El Ele…

13
289
Apartmanin merdivenlerinden her gün sokaga adimimi attigimda birden bire yer degistiriyorum. Merdivenin sokakla birlestigi yerde, yan komsunun bahçesine açilan duvarin araligindan Kale yamacina giden yola çikilirdi. Kocaman dut agacinin gölgesi bahçeyi kaplar, babaannemin bahçeye ektigi fideler günesi bekler  diplerine açilmis ariklarda bir gün önceden yapilan sulamadan kalan son izler insanin gözüne batardi..

Dut agacinin dibindeki çesme. Hemen yanindaki ocaklik..

Babaannem her sabah ezanla kalkar, ful saksilarinin korkuluk vazifesi yaptigi merdivenlerden iner, çali süpürgesiyle bahçeyi, yolu, merdivenleri bir güzel süpürür. Teneke kovadaki kireçle ocakligi boyar. Üstelik de her gün o ocaklikta yemek pisirir. Badanasi yapilan ocak zaten birazdan ise bulanir… Gene de her sabah üsenmeden boyardi ocakligi..

Dedem babaannemin pisirdigi çorbayla baslardi güne ..

Biz babamin ögretmenlik yaptigi köyden hafta sonlari gelirdik babaannemlere. Aksiydi babaannem. Bizi uyanir uyanmaz postalardi okulun bahçesine. Beklerdik kahvalti hazirlaninca çagirsinlar diye. O zamanlarda pek söz sahibi degildi çocuklar. Nasil olsun ki? Annecigim bile olanca baskiya sesini çikaramazdi…

Dedem gök mavisi gözlerle bakar; ama aklimda kalan tek bir cümlesi bile yok neredeyse. Dedem sabah çorbasini içer. Üstüne kahve… Sonra evin altindaki ahira iner. Atini faytona kosmak için hazirlar. Yavas hareketlerle faytonuna biner ve çarsiya dogru yola çikardi.

Çok kalmazdi çarsida. Öglen eve gelir, cani isterse bir kez daha çikar ya da çanisire geçip pencere kenarina oturur babaannemin getirecegi kahveyi beklerdi. Merdivenlerden çikarken teneke saksilardaki fullerden bir tane koparir, mutfaktan minik bir domates alir, fulü domatese saplardi. Ben bayilirdim domatese saplanmis fule. Vazosu domatesten mis gibi kokan üstelik koklarken burnumu degdirirsem rengi bakira dönen bu çiçege gizli bir hayranlik duyardim…

Çanisirin yola bakan penceresinin kiyisinda otururken yoldan gelen geçene seslenirdi ‘gel kahve içelim.’

Kapisindan çikinca üstü begonville kapli çardak, merdivene dizilmis teneke saksilardaki çiçekler, hanimeli kokusuna takildigim bahçe duvarina dokunup, portakal kokusuyla kapli sokaga adim atiyorum her gün…

Oysa o güzelim bahçenin neredeyse tamami simdi yirmi dört saat çignenen bir yol. Yaz gecelerinde diskolardan dönen sarhoslarin yerlere attigi siselerin kirilma sesleri,sabaha karsi temizlik isçilerinin süpürge sesi, eskiden okulun bahçesi olan ama simdi yolun kenarinda kalan çesmelerden akan suyun sesi..

Sarhoslarin kirdigi sise kiriklariyla kirlenen bu yol..

Çocuklugumda henüz toprak olan, sonra asfalta dönen, sonra tas dösenen bu yolun iki yani bahçelerle sinirdi bir zamanlar.

Uzun yaz geceleri az isikli yoldan geçerken atesböceklerinin pesine düserdim. Geceleri yanimda kibrit kutusu tasirdim. Alacakaranlikta bir türlü neye benzediklerini anlamadigim atesböceklerini yakalar, kibrit kutusuna koyar ve balkondaki küstüm çiçegine iyi geceler dedikten sonra huzurla uykuya dalardim. Sabah uyanir uyanmaz kibrit kutuma bakardim. Ve hiçbir zaman o atesböceklerinin nasil ve nereye gittiklerini hiç anlamazdim…

Ben her sabah ise giderken elinden tuttugum çocukluk yillarimin Nilgün’ünü de götürüyorum yanimda. O bana evin tam karsisindaki Alanya mandalinasi bahçesini hatirlatiyor. Portakal kokulu bahçelerden beni sürüklüyor. Kale yamacina tirmandigim asfalt yolun eskiden kirmizi topraktan olan yolunun tozlarini bulastiriyor ayakkabilarima…

Çardaginda begonvillerin oldugu, bahçe duvarinda hanimelilerinin koktugu o evin yerinde yükselen apartmanin balkonundan karsiya baktigimda çocuklugumdan beri çinar agacina yuva yapan baykuslarin hâlâ orada oldugunu gördügümde zamanin bölünmezligine hayran oluyorum.

Yapacagim seyahatlerin hayaliyle bu yolu adimlarken; neden bu sehre yeniden âsik oldugumu anliyorum. Belki güvenli bir liman. Belki de uzaklara çok uzaklara ziplayabilmek için gergin bir trambolin…

15.10.2010.Alanya

13 YORUMLAR

  1. Daha yazinin altina bakmadan, bu sihirli deynekle dokunulmus cümleler, bu yazidaki anlatim ahengi, bu yazisinda mutlaka ögrenilesi bir kaç kelime barindiran (çanisir, ful) nilanya olabilir mi acaba dedim ve yanilmadim=))

    çok keyifle okudum çok=))

  2. hizimi alamadim bir yorum daha=)))

    yazilarini okurken baska bir dünyada uçuveriyorum sanki böylee, dingin ve huzurlu bir anlatim bitmesin ama bitmesin dedirtiyor bana. asla iltifat degil inan, babaannenin ocagi olmaya razi hissediyorum kendimi. öyle bir kiyicikta durup seyre dalayim olanlari…

  3. hizimi alamadim bir yorum daha=)))

    yazilarini okurken baska bir dünyada uçuveriyorum sanki böylee, dingin ve huzurlu bir anlatim bitmesin ama bitmesin dedirtiyor bana. asla iltifat degil inan, babaannenin ocagi olmaya razi hissediyorum kendimi. öyle bir kiyicikta durup seyre dalayim olanlari ve paylasayim geçmise olan özlemi…

  4. Ne kadar iyisin, delisey.. Inan ki bir yazi ekledigimde seni yorumlarda görmekten mutlu oluyorum..Çok tesekkürler. Gündüz bilgisayarim yok.Ancak aksam ve sabahin köründe bakabiliyorum. O nedenle cevabim gecikti.Sevgiler..

  5. Yaziya gözgezdirirken bir sey hatirladim. Dün gece rüyamda atesböceklerini yakalayip bir kutuya koyuyordum, ya da avucunda atesböcekleri tutan babam bana onlari gösteriyordu…

    Bahar gelince karanlikta çimenlerin arasina bakin birisi de size gözükür elbet…

  6. Nilanya, yazilarina yorum yapmak benim için keyif=) hatta bazen tüm kelimeleri birlestirsem hak ettigi yorumu aktaramadigimi bile düsünüyorum…

    bu arada ben hiç ates böcüüü görmedim çok yakindan =)

  7. Nisan geldiginde bir dedektif titizligiyle kenarda kösede ararim atesböceklerini. Insanin çocukluk arkadaslari hiç yaslanmazmis. Sanirim ben bütün yaslarimin elinden tutup sürüklüyorum yanimda. Öyle eglenceli ki.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here