Jiddu Krishnamurti – Bilinenden Kurtulmak

6
47

Kendini güvende hissetme istegi iliskilerde kaçinilmaz olarak kedere ve korkuya sebep olur. Bu güvence arayisi güvensizlige davetiye çikarir. Bugüne kadar herhangi bir iliskinizde güveni bulabildiniz mi? Bulabildiniz mi? Çogumuz sevmenin ve sevilmenin verdigi güvenceyi isteriz ama her birimiz kendi güvenliginin, kendi hayat yolunun pesindeyken sevgi diye bir sey söz konusu olabilir mi? Sevilmiyoruz çünkü sevmeyi bilmiyoruz.

Sevgi nedir? Bu kelime o kadar farkli anlamlar yüklü ve yozlastirilmis ki kullanmak bile istemiyorum. Herkes sevgiden bahsediyor. Ülkemi seviyorum, kralimi seviyorum, bir kitabi seviyorum, su dagi seviyorum, zevki seviyorum, karimi seviyorum, Tanri’yi seviyorum. Sevgi bir fikir midir? Eger öyleyse, terbiye edilebilir, büyütülebilir, el üstünde tutulabilir, itilip kakilabilir, istediginiz sekle sokulabilir. Tanri’yi sevdiginizi söylediginizde bunun anlami nedir? Kendi hayal gücünüzün disa vurumunu, kendinizin, neyin asil ve kutsal oldugunu düsünüyorsaniz ona uygun sekilde belli sayginlik kaliplariyla süslenmis bir disa vurumunu sevdiginiz anlamina gelir; o yüzden “Tanri’yi seviyorum,” demek tamamen saçmaliktir. Tanri’ya tapindiginizda aslinda kendinize tapiniyorsunuzdur ve bu sevgi degildir.

Sevgi denen bu insani seyi çözemedigimiz için kaçip soyut kavramlara siginiriz. Sevgi insanin bütün dertlerinin, sorunlarinin ve çektigi bütün zahmetlerin çaresi olabilir, öyleyse sevginin ne oldugunu nasil ögrenecegiz? Sadece onu tanimlayarak mi? Kilise onu baska bir sekilde tanimliyor, toplum baska bir sekilde ve her tür çarpitma ve sapkinlik mevcut. Birisine düskün olmak, birisiyle birlikte olmak, o duygusal alisveris, o dostluk… Sevgi kelimesinden kastimiz bu mu? Standart veya kalip simdiye dek hep bu oldu ve o kadar kisisel, tensel ve sinirli bir hal aldi ki, dinler, sevginin bundan çok daha öte bir sey oldugunu açikladilar. Insani sevgi dedikleri seyin zevk, rekabet, kiskançlik, sahip olma, elde tutma, kontrol etme ve bir baskasinin düsüncelerine karisma arzularini içerdigini görüyor ve bütün bunlarin yarattigi karmasayi bildiklerinden baska tür bir sevgi olmasi gerektigini söylüyorlar; ilahi, güzel, el degmemis, bozulmamis bir sevgi.

Dünyanin dört bir yaninda din adamlari denen kisiler eskiden beri bir kadina bakmanin tamamen yanlis bir sey oldugunu iddia eder: Kendinizi seksle simartirsaniz Tanriyla yakinlasamayacaginizi söylerler, bu yüzden de içlerini yiyip bitirse de bu konuyu bir kenara iterler. Ama cinselligi yok saymakla kendi gözlerini kör etmis, kendi dillerini kesip atmis oluyorlar çünkü dünyanin bütün güzelligini yok sayiyorlar. Kalplerini ve zihinlerini yoksun birakiyorlar; onlar aslinda susuzluk çeken insanlar; güzellik kadinla iliskilendirilmis oldugu için güzelligi hayatlarindan kovuyorlar.

Sevgi kutsal ve bayagi, insani ve ilahi diye ayrilabilir mi, yoksa yalnizca sevgi mi vardir? Sevgi çok’a degil, bire mi dairdir? “Seni seviyorum,” dersem, bu baskalarini sevmeyi dislar mi? Sevgi kisisel midir, kisisel olmayan bir sey midir? Ahlaki midir, ahlaksiz midir? Aileyle mi ilgilidir, ailenin disinda bir sey midir? Bütün insanligi severseniz belli bir kisiyi sevebilir misiniz? Sevgi bir his midir? Sevgi bir duygu mudur? Sevgi zevk ve arzu mudur? Bütün bu sorular, sevgi hakkinda, sevginin ne olup ne olmamasi gerektigi konusunda fikirlerimiz, içinde yasadigimiz kültürün gelistirdigi bir kalip veya düsturumuz olduguna isaret ediyor, degil mi?

