Eski Sevgili Bosna-Hersek

0
69
Bazi insanlar bahtsiz dünyaya gelir. Bazen bütün aile toptan kaybetmistir hayatta ama kötünün kötüsü de vardir. En kötü bütün bir milletin bütün bir cografyanin sansizligi,bahtsizligidir. Filistin, Afganistan, Bosna-Hersek… gibi. 

Aylardan Kasim sisli puslu yollarda korkunç rüyalar görüyorum o otobüs yolculugunda. Beni ne bekliyorum tam olarak bilmiyorum tek bildigim eski Osmanli Imparatorlugu topraklarinin bir parçasina gidiyorum. Sarajevo tabelasini takip ediyoruz. Tabelalara bakinca çok da uzak da olmadigimizi düsünüyorum. Iyi de madem az kaldi baskente “ne zaman otoyola çikacagiz ne zaman düzelecek bu yollar” diye düsünürken Saray-Bosnaya geldigimizi fark ediyorum. Abartisiz su ana kadar gördügüm en büyük köy hem de Türkiyenin 20 sene önceki köylerinden bir tanesi. Üzülüyorum mezar tepelerini görünce her seye ragmen çaba gösteriyor olmalarina gözyaslarimi tutamiyorum. Çamurlu bir nehir akiyor güldür güldür sehrin tam ortasindan otelimiz merkezde sayilir ama kahvalti salonu bir mezar tepesine bakiyor. Insan da istah mi kalir ? Her yer buram buram Osmanli kokuyor. Türk kültürüyle harmanlanmis bir kültür. Sasiriyor, ayni zamanda gurur duyuyorum. Bosna-Hersek daha dün savastan çikmis gibi ama benim atalarimi seviyor. Osmanlinin zararindan çok yarari dokunmus. Merkezdeki “Bas Çarsiya”sinda bakir cezveler fincanlar nazar boncuklari satiliyor. “Cevapcici” yeniyor kaymakla. Kebabi kaymakla yeme fikri onlara nasil geldi bilmiyorum ama fena degil. Her sey kahverengi sanki bu sehirde. Insanlarini sicak sempatik beklerken aksini gördüm. Misafirperverlik yok, asik suratlar, mutsuzluk, umarsizlik… Garipsedim ama sonuna kadar hak verdim. Yolda izlettikleri Bosna savasinin filmini bile izleyemeyen ben onlarin yasadiklarini yasasaydim nasil olurdum acaba ? 
Güneye,  Mostara gidiyoruz. Saray-Bosnadan uzaklastikça nehrin rengi gidilen yer hakkinda az da olsa ipucu veriyor ve nehir her geçen kilometrede biraz daha berraklasiyor. Mostarda çekilen ilk fotograf karesi ne yazik ki çok berrak olmuyor benim açimdan. Savasta taranmis ve delik desik edilmis iki katli bir bina yol kenarinda. Kursunlar hala hapsolduklari yerde can yakmaya her gün kanayan yaraya tuz basmaya devam ediyor. Nehre dogru gittikçe yollar daraliyor ve trafige kapaniyor. Iste simdi Mostar Köprüsü, piril piril akan bir nehir, küçük hediyelik esya dükkanlari ve Türk Konsoloslugu… Simdi oldu iste. Savasta yikilan Osmanli döneminden kalma tarihi köprü Türkiye tarafindan yapilmisti hatirlarsaniz. Onlarin bu ne kadar umrunda gerçekten bilmiyorum. Çünkü o kadar kirginlar,kizginlar ve boynu bükük duruyorlar ki dünyaya, içler acisi. 
Bosna-Hersek de yasadigim, gördügüm her seye ragmen nedenini bilmesem de sevdim orayi ben. Bir zamanlar bir parçan olduguna inandigin eski sevgilini yillar sonra perperisan görmek gibi bir sey belki de. Sana dili varmasa da söylemeye ” keske senle kalsaydim da bunlar gelmeseydi” der gibi bakar hani ya da size öyle diyor gibi gelir 😉

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here