henüz gün isimamisti. Taarruz bekleyisi sonlara yaklasmaktaydi. Kimse yerinde duramiyordu. Sair Nazim Hikmet söyle anlatmisti o anlari Kuvvayi Milliye Destaninda: “…Daglarda tek tek atesler yaniyordu

Ve yildizlar öyle isiltili

öyle ferahtilar ki

Sayak kalpakli adam

Nasil ve ne zaman gelecegini bilmeden

 Güzel ve rahat günlere inaniyordu ki

 Ve gülen biyiklari ile duruyordu ki mavzerinin yaninda

Birden bire bes adim saginda O`nu gördü

Pasalar o`nun arkasindaydilar

O saati sordu

pasalar üç dediler…”

 

Sarisin Kurt

Sonra söyle devam eder Nazim:

“…Sarisin bir kurda benziyordu

Ve mavi gözleri çakmak çakmakti

Yürüdü uçurumun basina kadar

Egildi, durdu

Biraksalar

Ince, uzun bacaklari üstünde yaylanarak

Ve karanlikta akan bir yildiz gibi kayarak,

Kocatepe’den Afyon ovasina atlayacakti…”

Savas

Ve topçu atesi baslamisti, ortalik cehennem yerine dönmüstü, bir dügüne gider gibi hazirlanan askerler dügün alayi yerine cehennem alayina katilmis gibiydiler. Göz gözü görmüyor, toprak, duman, sis, bagiris, haykiris hepsi birbirine karisiyordu. O gürültüde kulaklari patlatircasina verilen ates emirleri, toplarin ölüm kusmasina neden oluyordu. Artik Türk Vatani için verilecek son savas baslamisti. O gün herkes üzerine düsen görevi yapmak için degil, dogruca ölmek için savasacakti, çünkü onlar biliyorlardi ki bu savasi kaybetmek ölümden beter bir seydi. O halde tek yol vardi ve o yolda ölmek var dönmek yoktu!

Kürt Ahmet

Taarruz emri verilmis, karsilikli top atislarinin ardindan birlikler düsman cephesine dogru ataga kalmislardi. Bu sirada Kürt Ahmet elinde silahiyla aksaya aksaya kosuyordu. Süngüsü takiliydi, düsman siperlerine dogru yaklasti. Attigi her adimda çevresindeki arkadaslari birer ikiser yere yigiliyordu. Arkadaslarina ölüm kusan bir mitralyözü gözüne kestirdi, iyice nisan alabilmek için durdu, çömeldi. Nefes nefeseydi ve bir türlü nisan alamiyordu, birkaç saniye için nefesini tutmaya çalisti, ama olmadi. Bir körük gibi sürekli inip kalkan gögsüne söz geçiremiyordu. Tek atis hakki oldugunu bunun son sansi olacagini biliyordu. “Ya Allah!” dedi, tekrar tuttu nefesini, sonra nisan aldi ve silahini atesledi. Mitralyözün nisancisi aci bir nida ile silahin üzerine yigildi. Ahmet basarmisti, sagina soluna bakindi, ardindan gelen askerler biraz olsun ilerlemislerdi ve bir süreligine de olsa ölüm makinesi sustugu için daha kolay ilerleyeceklerdi. Ahmet kendiyle gurur duyarak ayaga kalkti, Allah Allah sesleri arasinda düsmen siperine hücum etti. Tam sipere atladiginda bir kursun boynunu parçaladi, oldugu yere yigildi. Elini bogazina götürdü, oluk gibi kan akiyordu, hiriltiyla nefes alabiliyordu. Dogrulmaya çalisti, ama basaramadi, oldugu yerde kaldi.

Laz Rasim

Birligine taarruz emri verildiginde Rasim de diger askerlerle birlikte kosmaya basladi. Top dumanlarindan göz gözü görmüyordu. Biraz kostuktan sonra aciyla sekerek durdu, yemenisine giren bir tas ayagini parçalamis olmaliydi. “La havle!” diyerek egildi yemenisini çikardi ayagindan, topugundan kan akiyordu. Yemenideki tasi çikarmaya ugrasirken “N’apiyorsun bre gafil?” diye bir ses duydu ve ensesinde bir tokat patladi. Öyle sert bir tokatti ki Rasim dengesini yitirip yüz üstü yere kapaklandi. Ardindan gelen Trakyali Pehlivan Kamil onun korkudan eylendigini sanip kizmis ve azarlayip kendine getirmek için tokatlamisti. Rasim Lazca küfürler savurdu, ne onbasiya derdini anlatacak ne de yemenisini yeniden giyecek zamani yoktu. Hizla yerden kalkti yemeniyi ceketinin cebine ilistirdi, bir ayagi yalin kosmaya devam etti. Ayagi biraz öncekine göre daha çok aciyordu ama onun durup ilgilenecek vakti yoktu. Kendi birligindekilerden geride kalmisti ve ilerledikçe sis ve duman bulutlari arasinda yerde yatan sehit veya yarali arkadaslarinin arasindan geçiyordu.

