Benim Çocuklugum!

3
67

Benim çocuklugumda annelerimiz çalismazdi.

Okuldan eve geldigimde boynumdaki anahtarla kapiyi hiç açmadim.

Hatta babanim bile anahtari yoktu. Annem evimizin bir parçasi gibiydi,hep evdeydi.

Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki

En büyük eglencemiz sokaklarda oynamakti.

Sokakta oynamak diye bir kavram vardi yani.

Cafelerde, alis veris merkezlerinde bulusmazdik.

Okula arkadaslarimizla gider, birlikte çikar, oynaya, ziplaya yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabilarimiz eskirdi.

Hatta öyle olurdu ki; çantalarimizi kaldirimlara koyar oyuna bile dalardik.

Annelerimiz bu durumu bildiklerinden,

kardeslerimizle bizlere ekmek arasi bir seyler hazirlar gönderirdi.

Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayinca girer evlerine su içerdik.

Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatir, hepimiz ayni bardaktan kana kana içerdik.

Kisacaci evine girip gelen (ki sadece çisi gelen giderdi evine) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.

Anneleri o arada çocuguna verdigi seyden bizlere de gönderirdi.

Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçligimiz oldugunda düsmesin diye çikarir çantamizin üstüne koyar oyun bitince geri alirdik.

Çok garip ama kimse almazdi. Sokaklarimiz evimiz kadar güvenli idi.

Düsünce kaldirirlar, kavga edince baristilirdik. Polisler gelmezdi

kavgalarimiza, zabitlar tutulmazdi.

Sonra kavgalarimiz da öyle ustura, falçata ile olmaz,

onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi,

en fazla saçlarimizdan çeker, hayvan adlari sayar, tekme atar, yine oyuna dalardik.

Birbirimizin suyundan içer, elmasina dis atardik.

Misket oynamaktan parmaklarimiz kanar yine de mikrop kapmazdik.

Azar isitip, acillere tasinmazdik.

Düserdik ekmek çigner basarlardi alnimiza, oyuna devam ederdik.

Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocuklugumuzu çok özledim.

Sokaklarimiz ruhsuzlasti sanki.

Komsumu tanimiyorum ama evinin caminda temizlige gelen kadini haftada bir görür kolay gelsin der konusurum.

Onun disinda orada kim oturur hiç bilmem.

Evimizi kendimiz temizlerdik, kapi silmece; bilmem kaç kurus

hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik isleri.

Evlerimiz var içinde yasayan yok.

Parklarimiz var içinde oynayan çocuk yok.

Ama her yil sökülüp yenilenen kaldirimlar, lüks binalar, isil isil vitrinler, girip çikan yapay insanlar…

Ruh yok, buz gibi buz, bu biz degiliz..

Tahta iskemlelerimiz de oturan yaslilarimiz, onlara dede, nene diye hatirini soran çocuklarimiz yok oldu.

Ben kapilarinda ” vale ” lerin, ” bady ” lerin bekledigi yerlerden hep korkmus çekinmisimdir.

Kapisini çarparak örtüyor diye çocuguna kizip, taksidini bitiremedigi arabanin anahtarini, hiç tanimadigi birine vermek ters gelir bana.

Benim degildir bu kültür.

Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanima hitap eder.

Nedir bunlar?

Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmis insanlar olduk.

Birbirimize yabanci, yalnizliklarimizla yasar olduk.

Iyi de neden böyle olduk ?

Biz mi istemistik?

Yoksa hak mi ettik?

ya sizce ?

// Mehmet Kusça

3 YORUMLAR

  1. valla bence de sence:) ama degisen dünya düzeni bu olsa gerek. eskiler yakiniyor, yeni nesil, eskiyi yasamadigi için farkinda degil öle yasayip gidiyor… var olana ayak uyduruyor bir güzel, bize de arada nostalji yapmak düsüyor…

    ya sizce?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here