Defter…

1
295

Yirmi bir sene olmustu… Tam yirmi bir sene… Yirmi bir sene sonra üzeri tozlanmis bu defteri on ikinci siniftaki ders kitaplarinin arasinda bulmustu… Kirk yasini bir deli gömlegi gibi giydigi su siralarda bu defter ona adeta tarihi yeniden yazdiriyordu. On dokuz yasina bir daha basliyordu sanki bugün… 

Yirmi bir sene olmustu sevgi sözcükleri fisildamayali bir kulaga… Bir ayna karsisinda kravatini baglayip, ilikleyip ceketinin dügmelerini, kendi kendine mirildanmayali sevda sözcüklerini tam yirmi bir sene olmustu… Her gün saatlerce alistirma yapip da bir tek sevda sözü söyleyememenin sikintisini… Bir çift mavi gözün içine bakip da tek bir sevda sözü fisildamak isteyip de becerememenin sikintisini çekmeyeli tam yirmi bir sene olmustu. Ismini haykirmak isteyip de haykiramayali, ona bakarken derin bir aciyla kivranmayali tam yirmi bir sene olmustu. Kimseye bir daha öyle anlamli bakmamisti… 

Talipleri olmustu tabi, günese bakinca yesile dönen ela gözleri ve bembeyaz çehresiyle çok canlar yakmisti. Ancak onlara gönüllerini yalamalarini söylemisti hal diliyle… Nasil söylemesindi ki! Ask ona göre koskoca bir yalanken kendini mi kandirsaydi? 

‘Vay be!’ diye geçirdi içinden… Vay be… Demek o ayrilik dedikleri sensin ha… Inanamiyorum, sahi bu kadar vefasiz miydin? Kitaplarin arasina mi gizlendin bunca sene niye gelmedin? Yirmi bir sene sonra kendini hatirlatip gözyaslarina bogmak için mi yaptin bunu? 

Oturdugu apartmanin bodrum katindaki depoya saklamisti kitaplarini. Ama bu defter! Bu defter nereden çikmisti ki simdi? 

Bunlari yasayanin kendisi olmadigina yavas yavas ikna oluyorken tokadini bir cevap gibi niye çarpiyordu ki simdi yüzüne bu defter? Al iste senin geçmisin bu! Simdi ve burada mi diyordu ona? 

Defteri ürkek, çekingen tavirlarla ellerinin arasina aldi… Üzerindeki tozu silerken elleri titriyordu… Bir süre öyle kalakaldi, ona bir düsman gibi bakiyordu. Simdi o sayfalarin arasinda kendi hikâyesini okuyacakti… Romantizm, bodrumun bir kapanip bir açilan los isigiyla tezahür ediyordu… 

Kapagini açti… Ilk sayfayi okumaya koyuldu… 

“Yirttigin defter yüzünden seçtim bu hediyeyi. Maalesef seninkilerin yaninda çok basit. 

Sana sevgimin ne çok oldugunu anlatmak istiyorum ama ask ya tarif edilemiyor. Hani klasik cümleler vardir ya: “BITMESINI ISTEMEDIGIM GÜZEL BIR RÜYA GIBISIN.” Iste sen de benim için böylesin. Insallah bütün bir ömür görürüm seni… 

Defteri her açtiginda seni mutlu edecek bir seyler görmeni istiyorum. Bu yüzden de sevgimi anlatmak istiyorum ama olmuyor. Ama emin ol SENI ÇOK SEVIYORUM. 

Öyle çok asigim ki sana… Senin için bütün bir ömrümü feda edebilirim. Seni her seyden çok, hiç kimseyi sevmedigim kadar çok seviyorum… Iyi ki seninim ve iyi ki varsin Sevdigim… 

Seni Çok Seviyorum… 

Mavi Gözlü Kiz…” 


Mine-l askk! Sayfaya gözyaslari arasindan bakiyordu… 

Büyük harflerle seviyorum yazmis. 

Hayatinda ikinci kez hiçkira hiçkira agliyordu… 

Gözyaslari islatti yazisini. Mürekkep dagildi… 

Artik dayanamayacagini düsündü, baslamadan biraksa miydi?… 

Daha ilk sayfadan sendeledi, yere çöktü… Eski püskü bir iskemleye tutundu yerden zorla kalkti, üzerine savrulmacasina oturdu… Ayakta duracak takati kalmamisti… 

Tarih yeniden yaziliyordu… 

Defteri her açtigimda beni mutlu edecek bir seyler görmemi istiyormus. Peki simdi mutlu muydum? 

