Ask: Farazi Düs

4
261
Ben simdi bu dag basi issizliginda ayin kendinden meçhul ve karanliktan mesul ziyasini yazmazsam, anamdan emdigim süt kadar aglayacagim. Aglarken gün beyazi parmaklarina dokunmadan karanlik basacak sakagimin sag yanina.
Sadik uykulardan nöbetlese kaçiyoruz yüregim ve ben. Gögüne kan ektigim kentin ugursuz sokaklarindan geçiyorum, arkamda dipsiz subat. Kimligi belirsiz cinayetlere karisip gidiyorum gölgemsiz ve yüregimsiz. Tetigi çekilmis gecenin. Karanlikta ölüm vardiyami bekliyorum. Kapilardan geçilmiyor. Esikleri tutmus uyur-gezer asklarin bekçileri. Kör gözüm, yutulmus avazim ve rüzgârsiz saçlarimla nasil geçerim sarkilardan sevgilim? Açik pencerelerden gözyasini savur. Düsüne yatilmamis ellerini koy yanagimin islakligina. Uyut tenimdeki azgin yarayi. Ne bileyim bir seyler yap iste. Yoksa bu askta ölüm dagiticilardan sonra ölecegim. Sonra örtmeyecek toprak beni. Mezarsizligimda karlar üsütecek bedenimi. Ates havzalarinda pesin hüsranlarla eriyecegim. Kulagimda yaylim ates ugultusu. Kefenimin beyazligina yakismayacak yüzüm. Ne olur yak su yasadisi sehrin isiklarini sevgilim. Geldigim gibi; aydinliklar içinde, gögsüme bir dag oturmusken seveyim seni. 
Yalnizliktan korkma bu kadar. Korku ayazdir, gün görmemis evlerin ve fuhus lekeli yataklarin akligina. Böyle ölümcül gülüyorsun ya, adamin ölesi geliyor durduk yere. Her sey aksin; dag, tepe, yildizlar, harita egimleri, kan ve ölüm. Biz kalalim askin içinde serserice ve sen gülümse yaralari parlatircisina. 
Gözaltinda kalbim. Kanayanlar hücresinde içimi tuzluyorum. Boy veren fidanlar yesermeden, okyanuslar akmadan dünyanin gövdesine ve dürülmeden kiyametin ipuçlari acima mühlet veriyorum: Ask bir gidis-dönüs biletinden daha mi ucuz? Gözlerim, düslerim, aynalarim ve asklarim kalabalik. Hiç mi tenha bir yer yok bu yalnizlikta Allah askina? Hiç kimse terk etmedi mi kimseyi hâlâ? Kendi derinimde kazilmamis mezarlar sakliyorum. Her oyunda ebeyim, her oyunda sobeyim. Kurtar beni bu azabin sirazesinden sevgilim. Kim oldugumu ve neden ölümlülük cezasina çarptirildigimi bileyim. Gün olur açilirsa gökyüzünün kapilari ve gün olur geçit verirse mevsimin karli yollari, bana günesi getir. Getir ki, Tur Dagi’ndan Nur Dagi’na uzanan ayrilikta dirhem dirhem eriyeyim. 
Kuslar maviden griye dönen gögün arkasina dogru kanat çirpiyor resmi geçit törenlerinde. Henüz islanmayan kentin surlarina kosuyorum yalin ayak. Üsüyerek, küfrederek ve agzimdaki kekremsilikle kosuyorum. Sirtimda Üsküdar-Kiz Kulesi agirligi. Beynime kivrilip uyuyan narkoz niyetli acilara gülümsüyorum. Kasila kasila yürürken kenti meydaninda ayaklarima horlayan cesetler takiliyor. Gel de uyuma simdi! Askin ve umudun olanca sancisina ragmen yagmurun kurakligina inat nasil inanilir ki yokluguna? Olmadigini söylese de yalanci kâhinler, inanmiyorum varliginin rivayetten ibaret olduguna. Onlar nereden bilecekler düsle gelenin kiriklarla dirildigini? 
Zehirli nefeslere gebeyken ömrün kalani, kalanin harabeligini görmüyor askin görgü taniklari. Az kaldi vuslata sevgilim. Bir kucak dolusu ayrilikla sana geliyorum. Aç kollarini, saril sikica yalnizlik dokunuslu üzgünlüklere. Olmasak bile birbirimizde, büzülme serçe misali gözlerimin hayat hattinda.  
Bir unutma seansinda unuttugum her neyse güllerin kiyisina birakip sabahin safagina yürüyorum. Bir devrimci kadar asi, insan hâlim kadar uysalim. Içime dert olan yaralardan ortak bir kader yaratma ugrasimiz nafile. Biz hiç birbirimizin omzunda sarsilarak aglayamadik ki yitirdigimiz hayatlara. Yalnizca kalakaldik askin dudak kenarinda ve hüznün deprem sarsintilarinda. Birlikte ölecek kadar yeminli degildik bize sevmedigim sevgilim. Iyi günde kalabaliktik, kötü günde uzaktan akraba. 