“Cuvara Tune/Sigara Yok”

Rasim, biraz ötede yere çömelip nisan alan Kürt Ahmet’i gördü, o tarafa dogru seyirtti. O gidene kadar Ahmet atisini yapmis, bir düsman siperinin içine atlamisti. Ahmet’in sipere girdigini görmüs ama çiktigini görememisti. Rasim tam sipere girecegi sirada on bes yirmi metre ilerde ayakta bir düsman askeri gördü, silahini dogrulttu ve nefes bile almadan atesledi, düsman aciyla yere yigildi. Sipere dogru hamle yaparken baska bir yönden gelen mermi bacagina saplandi, sipere yuvarlanarak girdi. Zaten tabani parçalanmis bacagina bir de kursun gelmis, o bacagini iyiden iyiye kullanamaz olmustu. Silahina dayanarak dogrulmaya çalisti, çevresine bakindi, gözleri Ahmet’i ariyordu. Bir ses duydu, ardina bakti, üstüne atlayan bir düsman gördü, son bir hamleyle destek aldigi silahini havaya kaldirdi, süngüsü düsmanin bögrüne saplandi. Mücadelenin etkisiyle desteksiz kalan Rasim bir kez daha yere düstü. Az ileride Ahmet’i gördü, bir eliyle boynunu tutuyordu. Sürüne sürüne yanina gitti, Ahmet konusamiyordu, boynundan sürekli kan akiyordu. Rasim’i görünce gözleri parladi, bir elini agzina götürüp her zamanki gibi sigara istedi. Rasim önce Ahmet’in sivesiyle “cuvara tune/sigara yok” dedi, Ahmet belli belirsiz gülümsedi. Sonra Rasim cebindeki son sigarasini çikardi yakti, Ahmet’e uzatti. Sonra kendi silahini doldurmaya basladi. Ahmet sigarayi dudaklarina götürdü, yarim yamalak bir nefes çekti, sonra öksürdü ve hiriltili gögsü son kez kalkip indi, boynundaki eli yana düstü. Kan akisi yavaslamis ama durmamisti. Rasim, Ahmet’in sehit oldugunu görünce dudaklari arasindaki sigarayi aldi, bir nefes çekti, sonra siperin duvarindan destek alarak ayaga kalkti, siperin içinde kendine dogru kosarak gelen düsman askerini gördü, nisan aldi, atesledi, düsmani yere sermeyi basarmisti. Sigarasindan bir nefes daha çekti, yeniden silahini doldurmak için egildigi sirada bir kursun geldi, kafatasini parçaladi. Rasim yere düstügünde sigarasi halen agzinda tütüyordu.

 

