Eyvah Kizim Tenisçi Olacak! – Türkiyede Spor Dallari Ve Futbol Karsisindaki Durumlari…

13
76

Renklidergi.com’daki ilk yazim olmasi nedeniyle öncelikle sizlere bir “Merhaba” diyerek basliyorum. Dergi yöneticileriyle görüstügümde bir çok konuda yazabilecegimi, dolayisiyla herhangi bir konu sikinti çekmeyecegimi bildirmistim. Belki de bilindik haliyle kültürsüz insanlar gibi, bilgi sahibi olmadan her konuda fikir sahibi olan birisi olabilirim. Bu yüzden de zamanim ve yeteneklerim elverdigince; yazilarimda daldan dala atlamaya ve sizlere güncel bir Hincal Uluç vakasi yasatmaya çalisacagim. Sakin kendimi Hincal Uluç kadar bilgili, kültürlü ve görgülü olarak gördügümü düsünmeyin. Sadece bu kibiri, bilgisizligin bana kazandirdigi cehaletimle elde ettigimi düsünün.

Kendimi övdügüm giris bölümünden yazinin basligina geri dönecek olursak neden böyle bir endiseli baslik attigimi uzun uzadiya aktarayim sizlere. Türkiye’de ne yazik ki Spor denildiginde ilk akla gelen her zaman Futbol olmustur. Dönem dönem Basketbol, Voleybol, Güres, Halter, Atletizm gibi sporlar ön plana çiksalar da bunlar; kisa bir dönem süren parlama ve patlamalardan sonra yerlerini tekrar gerçek spora(!) yani futbola kaptirmislardir.

Spor deyince aklimiza neden futbol geldigini çok fazla sorgulamak istemiyorum, ancak yine de bir iki seyi açiklamamiz lazim. Hepimizin bildigi üzere futbol dünyanin en büyük ekonomilerine sahip spor dallarindan birisi ve artik endüstriyel hale dönüsmüs durumda. Diger sosyolojik durum ise futbolun takim oyunlari içerisinde en fazla oyuncuyu ve ekibi saha içerisinde bulunduran bir spor dali oldugu. Genel anlamda takim oyunlari bireysel spor dallarina göre daha fazla izlenirler. Takim oyunlarindan olan futbolda en basitinden saha içerisinde oradan oraya kosusturan 22 oyuncu ve 3 hakem görürsünüz. Bu da bize tek bir bilet parasina onlarca oyuncuyu bir arada görme olanagi tanir. Böylece bireylerin mücadelesinin ötesinde bir takim olarak gösterilen mücadeleyi izleyebiliriz.

Tabi günlük gazetelerin spor sayfalarinda onlarca futbol yazarinin cirit atmasini sadece bu sekilde açiklamak da pek geçerli degildir. Ancak günümüzde geldigimiz noktada bir çok futbol (spor) yazari birkaç yolla bu ise girisiyor. Yani kisiler, aileden gelen bir gelenekle futbol yazari olabiliyor (böyle bir durumda kisinin, yazili ve görsel basinda veya camiada etkili bir ismin ailesinden gelmesi yeterli bir kosuldur). Bazen eski bir futbolcu, teknik direktör (ki bunlarin da bir çogu eski futbolcudur) veya hakem olmasi, az biraz da sivri dilli olmasi yeterli oluyor. Bunlarin disinda gelenlerin de hasbelkader kendilerini ispat etmis ve/veya gazetede yer alan spor sayfasindaki bosluklari doldurmasi için seçilmis insanlar oldugunu görebiliyoruz.

Bu insanlarin bir çogu futbol disinda bir sey konusmazlar, konusamazlar. Arada sirada güncel spor dallarina dokundurmalar yaparlar ki kendilerinin ne kadar büyük yazar oldugu gözden kaçmasin, her konuda bilgi ve fikir sahibi olduklarini gösterebilsinler. 4 yilda bir Olimpiyatlar ve 2 yilda bir Dünya Sampiyonalarindaki oyunlar hakkinda atip tutarlar, herkesin kazanmasina kesin gözle baktigi sporcular ve ülkeler hakkinda bilindik seyler karalarlar. Ardinda da “Bakin ben demistim, nasil da bildim, benim futbol disinda diger spor dallarinda da acayip bilgim var” gibisinden kendilerini pazarlarlar. Ya da diyelim ki olmadi, onlarin yazdigi, öngördügü favori sporcu veya ülke basarisiz oldu; bu kez de yine nalinci keseri gibi kendilerine yontup “beni bile sasirttilar, yillardir bu sporu izlerim, böyle basarisizlik görmedim” demeye getirirler.