O zaman sevginin ne oldugu sorusunu irdelemek için önce onu yüzlerce yillik kabugundan çikarmali ve ne olup ne olmamasi gerektigine dair bütün idealleri ve ideolojileri bir kenara birakmaliyiz. Bir seyi “olmasi gereken” ve “olan” diye ikiye bölmek hayatla basa çikmanin en yaniltici yoludur.

Sevgi dedigimiz bu alevin ne oldugunu nasil ögrenecegim peki, onu baskasina nasil ifade edecegimi degil, sevginin kendi basina ne ifade ettigini? Öncelikle kilisenin, toplumun, anne babamin ve arkadaslarimin, bütün insanlarin ve kitaplarin onun hakkinda söylediklerini reddedecegim çünkü ne oldugunu tek basima ögrenmek istiyorum. Burada söz konusu olan bütün insanligi ilgilendiren çok büyük bir problem… Sevgi simdiye dek binlerce sekilde tanimlanmis, ben de o anda neyi sevdigime ya da neden keyif aldigima göre belirlenen su ya da bu kaliba takilip kalmis bulunuyorum. Öyleyse onu anlayabilmek için ilk önce kendimi egilimlerimden ve önyargilarimdan kurtarmam gerekmez mi? Kafam karisik, kendi arzularim beni hirpaliyor, ben de kendi kendime söyle diyorum: “Önce kendi kafandaki karisikligi çöz. Belki sevginin ne oldugunu, ne olmadigindan yola çikarak bulabilirsin.”

Hükümet, “Git ve ülkene duydugun sevgi adina adam öldür,” der. Bu sevgi midir? Din, “Tanriya duydugun sevgi adina seksten vazgeç,” der. Bu sevgi midir? Sevgi arzu mudur? Hayir demeyin. Çogumuz için öyle – arzu ve zevkten; duyular yoluyla, cinsel anlamda baglanma ve tatmin olma yoluyla alinan zevkten ibaret. Sekse karsi degilim ama seksin neleri içerdigini görmelisiniz. Seksin size bir anligina verdigi sey, kendini tamamen birakma hissidir, sonra telasiniza geri dönersiniz, bu yüzden de hiçbir endisenin, hiçbir sorunun, hiçbir benligin olmadigi o halin bir daha bir daha tekrarlanmasini istersiniz. Karinizi sevdiginizi söylersiniz. O sevgi cinsel zevkle, evde çocuklariniza bakacak, yemek pisirecek birisinin olmasinin verdigi zevkle alakalidir. Ona ihtiyaç duyarsiniz; size bedenini, duygularini, destegini vermistir, belli bir güven ve iyi olma hissi de vermisti. Sonra size sirtini döner, sikilir veya baska birisiyle gider ve duygularinizin bütün dengesi bozulur; bu hoslanmadiginiz rahatsizligin adi ise kiskançliktir. Içinde aci, endise, nefret ve siddet vardir. Dolayisiyla aslinda söylediginiz sudur: “Bana ait oldugun sürece seni seviyorum ama olmadigin an senden nefret etmeye basliyorum. Isteklerimi -cinsel olsun, baska türlü olsun- tatmin edecegine güvenebildigim sürece seni seviyorum ama istedigimi vermemeye basladigin an senden hoslanmiyorum.” Yani aranizda düsmanlik ve ayrilik vardir, kendinizi karsinizdakinden ayri hissettiginiz sürece ortada sevgi diye bir sey yoktur. Ama bütün bu çelisen halleri, içinizdeki bu bitmek bilmez kavgalari yaratmadan karinizla birlikte yasayabilirseniz, o zaman belki -belki- sevginin ne oldugunu bilebilirsiniz. O zaman ikiniz de tamamen özgür olursunuz ama bütün zevkleriniz için ona ihtiyaç duyarsaniz onun kölesi olursunuz. Demek ki insan sevdigi zaman özgür olmalidir; yalniz karsisindakinden degil kendisinden de kurtulmalidir.