Tokatli Ekrem

Ekrem birligine henüz taarruz emri verilmedigi için mevzide sabirsizca bekliyordu. Top sesleri ve savas çigliklari birbirine girmis, tozdan dumandan göz gözü görmez olmustu. Heyecanla dogrulup ilerde neler olduguna bakmak istedi, bir el omzundan tutup yerinde kalmasini sagladi. Aydin’li Çavus Sabri’ydi bu elin sahibi. “Dur efem, acele etme hele, sehit olmak için daha vaktin var” dedi ona gür bir sesle. Ekrem, “sehit olmak” lafini duyunca daha da heyecanlandi, sonra korktu. Korktu çünkü dün gece sigara içtikten bir süre sonra Kevork usta birden bire ortadan kaybolmus ve ondan helallik almamisti. Ekrem kalbini kirmisti ustasinin ve simdi ölürse, ustasi hakkini helal edecek miydi ona? Bunlari düsünüp daha da çok korku ve endise duymaya basladi. Keske o laflari etmeseydim diye hayiflandi, ama nafile, artik yapacak bir sey yoktu. Az sonra saldiri emri geldiginde kafasindaki tüm düsünceler gitmis, bir an önce düsmanin yanina varmak düsüncesi yer etmisti kafasina. Henüz 19 yasindaydi, çevresinde ondan genç askerler de vardi. Ilk kez düsmanla karsilasacakti ve dogrusu ne yapacagini çok iyi bilemiyordu. Savasin içerisinde yitik bir çocuk gibiydi, emirlere uydu kostu, kostu. Geçtigi yerlerde yatan sehitlerin, yaralilarin yüzlerine bakmamaya çalisiyordu. Az sonra nefes nefese düsman mevzilerine vardiginda o da diger arkadaslari gibi silahini atesledi. Ates ettigi düsmani vurdugunu görünce aciyla karisik buruk bir gülümseme belirdi yüzünde. Tekrar silahini doldurdu, kosmaya devam etti, sonra yeniden atesledi, bu kez iskalamisti. Silahini bir kez daha doldurmak için egildi, o anda bir kursun sag omzuna saplandi. Ardina dogru devrildi, acidan sersemlemisti. Gökyüzünü seyrediyor yeni agaran gün isigini görebiliyordu. Dogrulmak istedi basaramadi, üzerinden kosarak geçen askerleri gördü, gözleriyle onlari izledi. Sonra bir gölge belirdi gözlerinin önünde. Bir düsman askeri silahini dolduruyordu basucunda. Sonra silahini Ekrem’e dogrulttu, büyük bir gürültüyle ates aldi tüfek.

Askeri Kiyafet

O gece, çiragi Ekrem’le baristiktan sonra, kendisini ise alan Yüzbasi Mehmet Ali’nin yanina gitti Kevork usta. Mehmet Ali Yüzbasi sevgiyle kucakladi Kevork ustayi, bu güne kadar verdigi hizmetler için Türk Ordusu adina tesekkür etti ve bir zarf içerisindeki 3 aylik birikmis maasini uzatti, Kevork usta zarfi aldi, üzerine bir seyler karaladi, gögsüne koydu ve gülümsedi. Sonra da “sen esas benim payimi vermedin daha kumandanim” dedi. Mehmet Ali Yüzbasi, yüzünü burusturdu ve sordu “Emin misin Kevork Usta?”. Kevork usta “hem de nasil” diye yanitladi. Mehmet Ali Yüzbasi, masasinin altindan bir çanta çikardi, “Geçen gün yikattirdim” dedi ve çantayi Kevork ustaya uzatti, Kevork heyecanla çantayi aldi, açti. Içinde bir dizi yamali bir er üniformasi vardi, elbise kullanilmis, yipranmis ama temizdi. Çantayla birlikte bir de silah verdi Yüzbasi. Kevork usta Yüzbasiya tesekkür etti, sarildilar ve yanindan ayrildi.

Kevork Usta

Ertesi sabah Kevork usta, üzerine giydigi Türk askeri giysisiyle mevzideki yerini almisti. Taninmamak için mecbur kalmadikça kimseyle konusmuyordu. Bir çok asker onu bu giysilerle tanimamisti, taniyanlara da göz kirpiyor ve eliyle sus isareti yapiyordu. Zaten az sonra saldiri emri gelmisti ve artik o kargasada kimsenin gözü onu görmüyordu. Kevork son kez boynundaki haça elini götürdü, aldi öptü ve sonra tekrar yerine koydu. O da “Allah Allah” diyerek siperden çikti ve digerleriyle birlikte kosmaya basladi. Bir süre kostuktan sonra ilerideki düsman askerlerini gördü, durdu ve nisan alip tüfegini atesledi. Birisini indirmisti yere, hemen silahini doldurdu ve tekrar kosmaya basladi. Biraz daha yaklastiginda bir kez daha ates etti, birini daha indirmisti. Bu kez silahini yeniden doldurmaya firsat bulamadan kosmaya devam etti. Az sonra bir düsman askerinin, yerdeki bir Türk askerinin basinda dikildigini gördü, hizini arttirdi.

Gördügü manzara karsisinda saskinlik içerisindeydi Kevork, yerde yatan Türk askeri kalfasi Ekrem’di. Ekrem dogrulmaya çalisirken düsman askeri silahini doldurmustu ve ates etmek için tetige asildi. Kevork bir hamleyle düsmanin üzerine atladiginda büyük bir gürültüyle silah patladi. Kevork ve düsman askeri birlikte yere yuvarlandilar. Kevork önce davranip ayaga kalkti süngüsünü dogrultup yerden kalkmaya çalisan düsmanin bögrüne sapladi. Asker eliyle süngüyü tutmaya çalisti, önce gögsüne sonra Kevork’a hayretle bakip yere yuvarlandi. Süngü gögsünden çiktiginda asker çoktan ölmüstü.

