Günes En Güzel Numaralarindan Birini Yapiyordu

0
110

                  

    Serinlik, sessizlik, hafif bir yaprak hisirtisi… Her gün gördügü bu yer ona simdi daha baska, sasirtici bir sekilde huzur verici ve emniyetli geliyordu. Bina yigininin dev bir çit gibi etrafini sardigi bu küçük parkin gündüzleri yaydigi kötü enerjiden eser yoktu simdi.

 
   Her geçisinde ona baygin baygin bakan bu banklar simdi gecenin sessizliginden ve serinliginden sorumlu birer bekçi gibi güvenli ve sakin duruyorlardi. Sokaklar sanki insan yokken daha temiz görünüyorlardi. Saatine bakti Kerim, sabaha yaklasiyordu. Bu saatte bu parki görüyor olmasina yabancilasti gözleri bir an. Burasi onun için sadece gündüz var olan bir yerdi. Her gün isine giderken önünden geçtigi, onda ekseriyetle sikinti ve bazi rahatsiz edici duygular uyandiran bu park. O gün de her sey rahatsiz edici sekilde ayni baslamisti. Tiklim tiklim otobüs, birbirine yapisarak, yabancilarin rahatsiz edici sicakligini hissederek devam eden otobüs yolculugu. Hepsi bir yerlere yetismeye çalisiyordu. Farkli farkli bir sürü yüz. Acaba içlerinde daha önceden gördügüm, yanindan geçtigim, ayni yerde bulundugum birileri var mi, diye düsünmüstü. Kim bilir daha ne kadar süre boyunca böyle insan selinin içinde çirpinmak zorunda kalacakti. Kim bilir ne zaman onlardan birine, bir bölümüne, hatta tamamina ait olabilecekti. Hemen her gün oldugu gibi kalabaliktan ilerleyemedigi otobüste ön camin hemen önünde ayakta duruyordu. Birkaç gün önce sirt çantasinin bir kadinin yüzüne çarptigi ve kadinin erkek arkadasi tarafindan gövde gösterisine katlanmak zorunda kaldigi yerde.
  Ufacik bir kaza için defalarca özür dilemis ancak erkegin ilkel içgüdüleriyle savurdugu birkaç küfüre maruz kalmisti. Yine ayni yerde, o dev ön camin önündeydi. Orasi insanlarin tahammülsüzlügünü, çildirmisligini baska bir boyutta, direkt somut olarak yansitan dev bir ekrandi adeta. Hepsi cezasini çekmeliydi. Hepsi hakettigi derecede tek tek cezalandirilmaliydi. Etrafa ters ters bakan adam, kisa cümlelerle herkesi tersleyen bilet saticisi, yol vermeyen sürücüler… Ancak bunu ne zaman düsünse, bir süre sonra bu düsünce önemini yitiriyor, kendisini ilgilendirmeyen bir hal aliyordu. Bütün bu insanlar, onlari cezalandirmak ya da ödüllendirmek onunla herhangi bir ilgisi olmayan seylere dönüsüyordu. Bir sekilde iliski içinde oldugu her insanla münasebetinde de bu böyleydi. Kendisinden kaynaklanan iyi ya da kötü bir durumun bu iliskileri önemli derecede etkilemesini, yönünü degistirmesini fena bir sey sayiyordu. Sik sik yaslandiginda, ölüme yaklastiginda ne yapacagini, ölmek denen bu korkunç gerçekle nasil basedecegini düsünürdü. Zaten güçsüzken böyle zamanlarda kendi gözünde iyice küçülüp acinacak bir hal aliyordu.  O günkü otobüste de gördügü yasli adam bu düsüncelerin erkenden hücum etmesine neden olmustu. Kalabaligin arasinda oturuyor, burusmus ve titreyen elleriyle agir agir paketinden çikardigi bir sekeri agzina götürüyordu adam. Seker müstakbel bir ölünün damaginda yavasça küçülüyordu, adam sanki bütün bu gerçekligin ortasinda degilmis gibi disariyi seyrediyordu. Acaba süresinin çok az kaldiginin farkinda degil miydi? Sadece bir hakki vardi ve son bölümüne gelmisti, öyleyse neden ne pahasina olursa olsun hayatinda en çok istedigi seyi yapmiyordu da bu otobüste bulunuyordu? Sadece bir hakki vardi ve süresi dolmak üzereydi. Belki de adama o an bunlari söyleseydi adam dünyada çok büyük dertlerin oldugunu, kendisinin onlara göre iyi bir yasam sürmüs oldugunu ve buna sükrettigini anlatacakti, ve hakli olacakti. Otobüsün camindan akip giden caddeyi izlerken kendisinin böyle bir büyük derdinin olmadigini düsünmüstü Kerim. Ancak onun da dertleri vardi ve her sikinti karsilastirmali olarak deger kazanamazdi. O da zor zamanlar ve önemli acilar yasadi. Hep dertlerinin önemsiz oldugu söylendi ona, ama onunkiler de önemliydi. Herkesin yasadigi hayat ayni hayat degil. Hayatta çok büyük acilar var diye bu onun bulantilarinin geçersiz olmasini zorunlu kilmiyor. Elbette ki annesini hiç görmemis, tekerlekli sandalyede yasayan, amansiz