Özlememenin yanik kokusuna bulanmisken, seni özlerken buluyorum kendimi ansizin. Kiriliyor cesaretim hamal yüzlü hasretin palazlanisindan yana. Tren istasyonlarindan kasvetli çigliklarla yürütünce trenler, bir seyler eksiliyor ekmege ve ekmegin yanina katik edemedigim umuda dair. Hep çogaliyor ruhumun sair aglamasi. Dur durak bilmeden kosuyorum yolunda tozlarin ayaklandigi ve çiçeklerin açmadan soldugu ülkeye. Korku ayinlerinde baykuslarin dillendigi o ülkeye. Oraya… 
Bir agustos ikindisi gibi yüzün ve hüznün sevgilim. Kirli, telasli, yanik ve terli… Kirpiklerimin üstüne çarsaf gibi serdigin parmaklarin da olmasa inanmayacagim, yagmurun sesinin neminden yaratildigini. Öyle uykusuz üsüyorsun ki; subat sonunun gece yarisinda yitiriyorum rüyalarimi. O perisan maviden çekip getirdigin gülüsün ruhuma salincak. Sallandikça, kanimda biriken alkol kokulu seviler tepetaklak oluyor. Az varmis, çok azalmis yüreklerin dalgalar boyu çatirdayan nefesini tasiyorum gözyasi denizimde. Kudurdukça denizin derinligi, canini yalvarttigim cesetler su yüzüne çikiyor. Delirdigim kadarsa ask, Molla Cünun’un kapisinda aç yatmayi bilirim. Öyle bir isyansin ki sen, ellerim her temmuzda sicakligindan oluyor. 
Aksamlardan kalkip gecelere göçüyor fikrimin solan gülü. En önde cesetler ve tabutlar. En önde askin kontrgerillalari. En sondayim: Parmaklarim ve saçlarim donuyor. Los isikta atese sevdali pervaneler ölüyor. Gayri mesru kelimelerle savasilmazsa kim gül takacak zihninin çengeline? Esneyerek geçmesin ask aklimin pencere önlerinden: Duvarda nem, insanda gam ve dösümde o Vanli kizin kahve gözlerindeki bulut kaliyor. Hayata karismayan uzak ihtimallerin dahilinde kalsa da yorgunluklar, ben hep yagmura yakalaniyorum ahmak masalinda.  
Senin hiç kimsenin öpmesine izin vermedigin karlarin var sevgilim. Omuz baslarina tüneyen, cinnetin sol seridinde cennetteymis gibi gezinen ve seni en yorgun yanlarindan ihbar eden kislarin var. Bogazinda kizil hiçkiriklar dügümleniyor. Aglasan da kurtulamiyorsun hiçkiriklarinin kiriklarindan. Bu kentin varoslarinda her gece tazelenen acilarla yürüyorsun. Gözlerindeki yikinti kederi bir ben görüyorum bir de köprü alti çocuklari. Olgunlasmis harabeligine ragmen köprü alti çocuklarinin tiner kokan ellerine karanfiller tutusturuyorsun, erken ölmesinler diye. Kendinden kaçmisliginin yükünü aska yüklüyorsun. Ipini koparmis ayriliklarla dönüyorsun yüzüme hep. Sesindeki isgal tonlamasindan anliyorum tekrar gidecegini. Gidip kendine siginacak bir mezar bulamadan geri dönecegini omuzlarindaki karlari silkelemeyisinden biliyorum. Sen verdigin geçici rahatsizliktan ötürü sensizlikten özür dilerken, tütün efkârina sardigim hayalindir askin dogururken çiglik çigliga kaldigi. Içimde gözlerinin yurt edindigi yerler acirken sürükleniyorum pesin sira. Ben simdi sanikken askinin yoklugundan, gülüsünü özetleyecek bir ask ariyorum dokundugun yerlerimde. Epi topu kasirga. Epi topu giderken kentin duldasina biraktigin kokun aslinda. 
Geçtigim sonbaharin yollarini figüran zemheriler tutuyor. Kesfedilmemis mevsimlerden yeni yagmurlarla dönüyorum. Bugusu çalinsa da camlarin kenarlarda kaliyor yüzümün aykiri nemi. Sürgün cografyalarin tutsak yildizlari altinda hayal kurmak da neyin nesi? Hadi gidelim sevgilim. Bu tuzsuz sular, bu dünü çalinmis yarinlar ve bu vurdumduymaz ask tasiyamaz ömürlerimizi. Tek ses ve tek nefes kalsak bile gidelim; oraya. Çürüyen arzularin cehennem gibi üstümüze kükredigi, desilmemis yara derinliginin cennetten daha beter sevildigi oraya. Cennet ve cehennem ülkesine… Hadi sevgilim! 