Kevork hemen Ekrem’e döndü, o sirada Ekrem dogrulmustu. Kevork’a dogru yürüdü, “Usta!” diye seslendi. Kevork’un gözü karardi, oldugu yerde diz çöktü. Üzerine atladiginda patlayan silahin mermisi Kevork’a isabet etmisti. Karnindan akan kanlar dizlerinin önünde birikmeye basladi. Kevork, elini gögsüne atti. Yüzbasidan aldigi maas zarfini çikardi, biraz kanlanmisti ve üzerinde; Tokatli Ekrem’e teslim edilmesi için bir not yaziliydi. Zarfi Ekrem’e uzatti, Ekrem ne oldugunu anlamadigi zarfi aldi, açti, içinde bir tomar para vardi. Kevork usta “bu senin hakkin, dün gece seni tekrar bulamadim, kismet simdi vermekmis. Tokat’a dönünce bir dükkân açarsin bu parayla” dedi. Ekrem ustasinin eline sarildi, “dün helallik isteyememistim, kismet bu güneymis, hakkini helal el ustam” dedi. Kevork’un dilinden “helal olsun” sözleri mirilti gibi çikarken kalfasinin kucagina yigildi kaldi, orada sehit olmustu Kevork Usta.

30 Agustos 1922 Zafer

Günler süren mücadeleden sonra, o gün son büyük taarruz sonuçlanmis ve düsman askerleri büyük bir yenilgiye ugramislardi. Ardina bakmadan Anadolu’yu terk etmek zorunda kalan düsman ordusu, bir daha gelmemek üzere uzaklastirildi. Bugün, bu zaferin üzerinden 88 yil geçti, günümüzde birçok genç bu zaferin ne anlama geldiginden bihaber yasiyor. Zaferin büyüklügünü ve kutlamayi sadece, eline bir Türk bayragi alip asfalttan geçen tanklari veya gökyüzünde gösteri yapan uçaklari izlemekten ibaret sayiyor. Içimizde yüreginde vatan sevgisi olanlar azimsanmayacak kadar çok, ama yine de sormadan edemiyor insan “acaba hakkini vererek yasayabiliyor muyuz bu topraklarda?”.
 
Böyle duyurdu Berdus – Sakarpiyon 2010

6 YORUMLAR

  1. Kalemine saglik. Biraz geç geldigi için önceki 30 agustos'a yervermistim. ama o vikipediden alintiydi.

    esas 30 Agustos yazisi budur. Tesekkürler… =)

  2. Evet haklisin gecikme benden kaynaklandi, kusura bakma lütfen. Biraz üsengeçlikten biraz da zaman sikintisindan uzun süredir bir seyler yazamiyordum, o gün sosyal aglarda bir çok kisinin laf olsun diye 30 Agustos hakkinda bir iki cümle yazmalarindan ve günümüzde yasanan etnik ve irkçi kavgalardan yola çiktim Tabi Nazim üstadin "Sarisin Kurt" tabiri de beni çok etkiledi. Begendigine sevindim, ben tesekkür ederim 😉

  3. iste bütün hesaplar meydanda "ne mutlu türküm diyene" den baska çaremiz yok

    bu söz bu karisimin çimentosu gibidir bu kimyayi bozan kim olursa olsun onlar vatan haini ve ayni zamanda insanlik düsmanidirlar demektir.

    ölçü ve hikmet budur baska vatanimiz yok ki vatana hizmet kendine hizmettir derim selamlar.r.ç.

  4. Aleyküm selam, farkli ölçütlerimiz de vardir çünkü dün evlerine otomobillerine "Hakimiyet Allah'indir!" yazanlar, bu gün gerçek bir takiye örnegi gösterip her yere "Hakimiyet Kayitsiz Sartsiz Milletindir!" sözünü yazip bizden referandumda "EVET" isteme yüzsüzlügüne girisebiliyorlar.

  5. önce mücayit, sonrada mütayit, sonrada bakan, ve milletvekili, olunca bu milleti böylede dolandirirlarsa buda haktir. bu millete

    çünkü Allah bile gözünzü açin diyor bu kuranda iste bu günler içinde söylenmis olabiler ve gelecektede lazim olabilir derim.r.ç.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here