Kaçis…

0
61
Aksamin ilk saatleriydi. Günes gitmis yerini nemli bir karanliga birakmisti.Sehrin isiklari hafif hafif yagan yagmurun altinda yaramaz çocuklar gibi oynasiyordu.Ürkek bir rüzgar yumusak toprak kokusunu buldugu ilk açik pencereden içeriye birakti.Islanmis topragin kokusu önce pencerenin önündeki masaya zipladi,ardindan da hemen kapi bitisigindeki ahsap masanin arkasinda,sandalyesinde kendinden gençmis genç bir adamin cigerlerine hücum etti.Genç adam aldigi toprak kokulu ilk nefeste kendine geldi.Hizli hareketlerle silkelenip,kendine duydugu öfkeyle kolundaki saatine bakti.Anlasilan son çeyrek saati uyuklayarak geçirmisti.

Genç adam tami tamina yirmi yedi yasindaydi. Bir avukatlik bürosunda yardimci eleman olarak çalisiyordu. Aslina bakacak olursaniz yaptigi tek sey saga sola kosturup avukatin ayak islerini yapmakti. Genç adam bir seksen boyunda ve atletik bir yapidaydi. Onu güçlü gösteren genis omuzlara sahipti. Kömür karasi saçlari subay tirasli,beyaz teni ise neredeyse pürüzsüzcesine güzeldi.Sanatsal kaslarinin altinda saçlariyla ayni rengi paylasan gözleri,hayata dair umutlarin yitik donuklugunu tasiyordu.Onun gözlerine bakan,o gözlerden koyu bulutlarin fiskirdigini rahatlikla söyleyebilirdi.

En az saçlari kadar siyah takim elbisesinin ardindaki bu genç adam, yillardir hayalini kurdugu o mucizevî anin gelmesini beklemis, hayatinin o andan itibaren degismesini düslemisti. Yasami boyunca bundan baska bir beklentisi olmamisti. Yillar yili anin getirdiklerini yasamis, asla ertesi gün için bir plan yapmamisti. Sigorta sirketlerinin bireysel emeklilik planlarini anlatan reklami her defasinda gülerek izlemis, hiçbir zaman kendini o ihtiyar adamin yerine koymamisti. Kisacasi hep amaçsiz bir hayati yasamisti. Ne bir fazlasini, ne de bir eksigini…

Saatine tekrar bakti. Dijital saatin isikli göstergesi alti buçugu gösteriyordu. Koridor lambasinin isigi ardina kadar açik olan kapidan içeriye süzülüyor, önce masasindaki takvimi ardindan da karsida duran metal dolabi aydinlatiyordu. Kendine geldiginden iyice emin olan genç adam, yasli bir adamin hareketleriyle sandalyesinden dogruldu. Her hareketinden, içinde bulundugu durumdan ne kadar biktigi anlasiliyordu. Bu sekilde yasamak artik canina tak etmisti. Son günlerde bu bikkinlik hali yerini yavasça çabuk sinirlenme, kontrol edilemeyen öfke haline birakmaya baslamisti. Tehlike çanlarinin sesi genç adamin kulagini çinlatiyordu.

Beyaz, pamuk gibi yumusak bir el, siyah takimin pantolon cebine kaydi. Birkaç bozuk parayi yalayip geçen parmaklar, tanidik bir anahtarligi kavradi. Aradigini bulan el hizla disari firlayip kapi kilidine yöneldi. Eski is haninin ikinci katinda, sessizligi iki el kilit sesi bozdu. Ayni el anahtari yuvadan çikarip aldigi cebe geri götürdü…

            Is haninin kapisindan çikarken, genç adam içinde karsi koyulmaz bir hisse kapildi. Baskalarinin duyamadigi bir ses onu melodili sözleriyle kendine dogru çekiyordu. Hayatinda bu kadar tatli bir müzigi duydugunu hiç hatirlamiyordu genç adam. Suratindaki anlamsiz gülümsemeyle, sarkinin tarif ettigi yola koyuldu. Yol boyunca hep sarkiyi hissetti. Ilk defa bir sese asik oluyordu. Sarki adeta beynini uyusturuyor, bedeninin kontrolünü ondan aliyordu. Genç adam, sanki bir baskasininmis gibi kendi bedenini birkaç metre uzaktan izledigi hissine kapildi. Hiç ummadigi bir anda müzik kesildi. Yerini en az demir kadar sert ve soguk bir korkuya birakti. Korkuyordu çünkü olanlara bir anlam veremiyordu. Korkuyordu çünkü bu duruma anlam yükleyecek bir dostu yoktu. Korkuyordu çünkü kendi bedeninde hapsolmus bir yalnizlik çekiyordu.

