Gönlümün Gözüne Vurdu Gözlerin

0
47

Bardaktan bosanircasina yagan yagmurdan kaçip, Kadiköy iskelesinden kalkan son vapura zor atmistim kendimi. Evle is arasinda soluksuz kalmis hayatimin, monoton ve gri havasindan kaçip, yine Kadiköy sahilinin masmavi baharina atmistim kendimi her Pazar oldugu gibi… Koskoca bir günün mehtap araliklarinda inleyisi, yorgun vapur homurtusuyla birlesince, daha eve varmadan grilesiyordu dünyam. Her Pazar ayni senaryoyu oynasam da bir dahaki pazari düsünerek, bir nebze de olsa teskin ediyordum kirilgan ruhumun çocuk kalbini.

Vapurun arka tarafinda oturup bir sigara yakmistim yine gözlerimden fersah fersah uzaklasan mavilige ve duman duman tütmüstü içimde sükûn etmis yalnizligim. Bir sesle irkilmistim oturdugum yerden. Bulutlar irkilmisti ve dagilan ürkek bulutlarin arasindan, mehtap sükûn etmisti karanligin anahtar deliginde. Yildizlar, boncuk boncuk dizilivermisti bulutlarin kirpiklerine ve o ses tekrar etmisti hacetini: “Oturabilir miyim?”

Utangaç basimi kaldirmadan, sadece kenara çekilmistim. Sonra oturmustun yanima. Üzerimde gezinmisti gözlerin uzun uzun. Hissetmistim… Kalbim, çarmiha gerilmis azgin bir dalga gibi gögsümü çatlatirken hissetmistim bana baktigini. Sonra yavasça basimi kaldirip, ürkek gözlerimle gözlerine sokuluvermistim utana sikila ve sen, kirpiklerimin araligindan gizlice süzülüvermistin kalbimin en mahrem kösesine. Gözlerinle oksamistin bütün incinmisligimi. Gözlerin gözlerime degdiginde, elini uzatmistin ve ismini fisildamisti dudaklarin.

Ellerim ellerinde titremisti ve ben, yine sessiz kalmistim. “Memnun oldum” demekten öteye gitmemisti kurdugum cümle. Basim yine omzuma düsmüstü, oradan da ayakuçlarima…

Ismini hece hece tekrarlamisti suskunlugun ve ismin, martilarin seslerine karisarak tekrar tekrar çinlamisti kulaklarimda. Sonra Eminönü Iskelesi’ne yaklasan vapurun homurtusuyla uyanmisti kalbimde çiglik çigliga bir hasret. Gözlerim gözlerinle birlesmisti yine… Kalbim, sinemi çatlatircasina çirpinmaya baslamisti. Ufukta kizila kesmis bir günün bitis saatiydi ve sen usulca ayaga kalkmistin. Garip bir duygu esnemesiyle ayaga kalkmisti korkularim. “Inmiyor musunuz?” diye sormustun bana ve ben, sessizligin parmak uçlarina basarak dogrulmustum. Yavasça iskeleye yönelmistin. Uzun uzun arkandan bakakalmistim. Iskeleye dogru akan kalabaliga karisip kaybolmustun sen ve bir daha seni göremeyecegim korkusuyla yorgun adimlarimi sana dogru sürüklemisti hasret tadinda bir his. Garipsemistim aslinda ama seni daha oracikta özlemistim. Anlamsiz gelse de iliklerime kadar üsümüstüm ardin sira.

Bir daha seni göremeyecegimi düsünürken, göz göze gelmistik jeton gisesinin önünde ve kalbim sevinç çigliklariyla tükenen umutlarimin boynuna atilmisti bin nefes. Gönlümün eteklerinde yediverenler yesermisti. Gözlerimde sevince durmustu çigdemler. “Nerde kaldiniz?” diye sormuslugunda, beni degerli kilan bir seyler hissetmistim. Sesinin sicakliginda büyümüstü adamligim ve önemli bir insan oluvermistim. Hayatla dalasim bitmisti o anda. Sevgi tomurcuklari istila etmisti baktigim her seyi. Ama yine sana söyleyecek bir sey bulamamistim. Dilsiz cümleler kurmustum suskunlugumun bakislarinda yansiyan. Dilsiz ama derin… Derin ama hülyali… Ifadesiz kalan ifadelerin imasina bürünmüs bakislarim, gözlerinde kalakalmisti. Sadece hayretle yetinmisti durusum ve sen yinelemistin: “Isiniz mi var yoksa?”

Iste o an dilimin kemendi çözülmüstü. Sessizligin kepengi açilmisti duygularin dilice. “Bir seyler içebilir miyiz? Tabi isterseniz…”

Basini kaldirip gülümsemistin ta yüregime ve sessiz birakmistin her seyi. Her seyi anlamli ve sevilmege deger kilmistin. Yasamayi bile… Nefes alip vermekten ibaret yasamim, bambaska koylara yelken açmisti ve sen fisiltiyla: “Hiç sormayacaksin sandim” diye cevap vermistin. Can vermistin canima. Anlama anlam katmisti sözlerin. En güzel duygularin lehçesine doyumsuz bir askin mayasini çalmistin.