Yirttigim defter yüzünden bu hediyeyi seçmis. Niye yirtmistim ki sanki o defteri. Niye kiskanmistim ki ondan duygularimi. Yirmi bir sene evvelsi kirilacagini bile bile niye görmemesini istemistim ki? Sanki bilseydi ona yazdigim siirleri ne olurdu? Bilseydi onsuzlugun bu kadar aci oldugunu bugün böyle mi olurduk? 

Defol dedigimde ona, git dedigimde ciddi olmadigimi anlardi o zaman… Sadece aptal bir gurur oldugunu pekâlâ tahmin edebilirdi… Niye yapmistim ki, niye? 

Sayfalari biraz daha çevirdi… Biraz ortalarda bir çiçek… Kurumus, solmus… 

Insanda eger birazcik vefa duygusu varsa, bir gün almis oldugu o çiçek elinde solsa bile onu defterinin arasinda saklar, ayaklar altina atmaz… 

Incitmeden o nazli çiçegi parmaklariyla aldi… Gözlerini kapadi, gözyaslari yanagindan süzülürken burnuna götürdü çiçegi ve bir süre kokladi. Bir kaç dakika hareketsiz durdu. 

Askin kokusu olur muydu? 

Oluyormus iste… 

Kokladi… Kokladi… Kokladi… 

Âlemler arasi seyahatteydi su an… Simdiden geçmise mi gitmisti ne? Bu defter zaman makinasi miydi Allah’im? Durup dururken onu özlüyor olusum neden? Ask’a inanmayan ben, gençligimin Leyla’sina sigindim neden? 

Verdigi çiçekleri özlüyor olusum neden? 

Cevabini biliyordu aslinda… Su kurumus, solmus çiçek misali… Biliyordu elbet eskisi gibi olmazdi bu çiçek… Ama anisi pek derin… 

Hayatin film seridi gibi gözlerin önünden geçmesi böyle bir sey galiba… Trenin vagonlarina benzettigim su seritler, ne kadar çoklar Allah’im! Yakalayamiyorum ki bineyim… 


“Senin için buldum…” demisti elindeki çiçegi göstererek… “Senin için…” 

Etrafimi göremiyorum, sesleri duyamiyorum… Beynim ona kilitleniyor ve birlikte dolastigimiz zamana… 

Yoksa ask askina esir düsmüsü müydü insanin? 

Basi dönmeye basladi… Önce isik söndü… Defter elinden yere düstü… 

Gözleri karardi… 

Karardi… 

Karardi… 

Iskemleyle birlikte yere düstü. 

Çiçek salik avucunun arasinda serbestti artik… … 

………………… 

Telasla ikiser üçer atlayarak merdivenleri çikti. Dis kapiyi sertçe açti, yagmur çiseliyordu. Caddeler bostu. Biraz sokaklarda hizli adimlarla yürüdü. Onunla geçtigi caddelerden geçti tekrar tekrar. Birlikte baktiklari o gökyüzüne simdi yalniz bakiyordu. Birlikte gittikleri o parka gitti. O gün israr etmesine ragmen utanip binmedigi o salincaga bugün tek basina biniyordu. Ne derlerse desinler. Sallandi biraz çocuk gibi, hayallere daldi ve tipki eski günlerdeki gibi oldugunu hayal etti… Kendini avuttu… 

Limana gitti onunla geçtigi yollardan… Ezberinde kalan tek siirin su misralarini mirildandi eskiden birlikte seyrettikleri o denize bakarak… 

“Rüyâ gibi bir yazdi. Yarattin hevesinle, 

Her ânini, her rengini, her sirini hazdan. 

Hâlâ doludur bahçeleri en tatli sesinle! 

Bir gün, bir uzak hâtira özlersen o yazdan 

Körfezdeki dalgin suya bir bak, göreceksin: 

Geçmis gecelerden biri durmakta derinde; 

Mehtâb… Iri güller… Ve senin en güzel aksin… 

Velhasil o rüyâ duruyor yerli yerinde! ” 


Bu siiri fakültedeki bir yazili sinav için ezberlemisti. Sinava son on dakika kala, aceleyle bir arkadasindan alip… 

Ezberlemesi kolay olmustu… Çünkü yasadigi duygulardi onlar. Tam da yasadigi duygularin siir haliydi… 

Vallahi insan bir seyi kolay ezberliyorsa, o kelimeleri, cümleleri hep bir yerden hatirladigi içindir. Bunun ne zekâyla bir ilgisi var ne hafiza gücüyle. 