hastaliklarin pençesinde birçok insan var ama hayatinda hiç sikinti çekmemis birçok insan da var. Dertlerini sürekli asagi bastirmak yerine birakip rahatça yüzlesmek, onlari sonuna kadar hissedip sonunda yavasça kurtulmak daha faydali olabilirdi. Ama böyle zamanlarda ona görünen tek bir gerçek vardi: Bütün yasanan seyler, ne zaman bitecegi belli olmayan bir sürecin parçalariydi ve elbette bir an gelecek ve hepsi sona erecekti. Bu his o kadar kuvvetli hale geliyordu ki yerine koymaya çalistiklari sadece üzerine tutunuyor, en ufak bir sarsintida dökülüp alttan görünmesine neden oluyorlardi. Bosluga düsüyor, yersiz endiselere kapiliyor, öfkeleniyordu. Öfkelendiginde bazen “Tanri yok, olsa böyle nedensiz sekilde endiselere izin vermezdi.” diye düsünüyordu. Ama bu tanrinin varligina inanmadigindan degil, adeta ugrasarak var edilmis bu sikintilarin içinden bir türlü çikamamasi nedeniyle kendi içinde tanriya sert bir sekilde sitem ediyordu. Inancinin olduguna emindi, çünkü bu düsüncelerinin ardindan bir korku, pismanlik, vicdan azabi duyuyor, oralarda onu gören, duyan bir irade hissediyor ve ona karsi kendini suçlu durumda buluyordu. Beynindeki çarklarin dönmekten yoruldugunu hissediyordu. Belki de akil sagligini yitirmenin bir çesididir bu, diye düsündü o gün. Delirmenin bin türlü yolu vardi belki de. Belki delirmek büyük çogunlukla her seyin farkinda olmak demekti. Dogarak nasil bir yük altina girdigimizin, devasa evrenin, zaman kavraminin beyni çatirdatan anlamsizliginin farkinda olmak ve bu farkindaligi her hücrende hissetmek. Henüz her seyin bu denli farkinda olmadigina ve bütün bu düsünceler beynine hücum ettiginde bir süre sonra beyninin otomatik olarak düsünmeyi erteleyebilmesine sükretti. Belki de otobüstekilerin hiçbiri bu denli bir düsünce çukuruna düsmüyorlardi. Bu yönden hepsinden farkli ve hatta hepsinden zayif bir varlik olarak gördü kendini. Onlardan asagida ya da yukarida olmasinin bir anlami yoktu. Sonuçta milyonlarca yildir bir sürü insan gelip geçmis, giderek hizlanan bir ivme ile hep degisim göstermisler ve en sonunda hepsi ne olduklarini unutmus, dogalarindan kopmus halde mutsuz yüzlerle dev bir demir yigininin içine dolusmus gidiyorlardi. Içinde insanlarin yüzlerine tek tek bakmak ihtiyaci hissetmisti o an. Basini çevirdiginde birden nefes alip verisi hizlandi. Biraz ilerisinde o günkü adam duruyordu. Kiz arkadasinin gözünde yükselmek için Kerim’in tepesine basmak isteyen o adam. Birden bir sey yapmasi gerekliymis gibi hissetti. Adam yan camlardan disariyi seyrediyordu. Büyük kafasinda, oldukça kisa kesilmis saçinin üzerinde bir günes gözlügü duruyordu. Tekrar önüne döndü Kerim. Büyük camdan disariya görmeden bakmaya basladi. Bir an önce duraga gelmeyi bekleyecekti. Hep oldugu gibi, çevreye en az etkiyle kayip gidecekti duraktaki insan yigininin arasindan. Evet, böyle olmasi gerekiyordu. Ancak bu kez kendini buna inandiramiyordu. Içinde bir yerler artik bunu kabullenmek istemiyordu. Bir etkisi olmaliydi. Yasadigini anlamali, hissetmeli, bir seye etki etmeli, varligini hissettirmeliydi. Duraga gelmisti. Gitmek istedi. Otobüsten indi, birkaç adim atti, arkasini döndü. Adamla göz göze geldi. Gözünü kaçirmadi adam, Kerim de kaçirmayinca adam yavasladi ve durdu:
-Ne bakiyorsun lan?
    Iste yine o gösteri basliyordu. Içinden birçok kötü his geçti Kerim’in. Adamin yüzüne nefretle bakiyordu, ama onun bakislari gibi heyecanli ve saldirgan degil, umursamaz bir bakisti bu.
-Ne bakiyorsun oglum?
    Kerim’in eli kendiliginden harekete geçmisti o sabah. Sert bir yumruk… Günes gözlügü yere düsmüs, adam geri dogru sendelemisti. Bir yumruk daha… Sirt üstü devirmisti adami. Üst dügmeleri açik, ütülü beyaz gömlegi ve iri kolyesiyle kaldirimin kirli zeminine hiç yakismamisti adam. Birkaç kosusturma, kolunu tutan biri… Sakince yoluna devam edip duragi geçmis, üst geçitten karsiya geçmek için merdivenleri yavas yavas tirmanmaya baslamisti Kerim. O an mutlaka bir sey olacakti. Arkasindan biri kosacak, birileri seslenecek, ya da kuvvetli bir darbe gelecek… Sabirla bekliyor ancak yavasça yoluna devam ediyordu. Hiçbir sey olmadi.