Bu bir baskasina ait olma, psikolojik anlamda bir baskasindan beslenme, bir baskasina ihtiyaç duyma, bütün bu haller hep bir endise, korku, kiskançlik, suçluluk içerse gerek. Korku oldugu sürece de sevgi var olamaz; kederin hüküm sürdügü bir zihin sevginin ne oldugunu asla bilemez; asiri duygusalligin ve çabuk heyecana kapilmanin sevgiyle hiçbir alakasi yoktur. Dolayisiyla sevginin zevk ve arzuyla alakasi yoktur.

Sevgi düsüncenin ürünü degildir. Düsüncenin sevgiyi üretmesi mümkün degildir, düsünce geçmise aittir. Sevgi kiskançlikla örülü ve ona takilip kalmis bir sey degildir çünkü kiskançlik geçmise aittir. Sevgi daima simdiki zamandadir. “Sevecegim” ya da “sevdim” demeyiz. Sevmesini biliyorsaniz kimsenin pesinden gitmezsiniz. Sevgi itaat etmez. Sevdiginiz zaman ne saygi vardir ne saygisizlik.

Bir insani gerçekten sevmek ne demektir bilmiyor musunuz; nefret, kiskançlik, öfke hissetmeden, ne yaptigina veya ne düsündügüne karismak istemeden, kinamadan, kiyaslamadan sevmek ne demek bilmiyor musunuz? Sevginin oldugu yerde kiyaslama olur mu? Birisini bütün kalbinizle, bütün zihninizle, bütün vücudunuzla, bütün varliginizla sevdiginiz zaman karsilastirma söz konusu olur mu? Kendinizi o sevgiye tamamen teslim ettiginizde baskalari yoktur artik.

Sevginin sorumlulugu ve vazifesi var midir, ayrica bu kelimeleri kullanir mi? Bir seyi görev geregi yaptiginizda bunda sevgiye yer var midir? Görev sevgi içermez. Görevin insani esir alan yapisi insani mahvetmektedir. Bir seyi göreviniz oldugu için yapma geregi hissediyorsaniz yaptiginiz seyi sevmiyorsunuz demektir. Sevginin oldugu yerde görev ve sorumluluk yoktur.

Çogu ebeveyn ne yazik ki çocuklarindan sorumlu olduklarini düsünür ve sorumluluk anlayislari, çocuklarina neyi yapmalari neyi yapmamalari, büyüyünce ne olmalari ne olmamalarini söyleme seklinde kendini gösterir. Anne babalar çocuklarinin toplumda güçlü bir yere sahip olmalarini isterler. Sorumluluk dedikleri sey, o taptiklari sayginligin bir parçasidir ve bana kalirsa sayginligin oldugu yerde düzen yoktur; bütün dertleri mükemmel bir burjuva olmaktir. Çocuklarini topluma uyum saglamaya hazirlarken savasi, çatismayi ve vahseti devam ettirmis olurlar. Sizce bu ilgi ve sevgi midir?

Gerçekten ilgi göstermek bir agaca veya bitkiye gösterdiginiz gibi ilgi göstermektir, ona su vererek, ihtiyaçlarini ve en iyi hangi toprakta yetistigini inceleyerek, ona sefkat ve özenle bakarak. Çocuklarinizi topluma uyum saglamaya hazirlarken onlari aslinda ölmeye hazirliyorsunuz. Çocuklarinizi sevseydiniz savas olmazdi.

Sevdiginiz birini kaybedince aglarsiniz – gözyaslariniz kendiniz için mi yoksa ölen kisi için midir? Kendiniz için mi bir baskasi için mi aglarsiniz o anda? Bir baskasi için agladiniz mi hiç? Savas meydaninda ölen oglunuz için agladiniz mi hiç? Agladiniz ama o gözyaslari kendine acimadan dolayi midir yoksa bir insan öldügü için midir? Kendinize acidiginiz için agliyorsaniz gözyaslariniz bir manasi yoktur çünkü kendinizi düsünüyorsunuzdur. Eger büyük bir sevgi yatirimi yaptiginiz birisinden mahrum kaldiginiz için agliyorsaniz, o hissetmis oldugunuz sey sevgi degildir. Ölen kardesinize agliyorsaniz onun için aglayin. Kendiniz için aglamak çok kolay çünkü o artik yoktur. Görünüste bir seyler yüreginize dokundugu için agliyorsunuzdur ama yüreginize dokunan onun acisi degil, sadece kendine acima duygusudur, kendine acimak da insani acimasiz, içe kapanik, hissiz ve aptal yapar.