            Hiç kimseye hissettirmeden cesaretini bu korkunun üzerine çikardi ve içinde bulundugu durumdan bir anlikta olsa siyrilmayi basardi. Kendine geldiginde bir magazanin vitrinine bakiyordu. Vitrinde yeni yil için yapilan süslemeler hos bir isik esliginde ürünleri tanitiyordu. Pamuktan kararlin üzerinde oturan kirmizi tulumlu sisko adam, teknolojinin son ürünü bir müzik çalari kucakliyordu. Genç adam gördüklerine inanamiyordu çünkü hatirladigi son görüntü büronun kapisini kilitleyen ve su an cebinde duran anahtardi. Iste o andan simdiki zamana kadar geçen süreyi tatsiz bir karanlik süslüyordu. Sanki bir sekilde zihni yasadigi son on dakikayi kaydetmiyordu. Garip olan bir sey daha vardi. Hiçbir sey hissetmiyordu. Ne ensesine düsen tek tük yagmur tanesini, ne de biraz ilerideki pastanenin açik kapisindan caddeye firlayan taze çöreklerin kokusunu. Hiç biri yoktu. Bunlarin yaninda kafasinda anlamsiz bir hafifleme vardi. Sanki birisi beynini çikarip almis gibiydi. Kafatasinin içinde hiçbir düsünce kirintisindan iz yoktu.

            Gözleri yavasça vitrindeki yansimaya odaklandi. Vitrinin koyu temasinda kendi yansimasini gördü. Cildi en az bir kâgit parçasi kadar beyazdi. Ve gözlerinin olmasi gereken yerde koyu bir gölge vardi. Ilk defa kendi gözlerindeki bulutlari görüyordu. Inanamiyordu. Yasadigi anlamsiz günlere, çalistigi ise, kisaca kendine inanamiyordu.

            Bedeninin görünmeyen bir atesle yandigini hissetti. Tuhaf bir istekle yumruklarini sikti. O kadar sikti ki ellerini gevsettiginde avuç içlerinde tirnaklarinin izleri vardi. Bir anda kosmaya basladi. Garip ama tempolu bir sekilde kosuyordu. Sanki ayaklari daha önce bu görevi hiç yapmamis gibiydiler. Zaman zaman birbirlerine dolanip adamin sendelemesine sebep olsalar da islerini iyi yapiyorlardi.

            Kaldigi apartmanin merdivenlerini kosarak tirmanmaya basladi. Bir, iki, üç, derken dördüncü kata ulasti. Hizla anahtarini çikarip dairesinin kapisini açti. Ayakkabilarini çikarmadan içeri daldi. Ceketini yirtarcasina çikarip firlatti. Pantolonunu çikarirken neredeyse kemerini koparacakti. Pantolon çikmamakta israr edip ayaklarina dolandi. Onu hazirliksiz bir aninda yakalamisti. Genç adam hiç beklemedigi bir anda yere yigilip alnini sert zemine çarpti. Elbiselerinin gazabindan kurtulan genç adam, alnindan sizan ince bir kanla ayaga kalkti. Dairesindeki tüm pencereleri açip hafif hafif esen rüzgârin rahatça içeriye girmesine izin verdi. Üzerinde sade sortuyla banyoya kostu. Lavabonun üstünde asili duran ufak aynayi kapip, salon penceresinin hemen önündeki üç kisilik koltuga birakti. Biraz gerileyip aynadaki kendi siluetine bakti. Sonra titremeye basladi. Bu, öfke ve hüzün karisiminin sinir sistemi üzerinde yarattigi bir illüzyondu. Aynada kendine bakarken düsünmeye basladi. Yasadigi yirmi yedi seneyi düsündü. Geçirdigi bos ve saçma hayat düsüncesi kendinden tiksinmesine yetmisti.

            Nefret duygusu hizla damarlarinda yayilmaya basladi. Genç adam hislerinin bu kadar hizli degismesine inanamiyordu. Hisleri o kadar hizli degisiyorlardi ki daha bir öncekine anlam yükleyemeden bir sonraki geliyordu.

