Gitmeler…

3
174

Sevdanin sahilinde, balikçi aglarina takilip kiyiya vuran yosunlar gibi, çok derinlerden kazinip gelmisim. Yol uzun, yol mesakkatli, yol; her adiminda neleri anlatmaz ki… Gün olur hüzünleri, gün olur gizemleri, gün olur özlemleri anlatir da, daha da anlatacaklarindan baska… Onun anlatimi bambaskadir.

Ayriliklar, kavusmalar bir yana. Konu özlemler olunca… Yol gitmelere açilir. Ve bu bahiste anlatilan, anlatilacak olan her neyse, her nasilsa. Benimde söyleyecek bir iki sözüm, yazacak bir iki satirim bulunur elbet.

Gitmelerden terfi almis bir kidemli olarak söylerim ve yazarim. Evet yazarimda… Neyi anlatirim? Çogu kez bende bilmem bunu.

Baslangici yoktur çünkü gitmelerin, bitisi olmadigi gibi. Hep yarim kalmistir onlar, hep öksüz, hep hüzünlü.

Gidenleri bulursan, ya da karsilasirsan bir gün… Sor onlara: ne zaman ve nasil gittiklerini. Hep anlatirlarda. Ne baslangicindan eminlerdir bunun. Ne de bittigini söyleyebilirler. Söz oraya gelince, yarim kalir anlatimlari… Biri ayriliktan gittigini söyler, öncesindeki gitmeleri unutur. Biri yalnizliktan dem vurur, beraberligindeki gitmeleri saklar zulasinda. Biri aglamakli olsa da (anlattigi dogrudur da) öncesini hatirlamaz bile.

Yani sonuç odur ki; giden bir seyleri unutmanin hevesindedir ve hep haklidir kendince. Gitmesi de ondandir zaten.

Anlatma sirasi bana geldiyse: bil ki susmayacagim. Hakliyim bende kendimce ve bunu anlatacagim.

Yasadigim zaman dilimi çok mu uzun, kisa miydi yoksa bilmiyorum. Doluydu ama. Gitmelerin kendisiyle doluydu yasam. Yalnizliklar, özlemler, hüzünler, hep yol arkadasiydi onun.

Gitmelerin bir yaninda hep özlem, diger yaninda hüzün vardir. Yalnizliksa; birazda kendi adidir zaten.

Yol boyunca hüzünle beslenir, yol boyunca özlemle tükenir giden. Gittigi yerde yalniz kalir da… Neden geldigini bile anlatamaz sulara.

O bana derdi ki; sen… Hep gidersin zaten. Ben susardim.

Sen hep gidersin. Geride ne biraktigini, nasil biraktigini bilmeden… Sesimi bile duymadan, gecelere sormadan. Sessiz sedasiz, öyle gidersin. Sen hep gidersin zaten. Sen hep gidersin. Sen hep. Sen…

Giden ben. Evet, ben giderdim. Ama hâlbuki ben… Yine de bilirdim hepsini. Bilirdim de, giderdim iste. Onun dedigi gibi olmasa da…

Anlatmazdim, susardim… Dogru. O konusurken ben kapiyi disaridan kapatirdim, bu da dogru. Ama duyardim onun sesini, duymadan gitmezdim. O sesi duymayi her saniye özlerken, duymadan gider miydim, gidebilir miydim hiç. Bu dogru degildi iste. Hele hele gecelere sormadan gitmezdim, gidemezdim.

Geceler; benim en vefali dostumken. O dosta sormadan olur muydu? Olmazdi elbet. Suskunlugu bozar sorardim.

Ama o söylerdi. Bikmadan usanmadan söylerdi. Sen hep gidersin zaten. Birde ben, birde ben gidebilsem…

Birde ben gidebilsem demisti ya: Asil gitmeler ondan sonradir iste.

O gitti. Ben yalniz kaldim.

Terk eden giden miydi, kalan miydi?  Bunu bilmem. Terk edilen olsam ne farki olurdu? Bunu da bilmem… Ama… Bir kara cehennem gibiydi dostum olan geceler. Durulmuyor, yasanmiyordu. Suç gecelerin degildi elbet, onu kara cehenneme çevirenlerindi de. Sonuç böyle oluyordu iste.

Nefes almanin zorlastigi böyle zamanlarda… Önünde bir yol vardir. Nereye gittigini, nelerin bekledigini bilmesen de. O yol nefes almani saglar sanki. Ya da sana öyle gelir. Ve düsersin o yola. Sonuçlari düsünmeden, engellere aldirmadan…

Gecelerde öyle yasamanin beni sikistirdigi cenderede, daralmistim. Durulmazdi artik, duramazdim. Nefes almak bahanesi degildi bunun adi. Kaçmak… Hiç degil.

Ben hep gitmezdim. Ama o gün gittim iste.

O ilk miydi, öncesi var miydi, öncesi nasil basladi? Ilk kursunu atan kimdi? Namluyu ilk dogrultan, ilk vurulan kim? Ben de bilmiyorum.

Ama o gidisi biliyorum.

O sartlarda, orada durulmazdi. Bana da gitmekten baska bir yol kalmazdi.

Gitmeler böyle basladi iste.

O evin tüm duvarlari üstüme gelse, altinda kalacagimi bilsem kaçmazdim. Beklerdim öyle. Seyrederdim üstüme gelisini. Hissederdim en azindan üstüme devrilisini. Ama öyle bir sey vardi ki dayanamazdim. Alistigim o koku geliyordu üstüme. Bakiyordum, ariyordum, yoktu. Durdugum yerde sariyordu her yanimi. Çildirmak, çilginca geliyordu her seferinde. Içiyor, sarhos oluyordum. Kokusu birakmiyordu pesimi.

Beyin uyusuyor alkolle. Yürek uyusmuyor ki. Yürek ariyordu bu kez evin her odasini, raflarin üstünü, altini. Olmadigini bile bile. Tekrar tekrar, umutla açiyordu her odanin kapisini. Yine hüzünle kapatip, özlemle oturuyordu onun oldugu yere.

Ve gitmeler böyle basladi iste.

Raki dost olmustu artik, geceler sirdas. Varilan yer önemli degil. Sahil varsa agirlar beni. Alir elime kadehi dolasirim. Sularla dertlesir. Bulutlara dökerim hüzünleri. Özlemleri saklamistim zaten, görünmezdeler.

Sularla dertlesemedigim yerlerde durmadim, duramazdim. Gittigim yerde sahil olmaliydi, martilar olmaliydi. Onlarsiz olmazdi, yasanmazdi.

Ama yine… Gittigim her sahil onu hatirlatir. Martilar ondan haber getirirdi sanki. Ve ben gelen haberle bir daha çöker, bir daha giderdim. Sonra bir daha…

Gitmeler böyle baslar çogu kez.

Gitmelerin diger adi, terk etmek degildir ama. Gitmelerin diger adi; kalmaktir orada.

Gittiginde her seyi geride birakarak, kurtuldugunu zanneder aldatirsin kendini. Geride kalan bir sey yoktur ki kurtulasin. Hepsi seninle gelmistir. Ve hep yaninda, yani basindadir onlar. Daha gözlerini kapatmadan bir bir dizilirler karsina. Yeniden gidersin, bir daha gidersin. Sonra… Bir bakarsin; En son gittigin yer, ilk terk ettigin yerdir.

3 YORUMLAR

  1. ilginç… kendi söyleyeceklerini bir baskasindan okumak… koçanina dizilmis misir taneleri gibi cümlelerin…onlari ben degil de Altan Erkekli okuyordu içimde sanki… etkileyici. tesekkürler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here