Futbol yazari/yorumcusu Rahmetli Kazim Kanat, bir gün gazetedeki köse yazisinda Olimpiyat mesalesinin yolculugunun Türkiye ayagindaki organizasyonda; Çagla Kubat’in ne isi oldugunu sormustu. Çünkü Kazim Kanat’a göre Çagla Kubat, bir manken, model, dizi oyuncusuydu ve böylesine bir spor organizasyonunda ne isi olabilirdi. Tabi bu yaziyi kösesine yazip koydugunda spor servisinin editörünün de ne is yaptigini merak etmisimdir. Birisi de çikip Kazim Kanat’a “Abi iyi, güzel de Çagla Kubat milli sporcu, surf (sörf) dalinda ülkemizi temsil ediyor” diyememis. Üstelik Kazim Kanat yine baska bir yazisinda da “Lafin yeri gelince 70 milyonluk Türkiye diye palavra sikariz. Türkiye gerçekten 70 milyonluk bir ülke ise Olimpiyatlardaki rezalet nedir? Demek ki Türkiye devletinin resmi bir spor politikasi yok. Türk sporunu yönetenler spor denilince sadece futbolu biliyorlar.” demisti. Bunu Kazim Kanat’i yermek için söylemiyorum, bu bir çok spor(!) yazarinin su anda içinde bulundugu durumu kisaca özetliyor.

TRT’nin ilk zamanlarinda futbol disinda hemen hemen tüm spor dallarindan görüntüler yer alirdi TV ekranlarinda. Yasi 30-35’in üzerinde olan bir çok kisi iyi hatirlar bu tek kanalli günleri. Ertesi gün insanlar iyi kötü o spor dali hakkinda yorumlar yapabilecek bilgiye ve izlenime sahip olurlardi. Bu tespit sadece bana ait degil, bu gün iyi gözlem yapabilen bir çok kisi bunu söyleyebiliyor. Ancak günümüzde evimize kadar gelen Uydu Teknolojisi sayesinde dünyanin bir çok spor kanalini izleme sansimiz oluyor. Hatta bilindik spor dallarinin disinda büyük güç, yetenek ve beceri gösterisi gerektiren extreme spor dallarini izlememizi saglayan spor kanallari da var ama yine de izlemiyoruz. Demek ki insanlara kaliteli sekilde verirsen farkli spor dallarini da izlerler gibisinden yapilan bu tespit artik geçerliligini yitiriyor, yani insanlar sadece körüklenmis duygular ve ön yargilarla spor izliyorlar. En çok izlenen ve en çok konusulan futbol ise herkes onu izlemeye devam ediyor, gelenek bozulmamis oluyor.

Bu gün geldigimiz noktada ülkelerin en büyük liglerine ait futbol maçlari sifreli TV kanallarinda yayinlaniyor. Türkiye’de de durum benzeri bir sekilde devam ediyor, her 3-5 yilda bir açilan yayin ihalesini sifreli bir kanal veya platform sirketi satin alip yayinlarini bu çerçevede sürdürüyor. Herkes maçlarin neden sifreli kanallarda yayinlandigina dair sikayetlerde bulunsa da futbol endüstrisini yönetenlerin bundan vazgeçmesi mümkün görünmüyor. Tabi yazili ve görsel basindaki spor yazarlari da bu yayinlarin sifreli kanallarda yayinlanmasi için ellerinden gelen destegi esirgemiyorlar. Bilindigi üzere bir çok insan maçlari sifreli kanallarda ve evlerinde izlemek için büyük paralar harciyor. Onlarin disinda kalan izleyiciler ise evlerinin disindaki mekanlarda izlemek için bir yerlere gidip para harciyorlar ve çogunlukla da sadece kendi takimlarinin maçlarini izleyip diger maçlara pek bakma olanagi bulamiyorlar. Diger takimlarin maçlarini ise 3-5 dakikalik özetler halinde ancak evlerinde veya internet ortaminda görebiliyorlar. Hal böyle olunca gerek kendi takimi gerekse diger takimlarin maçlarini çiplak gözle izleyen (ki bazilari sadece bizim gibi TV ekranlarindan izleyip yorumluyor) yorumcularin sözlerini, tartismalarini hatta maçlar ve kararlar konusundaki hükümlerini okuyor, dinliyor ve izliyorlar. Yorumcu ve yazarlarin bir çogu, genelde digerinin ak dedigine kara dedigi için ekran basinda veya gazete köselerinde birbirleriyle itisip dalasiyorlar. Toplum olarak kavga eden, tartisan insanlari izlemek gibi güzel bir huyumuz oldugu için oturup onlarin bu kisir tartismalarini izliyoruz. Onlar cambaza bak cambaza bak diye ipin üzerini gösterirken günümüzün kapitalist düzeninin acimasizligi içerisinde hepimizin cebinden paralarimiz çaktirmadan çaktirmadan aliniyor, siyaset ve ekonomik alanda ülkeyi ve gelecegimizi etkileyen acimasiz olaylar yasaniyor.