            Bir anda zaman durdu. Her sey oldugu yerde dondu. Yagmur damlalari havada asili kaldi. Sehir sustu. Genç adam delice atan kalbinin sesinden baska bir sey duymuyordu. Nefes alamadigini hissetti. Sanki boguluyor gibiydi. Kosarak açik olan camdan kafasini uzatti. Gözlerini gökteki bulutlara dikip soguk havadan ufak bir enfes aldi. Aldigi nefes sönmüs cigerlerini aciyla sisirdi. Genç adam kulaklarinda kalbinin sesiyle gözlerini yavasça donuk sehrin isiklarina kaydirdi. Sehir ona uçsuz bucaksiz gibi göründü. Kalbinin kulagindaki ritmine uyarak aldigi nefesi geri verdi. Ve hiç beklemeden derin bir nefes daha aldi. Yutkundu ve hizla aynanin basina geri döndü. Tüm bunlar olurken zamanin dondugunun farkindaydi. Zamandan ayri hareket ediyordu. Odaklanip bütün öfkesini cigerlerinde topladi. Titreme kriziyle birlikte bu öfke yumagini bagirarak aynaya bosaltti. Aldigi derin nefes tükeninceye, son öfke yüklü hava zerresi cigerini terk edinceye kadar bagirmayi sürdürdü. Hizli ve kendinden emin bir hareketle aynayi tutup pencereden sokaga firlatti. Dördüncü kattan düsen aynanin kirilma sesi çok uzaklardan geldi. Birbirinden ayrilan ayna parçalarinin kirilirken attigi çiglik zamani yeniden baslatti. Havada asili duran damlalar yere dogru düsüslerini tamamlayip ufak bir su birikintisi olusturdular.

            Genç adam hizla yatak odasina kostu. Buldugu kahverengi esofmanlarini giyip, üzerine spor montunu geçirdi. Her zaman dolabinin üzerinde duran sirt çantasina birkaç parça çamasir tikistirdi. Yataginin altinda karton kutuda duran ufak birikimini cebine tomarladi. Kesin alinmis bir kararla dairesinin kapisina yöneldi. Tam çikacakken kapinin hemen yanindaki ayakkabi dolabindan, hiç giymedigi beyaz spor ayakkabilarini ayaklarina geçirdi.

            Sehrin dogu yakasindaki apartmanin los bir isikla aydinlatilmis kimsesiz koridorlarinda hizla çarpilan kapinin sesi yankilandi. Genç adam merdivenleri üçer üçer inip sokaga açilan kapiya ulasti. Kapiyi açmak için elini uzattiginda alnindan süzülen bir damla kan yanagindan kayan ufak bir damla gözyasina karisiyordu.

            Önünde kaçisa açilan bir kapi vardi. Hiç tereddüt etmeden o agir demir kapiyi aralayip sokaga adimini atti. Daha ilk adiminda bembeyaz spor ayakkabilari yerdeki yagmur birikintisine girdi ve saf beyaz görüntü adamin agirligiyla siçrayan çamurlu sularla kirlendi. Tipki hayata dair alinan ilk nefeste, tertemiz cigerlerin karbondioksitle kirlenmesi gibi…

            Yagmur hizini artirmisti. Damlalar birbirini kovaliyordu. Uzaklarda bulutlar simsekleriyle adeta gögü kirbaçliyordu. Genç adam içindeki bitmek bilmeyen istekle, yorulmadan kosuyordu. Her bir adimda yerden çamurlu sular siçriyordu. Ama o bundan rahatsiz olmuyor aksine ruhunu hiçligin kirliliginden arindiran kutsal bir suymusçasina keyif aliyordu. Gözlerinde garip bir pariltiyla kosuyordu. Sehrin bittigi yere dogru kosuyordu. Eski hayatindan kaçmak için kosuyordu. Yüzündeki anlamsiz gülümsemeyle kosuyordu…

            Ertesi gün, önceki gece olanlardan habersiz olan sisko avukat bürosuna geldiginde çok sasirmisti. Saat sabahin sekizini göstermesine ragmen genç adam ortalarda yoktu. Kapidan girerken genç adamin masasinda duran bir not dikkatini çekti. Notta sadece iki kelime karalanmisti. “Istifa ediyorum” . Suratinda umursamaz bir ifadeyle notu burusturup çöpe atti. Sonra yavasça o rahat koltuguna kurulup bas-konus a uzandi. Karsidan gelen cizirtili sesten bir çay ismarlayip gazetesini açti. Asla genç adamin neyden kaçtigini bilemedi. Zaten bu konu o burusturdugu notla birlikte zihninden çikip çöpü boylamisti…

yazan: Yildirim

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here