    Yine o parkin yanindan geçerek ofise gitti Kerim. Bütün gün kafasinda hala o düsünceler dönüp durmustu, ancak bu kez onlarin üzerine daha sert gitme ihtiyaci hissediyordu. Yumrugun ve kaldirima devrilisin görüntüsü, sik sik aklina gelip içinde bir yerdeki arizalari iyilestiriyordu. Nedense aklinda hep o park… Is çikisi ayaklari kendiliginden oraya götürmüstü onu. Iste bu görünüsü sikinti verici yerde sabaha kadar duracakti. Kötü enerjisinden kaçmak için gözünü kaçirmak degil, aksine tam ortasina oturup saatlerce orada durmak, zihnindeki buhrana burada bir son vermek, sabaha kadar sessizlikte kendini dinleyip bütün o rahatsiz edici hisleri burada birakip gitmek… Bu hislerle gelmisti o küçük parka.
    
    Simdi günes ufukta kendini göstermis, sehir yavas yavas uyanmaya hazirlanmis, etraftan tek tük sesler gelmeye baslamisti. Bir çöp kamyonu geçti, bacaklarinin yanindan iri bir kedi sanki acelesi var gibi kosturdu, sonra yine etraf eski hareketsizligine döndü. Bunca zamandir yasadigi buhranlardan, ailesiyle, sevgilileriyle yasadigi iletisim problemlerinden, kurdugu hayallerin hemen hemen hiçbirini gerçeklestirememesinden pismanlik duymuyordu. Insanlarin beden ve zihin olarak kötüyü yasamasi gerekliydi. Kötüyü görmeden iyiyi anlamak imkansizdi. Bazi hayallerin hayal olarak kalmasi daha iyiydi belki de. Yasam amacini kaybetmeye daha da yaklastirabilirdi tüm hayallerin gerçeklesip yavas yavas siradan gerçekler arasina eklenmesi. Bir süredir çok güçlü olarak hissettigi umutsuzlugu hayatini aydinlatacak bir güç olarak görmesine sasiyordu simdi. Bu mümkün degildi, siyah isik yoktu. Öfke bile yasama azmine destek olabilirdi, ama umutsuzluk asla. Iste birazdan bu banktan kalkacak, bütün gece tüm gücüyle eze eze kurtuldugu sikintili düsünceleri birakip gidecekti. Sanki dogru zamani varmis gibi bekledi, yavasça kalkti. Sehrin sokaklari aydinlanmisti, sessizlik yerini insanlarin ve arabalarin gürültüsüne birakiyordu. Bu saatlerde günes isiginin gelis sekli nedeniyle insanlarin daha güzel göründügünü düsündü. Ya da henüz sadece güzel görünenleri ortaya çikmisti. Hepsinin yüzüne tek tek bakarak yürüdü. Günes en güzel numaralarindan birini yapiyordu.

http://www.youtube.com/watch?v=pBDVarvFqYI

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here