4 YORUMLAR

  1. yanlis anlamassaniz sayet sizin kaleminizi iskender pala'ya çok benzetiyorum… bilmiyorum iskender pala'yi severmisiniz (ben çok severim =) ), gelecekte bir iskender pala görüyorum sanki…

    yazi yine çok derin…kaleminize saglik

  2. cengizhan Bey'in kendine has bir üslubu olmakla birlikte, yazilarina duygularina bi sözüm yok, hatta beni bazi yazilariyla sarsan, dürten, düsündüren yazilarini çok içimde hissederek okudugum bir kalemsör:)

    lakin halen misafir gibi durma sebebi, yayimlanan yazilari begenmeyisinden mi? kendi yazilari disinda pek bir yorum göremedim diger kalemsörlerin yazilarina…

    oysaki degerli fikirlerini paylassa, bir arkadasimizin yüregine yorumlariyla dokunsa, belki de bir itekleyici güç, belki de yeni yazacagi bir yaziya bir ilham olur:) bilemiyorum ama nacizane düsüncemdir…

    saygilar kendisine, yürege öpücük:)

  3. cengizhan Bey'in kendine has bir üslubu olmakla birlikte, yazilarina duygularina bi sözüm yok, hatta bazi yazilariyla beni sarsan, dürten, düsündüren çok içimde hissederek okudugum bir kalemsör:)

    lakin halen misafir gibi durma sebebi, yayimlanan yazilari begenmeyisinden mi? kendi yazilari disinda pek bir yorum göremedim diger kalemsörlerin yazilarina…

    oysaki degerli fikirlerini paylassa, bir arkadasimizin yüregine yorumlariyla dokunsa, belki de bir itekleyici güç, belki de yeni yazacagi bir yaziya bir ilham olur:) bilemiyorum ama nacizane düsüncemdir…

    saygilar kendisine, yürege öpücük:)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here