Çok yakin geçmiste yasanan olayi düsünelim, bir partinin eski genel baskani olan sahis ve bir kadin milletvekilinin birlikteligini gösterdigi iddia edilen görüntülerin üzerinden henüz çok az bir zaman geçmisken Fenerbahçe ve Bursaspor’un futboldaki sampiyonluk çekismesi ve Fenerbahçe’nin fikralara konu olacak sekilde yasadigi 2 dakikalik sampiyonluk sevinci. Tüm bu zaman içerisinde Türkiye’de ekonomik ve siyasal alanda neler yasandi acaba?

Tamam biliyorum sözü çok uzattim, tenisle ne ilgisi var bu yazdiklarinin diyebilirsiniz. Ancak su anda 8.5 yasinda olan kizim yaklasik 3 senedir tenis egitimi aldigini söyleyerek tekrar konuya dönüs yapalim. Idealist bir tenis hocasinin çabalariyla henüz ana okulunda baslayan bu maceramiz, simdilerde özel bir tenis akademisinde alinan egitimle sürüyor. Kizim ve onunla birlikte baslayan birkaç arkadasi teknik ögrenme ve beceri kazanma asamasinda olduklari için maç yapabilecek durumda degiller. Hocalariyla birlikte bu yil içerisinde Türkiye Tenis Federasyonuna basvurup lisansli bir tenis sporcusu olmasi için gereken islemleri yapacagiz. Önümüzdeki yildan itibaren de maç yapabilecek seviyeye gelecegine inaniyoruz.

Kizim 2 yildir dilinden düsürmeden büyüyünce tenisçi olacagini ve bayanlarda dünya siralamasinda 12. olan Rus Tenisçi Maria Sharapova’yi kendisine örnek aldigini söylüyor. Tenis genel anlamda Türkiye’de “zengin sporu” olarak bilinir. Çünkü tenis oynayabilmek için kocaman bir sahaya (ki bu sahalarin bir çogu baska spor dallari için ortak kullanilamiyor), iyi kötü bir rakete, bu spora uygun bir ayakkabiya, topa ve dogal olarak sizinle karsilikli oynayabilecek bir rakibe ihtiyaciniz var. Eh tabi tüm bunlari bir araya getirebilen zenginlerin disinda biraz da Hülya Avsar ile adini duyduk tenis sporunun adini. Ilk kez tenis oynamaya basladiginda kizima “Hülya Avsar gibi mi olacaksin?” diyenler bile vardi. Zannedersiniz ki Hülya Avsar milli bir tenisçi ve ülkemizi bir çok turnuvada basariyla temsil etmis.

Peki tenis zengin sporu mu degil mi sorusuna geri dönersek; Türkiye’nin en ünlü tenisçilerinden Ipek Senoglu bir televizyon programinda suna benzer bir seyler söyledi; “Ben bir çok uluslar arasi yarismaya gidebilmek için cebimden para harciyorum, çünkü sponsor (destekçi) yok. Ailemin parasi var, ancak bu sporu profesyonel olarak yapan birisi olarak sürekli ailemden para almak istemiyorum, çogu zaman gidip bir bankadan turnuva için kredi aliyorum, turnuvaya katiliyorum, bir iki tur geçtigim zaman kredi parasini kazaniyorum ve turnuva sonunda geri ödüyorum. Bana da bir çok dizide oynamam için teklifler geliyor, ancak ben bu sporu profesyonel olarak yapan birisiyim ve hayatimi bu spordan kazanmak istiyorum”.

 Ipek Senoglu’nun kisisel internet sitesine girerseniz Türkiye’nin en büyük bayan tenisçisinin sponsorlarini görebilirsiniz. Tabi bir de kizimin kendisine örnek aldigi Rus Tenisçi Maria Sharapova’nin internet sitesinde de sponsorlari görebilirsiniz. Sanirim bu da ne demek istedigimi daha iyi anlatiyor. Evet, simdi Türkiye’deki bu sartlar altinda kizim tenisçi olmak istediginde içimden ne geçtigini bir kez daha yineliyorum:

Eyvah kizim tenisçi olacak!

 

13 YORUMLAR

  1. Serkan'in da dedigi gibi futbol disindaki bir konuda ne kadar okuma ve yorum olabilir ki :)))

    Eh en azindan iki kisi buradan nerden baksan on kisi de facebook'tan girip okumustur ya o yeter bana 😉

  2. Sonuna kadar büyük bir keyifle okudum.. Tenisin zengin sporu oldugu bir gerçek, ama bu Türkiye'den büyük tenisciler çikmayacagi anlamina gelmez bellimi olur gün gelir dünya sampiyonlari dahi çikaririz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here