Kendinize aglamaniz sevgi midir -yalniz oldugunuz, mahrum kaldiginiz, artik güçlü olmadiginiz için aglamak- kaderinizden, çevrenizden sikâyet etmek- aglayan da hep sizseniz? Bunu anlarsaniz ki bu konuya bir agaca, bir sütuna veya bir ele dokunur gibi dogrudan temas etmek demektir, kederin kendi yarattigimiz bir sey oldugunu, düsünce tarafindan yaratildigini, zamanin ürünü oldugunu görürsünüz. Üç yil önce agabeyim vardi, simdi o yok, simdi yalnizim, içim aciyor, ne teselli ne arkadaslik için yüzümü dönebilecegim kimse var ve bu gözümü yasartiyor.

Dikkatle izlerseniz bütün bunlarin içinizde olup bittigini görebilirsiniz. Bunu tam anlamiyla, bütünüyle tek bakista görebilirsiniz, analiz yapmaya zaman harcayarak degil. Bir anda “ben” denen bu siradan küçük seyin bütün yapisini ve dogasini görebilirsiniz: Gözyaslarim, ulusum, inancim, dinim… Bütün bu çirkinlik içinizdedir. Bunu aklinizla degil, kalbinizle gördügünüz zaman, tüm içtenliginizle gördügünüz zaman kedere son verecek anahtar elinizdedir.

Keder ile sevgi bir arada olamaz ama Hiristiyan dünyasinda aci çekmek ideallestirilip bir çarmiha gerilmis bulunuyor ve ona tapiliyor. Bununla aci çekmekten bir tek o kapidan geçilerek kaçilabilecegi ima edilmekte, insani sömüren dindar bir toplumun bütün yapisi da bundan ibaret zaten.

O yüzden, sevginin ne oldugunu sordugunuzda, cevabi göremeyecek kadar çok korkuyor olabilirsiniz. Bu, hayatinizin tamamen altüst olmasina neden olabilir, ailenizi parçalayabilir; karinizi veya kocanizi veya çocuklarinizi sevmediginizi -seviyor musunuz gerçekten?- fark edebilirsiniz; kurdugunuz evi yikmaniz gerekebilir; tapinaga bir daha hiç dönmeyebilirsiniz. Ama hâlâ ögrenmek istiyorsaniz, korkunun sevgi olmadigini, bagimliligin, kiskançligin ve hükmetmenin sevgi olmadigini, sorumlulugun ve görev duygusunun sevgi olmadigini, kendine acimanin, sevilmemenin acisinin sevgi olmadigini, alçakgönüllülük nasil kibrin ziddi degilse sevginin de nefretin ziddi olmadigini göreceksinizdir. Demek ki bütün bunlari zorla degil, yagmurun günlerin tozunu bir yapraktan siyirip atisi gibi içinizi yikayip onu atarak ortadan kaldirirsaniz, belki o zaman insanin hep açlik duydugu bu çiçege rastlarsiniz.

Içinizde sevgi yoksa -sadece birkaç damlalik degil, bolluk derecesinde- içiniz onunla dolup tasmiyorsa dünya felakete sürüklenecektir. Insanligin bir bütün olmasi gerektigini ve sevginin tek çikar yol oldugunu zekâniz biliyor ama size sevmeyi kim ögretecek? Herhangi bir otorite, yöntem veya sistem size nasil sevmeniz gerektigini söyleyebilir mi? Eger bunu size birileri söylüyorsa, o sevgi degildir. “Sevgiyi tatbik edecegim. Günlerce oturup onu düsünecegim. Sefkatli ve nazik olmayi tatbik edip kendimi baskalarini düsünmeye zorlayacagim,” diyebilir misiniz? Kendinizi, sevmek için disipline edebileceginizi, sevmek için iradenizi kullanabileceginizi mi söylüyorsunuz yani? Sevmek için disipline ve iradeye basvurursaniz, sevgi elinizden uçup gider. Bir sevme yöntemi veya sistemi uygulayarak çok akilli ya da sefkatli bir insan olabilir veya siddetten kaçinma haline erisebilirsiniz ama bunun sevgiyle hiçbir ilgisi yoktur.