Beraberce yürümüstük sahil boyunca. Bir tablonun iki ayrintisi gibi titriyordu dalgalarda yansiyan gölgelerimiz. Tek diyalogumuz, arada bir göz göze gelip bakismalarimizdi. Ne sen konusuyordun, ne de ben. Sessizlige hüküm giymis iki yürek gibi, kendi ritmimizde birbirimize akip duruyorduk. Öyle ürkek, öyle tedirgin ve öyle kendi halinde…

Sahil kenarinda müsteri bekleyen masalari görünce, sessizligi yine sen bozmustun. “Hah surada oturalim.” Ve geçip ebruli bir aksamin kiyisinda oturuvermistik karsilikli.

Sahile vuran dalgalar çatliyordu adeta ve ben, dilimin perçemine yapismis sözcükleri bir türlü kusamiyordum. Çekingen sözcükler, cümlelesmeden damliyordu dilimin perçeminden genzimin yanaklarina. Ben sözcükleri yutkunurken, gözlerim gözlerini yutkunuyordu ve ben, kaskati kesiliyordum saçalarinin rüzgârla raksinda.

Sikisip kalmistim umut ve umutsuzluk parantezleri arasinda. Benim olmandan da korkuyordum, senin olmamdan da… Tam benim olmani isterken, kalbime tüneyen eski bir hasmim ürkütüyordu gizlice. Terk edilmek ve bitip tükenmek uçsuz bucaksiz bekleyislerin kapi araliginda… Senin olmak isterken, kendim olamamak ve bir gün bir kösede unutulmak kendimin olamadan…

Denizin bulanik yüzünde salinan erguvan pariltilar aksetmisti yüzüne ve ürpermistin birden. “Çok üsüdüm. Kalkalim istersen” deyip ayaga kalkmistin aceleyle. Yüregimi çizip geçen hatiralar ve özlemler ayaga kalkmisti. Yüregimi burkan bir korku çoktan ayaklanmisti iliklerimin hazaninda.

Yavasça ayaga kalkmistim ben de. Hesabi ödeyip gözbebeklerine durmustum merakli bakislarla. Sen gülümsemistin. “nereye?” diye sormustun sonra. Zoraki : “Florya” diyebilmistim ve sen pervasizca elini uzatmistin. “O zaman hosça kal!”

Nerede oturdugunu bile soramamistim ve bir kitabin yapraklari arasinda unutulmus bir çiçegin uzak kokusunda birakmistin beni giderken. Öylesine kirilgan… Öylesine anlamsiz ve öylesine tek basina…

O günden sonra her Pazar bekledim seni. Her Pazar anlami oldun sahillerin ve yanip yanip söndün gözlerimin kandilinde. Nereye baksam seni aradim. Kime baksam sana benzettim. Kimi sana benzettiysem, kül oldu hayallerim…

O günün üzerinden tam üç ay geçti. Her Pazar zehirli bir oktur inan sinemde. Gidisin yanan bir oddur gözbebeklerimde. Her Pazar, yeni bir umuttur rüzgârin solugunda perdeleri aralar. Sabah günesle uyanip, kosarim Kadiköy sahiline. En güzel giysilerimi giyerim senin için. Saçlarimi daginik birakirim hüznümü saklasin diye. Tek tek sahilde dolasanlari süzerim ve seni ararim tanimadigim yüzlerin cografyasinda telasla. Sonra yorgun, bitap düser umut güvercinleri ve yikilmis bir çinar gibi yigilirim seninle oturup çay içtigimiz o erguvan pariltili aksamin kiyisinda.

Bilmem daha kaç zaman sürer sana yanmisligim. Bir günlük gülüsüne, aylarin odunu yakmissin da anlayamamisim. Anlayamamissin… Sakin bir Istanbul aksaminda, haziran bakislarla gelmistin. Kivrilip sessizce yamacina oturmustun içinde yuvarlandigim boslugun. Uzatmistin elini umudu fisildamisti dudaklarin. Hayati fisildamisti. Yasamin ta kendisini…

Uzanmistim eline belki o bosluktan çekip çikarirsin diye… Evet, çekip çikardin beni o bosluktan, yagmurlu bir haziran aksami. Ve eylülün inleyen hazanina biraktin kuru bir yaprak gibi… Savrulmaktayim ve rüzgârin her santiminde seni aramaktayim. Dudaklarindan süzülen tebessüm yerini azgin rüzgârlara birakmis. Simdi sen yoksun ve hiç olmadin aslinda. Ismini her andigimda, kahredici bir ayaz isirmakta dudaklarimi ve ben, güzel bir rüyanin bitiminde uyandim en aci gerçege. Anladim, sen sadece bir hayaldin, gönlümün gözüne vurdu gözlerin…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here