Çocuklugumda Babasinin Saçlarini Oksadigi Küçük Kizlari Kiskanirdim…

4
274

Sözcüklerden olusan muhtesem resimler çizip, kimsenin  daha önce okumadigi öyküleri rengarenk boyamali düsüncelerle… Kirmizi, yesil, mavi, sari, mor bir de siyah…Siyah renk degil diyenlere inat ille de siyah… Beyaz oradan bagiriyor çiglik çigliga “ ya ben!”  

Sen öyle masumsun ki, sana kiyamam, dokunamam…

Dagilmamak yasama sarilmak için yazmaliyim, iste o zaman bana sen lazimsin. Bembeyaz sayfalar olmalisin önümde… Yazarken masumiyet gerekir kisiye… Ama düsünürken degil… Ne garip bir karmasa degimli? Düsünürken suç isleyebilirsin beyninde, lakin yazarken masum olmalisin… Gel de yaz simdi iyi mi?

Kendini kirli, kötü, güvensiz, sevgisiz hatta hatta hiçbir seye hakki olmadigini düsünmesi için, bir çocuga  ne yapilmis olabilir? Kimler tarafindan ne yapilmis olabilir? Bu çocugun çocuklugu, gençligi, orta yasi, büyüdügü zaman ki ruh hali neler yasayacagi neden sorgulanmaz ailesi tarafindan?

Içimdeki mahreme yolculuk yaptigimda sik sik bunlari sorgular beynim. Hayatimin her zerresine isleyen bu suçluluk duygusu, insani digerlerinden ayri bir yerde boynu bükük tutan bu garip durum beni son derece etkiler. Sanki olan bitenin sorumlusu benmisim gibi. Hesap soracak kimse kalmadigindan bekli de, kendi omuzlarima yükledim bu yükü.

Çocuklugum da babasinin saçlarini oksadigi küçük kizlari kiskanirdim. Nefret ederdim hatta. Diger çocuklar da benim bir yigin oyuncaklarimi kiskanirdi. Gerçi pek arkadasim da yoktu ya. Kedi, köpek, bir iki de tavuk. Annesinin elinden tutup gezmeye götürdükleri çocuklarina illet olurdum. Nasil da mutlu görünürlerdi!!  Anneanneleri severdim ama… Halen de severim…

Büyüdükçe anladim ki çocuklarin suçu yok. Bu kez kiskançligim öfkeye dönüstü. Ama çocuklara degil bazi babalara ve annelere… Içimde büyüttügüm öfke silahi öyle bir kendime döndü ki zamanla bir gün silahtan çikan üç mermi gelip vurdu beni anlimin  tam ortasindan… Ölmedim… Ölemedim…

Gözlerimi yeniden açtigimda içimde ne kin ne öfke hiç biri kalmamis beni terk etmislerdi. Lakin ruhumun kopan parçalarini bir türlü tamamlayamadim… Her parçami boyadim. Yesil yaptim, sari yaptim, mavi ile kirmiziyi karistirdim mor yaptim… Bikmadan usanmadan her gün yeniden boyadim, boyadim, boyadim… Her firça darbesi tamami siyah olanimi kapatamadi…

Bir gün rengarenk bir rüya gördüm… Daha önce hiç görmedigim…Öyle güzeldi ki… Siyahim yok olmaya basliyordu yavas yavas… Tamam dedim… Sevgi beyazina dönüsüyorum… Kar beyazi olmasa da siyahimdan ariniyorum…

Sizip kaldigim koltugun üzerinden, aksamdan açik kalan televizyondan kadina avaz avaz bagiran bir adamin sesiyle uyandim. “ 5 dakkalik bir zevk için stres çekemem, burasi Istanbul çok istersem bulurum birini merak etme”…  Uykulu ve saskin gözlerle dikkatlice izlemeye devam ettim. Az sonra anladim ki kadin ask sanmis yasananlari, adamsa  5 dakkalik zevk… Neyse…

Firçam yeniden elimde… Düsünceler beynimde… Sözlerim de dilimde…

 

Gömün beni sözlerimle.

Gömün beni düsüncelerimle.

Gömün beni renklerimle.

Degistirmeye çalismayin ama.

Ölümüme de aglamayin,

Düsünce sonsuz, sözler ölümsüzdür.

Renklerim ise ömürsüz…

 

Ayseden…

4 YORUMLAR

  1. sevgili delisey okurken kendimi olaylarin içinde buldum. sanki orada ben o olaylari yasadim. hani bazi romanlar vardir insani roman kahramani yapar kitabin içinde kaybolur gider onun gibi bir sey diyelim. eline saglik…

  2. alpi tesekkür ederim. romanlar hayatlarin içindeki yasanmisliklar degil midir?

    muratmoon dvd sini alir izlerim:D ve kocaaa yazida gittin nereye takildin:D

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here