Eski okuluna gitti. Yirmi bir sene sonra duvara el ele tutusarak yazdiklari isimleri hala duruyordu, o kalp de… Birlikte tuttuklari kalem nasil da titremisti öyle… 

O pencere kenarinda biraz bekleyip eskiden oldugu gibi disariya bakti. Yine sevdiginin kendisini bunu yaparken seyrettigini sandi. Sesler vardi…Sesler…Hala doluydu bahçeleri en tatli sesiyle!

Sanki biri gerçek biri hayal iki kisi dolasiyordu okulun koridorlarinda… O’nun sinifina gitti, tahtada bir yazi “Çok uzaktasin beni duymazsin unuttun belki de hatirlamazsin hani derdin ya sen bir tanesin bir tanen burada Sen neredesin?” 

Oldum olasi sevmezdi böyle klasik yazilari ama simdi bunu sevmisti. Tam da bugün kendisi için mi yazdirmisti kendini bu yazi?

Okuldan çikti. Yagmur siddetini artirmisti, hava karariyordu yavastan. Aksam ezanina 5 dakika falan vardi. Yagmur hizlandi, hizlandi ve hizlandi… 

Sirilsiklam o yagmurda islanmisti, iste sirilsiklam bir asik!…Elinde simsiki tuttugu sevdiginin verdigi o solmus çiçekle gözyaslari saçlarindan sizan yagmura karisarak, onun kapisinin önüne gitti, o kapida bekledi ve zili asla çalmadi. O kapi önünde saatlerce agladi… 

Tarih yeniden yaziliyordu… 

O sirada kapi açildi. Içeriden mavi gözlü kiz çikti, sasirdi. Karsisinda gördügü insan O’ydu. Gözlerinden tanidi onu. 

Gizlemek istedi kendini ama basaramadi, üsüyordu elinde çiçekle… Saçlarindan sizan yagmur yanaklarindan süzülen gözyaslarina karisiyordu… 

Ürkek kaldirdi basini, biraz utangaç bir edayla, biraz da titrek ses tonuyla, 

Sen… Dedi… Sustu… Yere çöktü 

Seni… Dedi… Yutkundu… Basini egdi 

Çok dedi… 

Çok seviyorum… Kaldirdi basini… Gözlerinin taa içini nisan aldi… 

SENI HER SEYDEN ÇOK, HIÇ KIMSEYI SEVMEDIGIM KADAR ÇOK SEVIYORUM… 

Bitmesini istemedigin su rüya bitmese? Gel desem…Gelsen… Tut desem elimi… Tutsan… Olmaz mi?

Gel…

Çiçeklerin olmasin ne fark eder, ama gel!

Önce biraz sustular, sonra bakistilar, yine içi acidi gözlerine bakarken… Gözlerinin içi yandi… Yirmi bir sene sonra bakislar yeniden anlam bulmustu… 

Sevda sözcügü fisildadi kulagina, 

ÇIÇEGIM dedi ona… Çiçegim… 

Alnina bir buse kondurdu… Sevgilinin tenine dokunan bir busenin heyecani… Bedensel hiç bir haz onun kadar kalici degildir… 

Fisildayarak konustu… Artik bu hasret bitecek.

Yillar sonra ondan aldigi çiçegi uzatti. Senin için buldum dedi…Senin için… 

O bir çift mavi gözün içine yillar sonra bakiyordu, yansa da bakarken gözleri, sizlasa da içi… Burada konusmak olmazdi… 

Simsiki sardilar birbirlerini sonra… 

Agladilar… Agladilar… Agladilar… 

……………………………… 

……………………………… 

……………………………… 

Basinda doktor vardi. 

-Neredeyim ben? 

-Geçmis olsun efendim. Sadece küçük bir bayginlik geçirdiniz. 

-O nerede? 

-Kimden bahsettiginizi anlamadim efendim… 

Sustu… Ve anladi. 

En az, yirmi bir sene sonra duvardaki isimlerinin silinmemesi kadar olanaksizdi… 

Bitmesini istemedigi rüya çoktan bitmisti… 


Muhammed Imran YENIYIL 

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here