Iklim Tamkan Ve Klavsen de Ne Olaki? – I

0
63

Sevgili dostlar, bugün sizlerle tanistiracagimiz arkadasimiz Klavsen çalisiyor. “Klavsen de ne ola ki?” dediginizi duyar gibiyim. Aramizda ne oldugunu bilenler vardir elbette, ancak ben de daha önce adini duymus olsam da birçogunuz gibi bu enstrümana pek asina degilim. Peki, “kim bu klavsen çalan kisi derseniz?” sorunuzun yanitini ve çok daha fazlasini asagidaki yazimizda okuyabilirsiniz. Müzisyen arkadasimizin adi Iklim Tamkan. Izmir Karsiyaka dogumlu Iklim, ilginç ve güzel müzik macerasini bizlerle paylasiyor.

Sakarpiyon: Merhaba Iklim, ben seni biraz olsun taniyorum ama okuyucularimizin birçogu tanimiyor seni. Hemen konuya girecegim ve ilk sorumu soruyorum. Nasil basladin bu maceraya, neden müzik?

Iklim: Merhaba, hemen yanitlamaya çalisacagim sorularinizi. Izmir Karsiyakada dogdum. Müzige inanilmaz merakli ve yetenekli bir babanin kiziyim, müzikle amatör olarak ugrasmasina ragmen, 1974 yilinda Milliyet Gazetesi ve Hey Dergisinin ortaklasa düzenledigi liseler arasi müzik yarismasinda; iki dalda Türkiye birinciligi ve bir dalda da Türkiye ikinciligi ödülleri kazanmis. Babamin ki  kendi kendine öyle büyük bir müzik aski yani. Ödülünü de Abdi Ipekçi’nin elinden aldigini hep gururla anlatir dururdu J

S: Araya girecegim kusura bakma lütfen, baban bu yarismadan sonra müzikle profesyonel olarak ilgilenmis mi?

I: Hayir, kendisi profesyonel olarak bu meslegi sürdürememis, ve içinde ukde olarak kalmis. Belki de bu sebeple benim konservatuvarda okumami çok istedi. Beni çok güzel yönlendirdi ve her seyden önemlisi inanilmaz destek oldu. Simdi geriye dönüp baktigimda söyle diyorum: “Çocuklugumdan beri evde hep çok güzel müzikler dinlenirdi ve yapilirdi ‘’ ve bu benim için çok önemli tabii ki. Ayrica “müzisyen olmayan bir aileden” geliyor olmama ragmen kendisinin müzik zevki sayesinde bu konudaki damak tadim oldukça gelisti. Bunun müzik hayatima baslarken çok önemli bir katkisi oldugunu düsünüyorum.

S: Tam olarak nasil ve nerede basladin müzige?

I: Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarinda, Piyano Bölümü’ne kabul edilerek basladigim müzik hayatima, yine babamin “özlemime dayanamamasi” nedeniyle Izmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarinda devam ettim. Henüz 11 yasindayken yatili okumam sanirim bizimkilere göre degildi ve benim haberim olmadan gizlice yatay geçis dilekçem verilmisti bile. Aslinda Izmir’e geri dönmek istememistim hiç, çünkü her seye orada baslamis ve oradaki düzene, disipline inanilmaz alismistim. Maalesef Hacettepe maceram sadece 1 yil sürebildi.


S: Yani ertesi egitim yilinda Izmir’e kesin dönüs mü yaptin?

I: Evet, 12 yasimdan itibaren Izmir’de, istedikleri gibi “ailemin dizlerinin dibinde” Dokuz Eylül Üniversitesi’nde devam ettim müzik egitimime.

S: Bu kisa Ankara macerasindan tekrar Izmir yillarina dönelim, neler oldu Izmir’de?

I: 6 sene boyunca Izmir’de okuluma devam ettim. Bu süre içerisinde inanilmaz aktiftim, herhalde böyle bir ögrencilik görülmemistir saniyorum.  Bazen haftada 3-4 konsere çikar, sürekli her yerde çalardim. Diger enstrümanlari çalan arkadaslarimin da kurtaricisiydim. Kemanci, çelist, viyolaci bir sürü arkadasim vardi ve onlarin ne zaman bir eslikçiye ihtiyaçlari olsa (sinav, konser vb) hemen bana gelirlerdi, piyano esliklerine söyle hizlica bir bakar ve sahneye atlardim.

Bu süre içerisinde çok degerli müzisyenler ve devlet sanatçilari ile çalisma sansim da oldu. Muazzam insanlarla masterclasslar, konserler yaptim. Ne mutlu ki yine lise yillarimda bile çok degerli müzisyenlerle ayni sahneyi paylasma firsatim oldu. Her projede yer almak ister, her projeye baliklama atlardim. Beni bir gün siir gecelerinde,  ertesi aksam iki balerinin arkasinda, diger bir gün bir tip kongresinde, bir gün orada bir gün burada, kisacasi hemen her yerde çalarken görebilirdiniz. Bu yogunluk, çok eglenceli ve tabi ki çok verimliydi.

S: Yurt disi macerasi nasil basladi, sen mi istedin yoksa yönlendirildin mi?

I: 18 yasimi doldurdugumda “icra etmeye çalistigim müzigin dogdugu yere gitmek istiyorum” diye diye Avusturya’ya geldim. Bu bestecilerin dogduklari evleri görmek, yürüdükleri sokaklarda yürümek, o havayi solumak benim için çok heyecan vericiydi. Bir anda kendimi Viyana’da buldum ve yurt disi serüvenim de bu sekilde baslamis oldu. Bir sene boyunca çok yogun bir degisim ve yenilenme süreci yasadim. Müzik ve Sahne Sanatlari Üniversitesinde kiymetli hocalarla ve müzisyenlerle çalistim. Italya, Polonya, Almanya gibi birçok Avrupa ülkelerine gidip oralarda da konser yaptim ve yaklasik bir sene sonra baska bir Avusturya sehri olan Graz’a gittim. Bu tercihimin sebebi, son derece belirleyici ve önemli olan hoca seçimiydi. Zaten müzik egitiminin en önemli noktalarindan biri (henüz ögrenmekteyseniz) kiminle çalistiginizdir. Kendinize uygun, iyi bir seyler ögrenebileceginiz bir pedagog bulmak çok önemlidir.

Graz’da devam ettirdigim piyano bölümüne ek olarak bir alanda daha egitim almak istedim ve birkaç sene sonra piyano pedagojisi bölümüne de basladim. Bu sayede enstrümani çalmanin yani sira, hocalik yapabilmeyi,  baska bir deyisle “çalmayi ögretmeyi” ögrenmeye basladim.

Ögrenimim sürerken (buradaki imkânlarimizin Türkiye’ye göre biraz daha iyi olmasindan ötürü) Avrupa’da bir çok farkli yerde solo ve eslikçi olarak sayisiyiz konserler verdim, yine çok kiymetli ve güzel etkinliklerde yer alma sansina sahip oldum,

Bu iki bölümü ayni anda okurken, uzmanligimi da bir baska çalgi türü olan klavsen ile yapmaya basladim. Bu sayede de Türkiye’de ögrenme imkânim olmayan bir enstrümani çalmaya, bambaska bir kültürü, bambaska bir dünyayi ögrenmeye basladim.

Söylesimizin ikinci bölümünü Iklim Tamkan ve Klavsen de ne olaki? – II  baslikli yazimizda okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here