Bu paramparça çorak dünyada sevgi yok çünkü en önemli rolü zevk ve arzu oynuyor, oysa sevgi olmadan günlük hayatinizin da bir anlami yoktur. Sevgi de güzellik olmadan olmaz. Güzellik gördügünüz bir sey degildir; güzel bir agaç, güzel bir tablo, güzel bir bina ya da güzel bir kadin degildir. Ancak kalbiniz ve zihniniz sevginin ne oldugunu bildigi zaman güzellik vardir. Sevgi ve bu güzellik anlayisi olmadan erdem olmaz ve ne yaparsaniz yapin, ister toplumu islah edin, ister yoksullari doyurun, sadece daha fazla huzursuzluk yaratmis olacaginizi çok iyi bilirsiniz, çünkü sevgi yoksa kendi kalbinizde ve zihninizde de yalnizca çirkinlik ve yoksulluk vardir. Ama sevgi ve güzellik varsa, ne yaparsaniz dogrudur, ne yaparsaniz ahenklidir. Sevmeyi bilirseniz istediginizi yapabilirsiniz çünkü o diger bütün sorunlari çözer.

O zaman su noktaya variyoruz: Zihin disiplin, düsünce, zorlama, herhangi bir kitap, ögretmen veya lider olmadan güzel bir günbatimina rast gelir gibi sevgiye rast gelir mi?

Bence bir sey kesinlikle sart, o da amaci olmayan bir tutku – bir adanmanin veya bagliligin sonucu olmayan, sehvetten ibaret olmayan bir tutku. Tutkunun ne oldugunu bilmeyen bir insan asla sevgiyi tadamaz çünkü sevgi ancak kendinden tamamen vazgeçme söz konusu oldugunda var olabilir.

6 YORUMLAR

  1. "Arayis içindeki bir zihin tutkulu bir zihin degildir ve sevgiyi aramadan bulmak onu bulmanin tek yoludur; onu herhangi bir çaba veya deneyimin sonucu olarak degil, bilmeden bulmak. " demis Jiddu Krishnamurti.

    Krishnamurti, "çaba varsa çatisma da vardir" der. Çatisma sorun yaratir. ( ki bu çok dogru)

    Halbu ki akista olunsa çabasiz bir mutluluk gelecektir. Her ne niyetle olursa olsun, çaba devreye girdiginde çatisma hiç gecikmeden, gölge gibi oraya geliveriyor. Yavas yavas bütün güzellikleri bir kurt gibi kemiriyor. Sen askin için bir sovalye gibi mücadele ettigini, erdemli bir seyler yaptigini saniyorsun. Gerçekte mücadele ettigin, yok ettigin sey askin oluyor…

  2. Hükümet, “Git ve ülkene duydugun sevgi adina adam öldür,” der. Bu sevgi midir? Din, “Tanriya duydugun sevgi adina seksten vazgeç,” der. Bu sevgi midir?

    Devlet baba sevgiyi böyle tanimlamiyor ki? Ya da sevgi bu demektir demiyor. Vatan sevgisi ayri, askerlik ayri bir sey. Ha kimileri bu ikisini katistirarak yapiyor bu görevi kimileri de mecburiyetten…

    Ayrica din "tanriya duydugun sevgi adina seksten vazgeç" de demiyor. Birileri bunu dedigini iddia adiyor olabilir sadece.

    Aklima hemen geliveren bir noktayi belirteyim. Hz. Mevlana'yi sadece dönmekten (hasa) ibaret saniyorlar ve de özellikle öyle empoze ediyorlar. Gerçek kaynaklar haricinde onun namaz kildigindan kimse bahsetmiyor.

    Din adami, din kitabi çevirisi vs… basliklari altinda o kadar çok yalan dolan var ki… Arastirirken, ögrenirken gerçekten seçici olmak gerekiyor.

    Dikkat edilmesi gereken su, insan! Insan olmak. Öz olmak, Yaradaninz bir parçasi olmayi hak etmek. Bunun da yolu sadece sevgi.

    Sadece sevgi…

  3. bu Krishnamurti yi anlayabilmek için zihin iflas noktasina geliyor bazen =) tipki OSHO gibi =) cümle cümle degilde kitabin tümünü okumak gerek galiba… degindigi bazi konulara katiliyorum bir çogunu anlayamiyorum dedigim gibi. bu tip düsünürleri anlamak zor =) benim aklim yetmiyor açikçasi. iste paylasiyorum ki bilenlerde paylassin bilgiler çogalsin anlamlar genislesin…

    Hz Mevlana onu henüz bir çok insanin anlayabildigi mechul zaten. Mesnevi'yi tekrar tekrar okumak bile anlamak için yeterli degil. tesfir lazim.

    tipki dedigin gibi cancanim "sevgi" ne çesit olursa olsun ama sevgi olsun. olsun ki "yaradani yüregimizde hissedip, insanligimizi yitirmeyelim" degil mi ama?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here