Kapattim…

26
112

Posta kutumu kapattim. Tatile çikti. Telefonumu da kapattim; o da tatile çikti. Saatleri de iptal ettim. Takvimleri de sildim hayatimdan. Sadece gündogumu ve günbatimina dokunmadim. Aydinlik ve karanlik… Onlar dursun. Ama zamani hapsettim sonsuzluga. Zaten dilimlere bölerek ad vermemis miydik? Simdi vazgeçtim iste. Sadece gün dogacak, gün geçecek, gün batacak. Acaba onu da mi görmezden gelmeli.

Bazen böyle bir an hayal ediyorum. Sanirim utandigim anlarda  hepsini yok etmek istiyorum. Adresim olmasin, telefonum olmasin, posta kutum olmasin. Bu sadece kendimi saklamak istedigimde ortaya çikan bir istek.


Bir dag basi var. En tepede bir agaç. Sirtimi agaca dayayip topraga oturdugumda uzaktan denizi görüyorum. Uzak ve mavi. Belki bir ardiç agaci, belki zeytin agaci sirtimi verdigim…

                                                              ***

Bir kilise var Alanyada: Hidrellez Kilisesi. Bir adi da Agios Georgios Kilisesi. Mübadeleden önce Alanyada yasayan Rumlara aitmis. Baharda dügünler bu kilisede olurmus. Etrafinda kulübeler varmis o zamanlarda ve Türkler bu kulübeleri Rumlardan kiralarlarmis. Kir dügünlerinin yapildigi bu kilisenin varligini ögrendigimde sormadigim kimse kalmadi sonunda yerini kabataslak ögrendim. Hidrellez tepesine tirmandigimizda pek umudum yoktu. Zaten bir türlü bulamadik. Sonra asagida küçük bir yapi dikkatimizi çekti. Oraya dogru tepeden asagiya inmeye basladigimda, eski zamanlarda dügünleri olan gelinler, damatlar etrafimi sardi beraberce girdik kapidan içeriye. Küçücük bir kilise. Üst katta kadinlara ayrilmis bir bölüm ve orada zaman zaman ziyaret edildigini gösteren uzun basma etekler, basörtüleri var. Belki turistlere bu tür bir hizmet veren açikgözlere ait. Kim bilir? Etraftaki yanmis mum kalintilari birileri tarafindan hâlâ ziyaret edildigini gösteriyor. Bahçesinde dolastim biraz. Bahçe dedigime bakma o da minicik. Ama kösede duvar dibinde bir zeytin agaci, yarisi yanmis. Agacin altinda ates yakmis birileri; ama o yanmis haliyle bile yesermis, dallarindan bereket dogmus. Zeytinler birer siyah inci tanesi gibi parlamakta dallarinda. Derler ki zeytin agaci yansa da, donsa da ölmez. Belki hayranligim ölümsüzlügünedir, kim bilir?

Geçen yaz basi yine gittim kiliseye. Bu kez kiliseye varmadan önce durup etrafima bakindigim tepedeki dut agaci dutlarini vermis, üstelik olgunlasmis bile. Hemen çocukluktan kalma aliskanlikla tirmandim tepesine. Arkadasim gözleri fal tasi gibi açilmis bana bakarken “Sen delisin!” dedi sadece. Ben aldirmadim. Deliligin nesi kötü ki? Bu kadarcik delilik olmasa serde, o dutlari nasil toplayacaktim ki?

Posta kutum da açik. Telefonum da… Zamani bölmektense hâlâ hoslanmiyorum.

26 YORUMLAR

  1. Bu fotograflari bulup buraya koyuyorsunuz ya ne diyeyim? Çok tesekkürler. Insan memleketindeyken memleketine özlemle bakar mi? Simdi tam da öyle baktim.Sagol renklidergi.com

  2. Nese Yasin Geçmisgelecek ve siire dair yazisinda: "Amerikali profesör arkadasim Benjamin Broome, anlatmisti: Bir Yunanlidan, durdugu yerden geçmis ve gelecegin yönünü göstermesini istemis. Yunanli, gelecegin arkasinda; geçmisin ise önünde oldugunu çünkü geçmisi görebildigini ama gelecegin gizli ve bilinmez oldugunu anlatmis. Ayni soruya yanit veren bir Amerikali ise geçmisin arkasinda ve geride kalmis oldugunu; gelecegin ise önünde durdugunu ve onu görüp ona dogru yürüdügünü belirtmis.

    Ben galiba Yunanli’nin bulundugu yerdeyim daha çok. Bu biraz da siirle olan iliskimden kaynaklaniyor olmali. Belki de siir, o geçmiste saklaniyor benim için."

    ***

    Zaman. Baktim sabahin ilk saatlerinde yazimi okumus ve yorumlamissiniz ben de günün bu ilk saatlerinde cevap vermek istedim.Tesekkürler Mara Salvatrucha…

  3. Bir dag basi ve en tepede bir agaca sirtini dayamissin, acaba benim agacim mi dedim. Yazini okurken, Alanyada kalede seninle birlikte gezerken hissettim kendimi. Kiliseyi, küçücük bahçesini, dut agacini görmüs gibi oldum. Simdi hayiflaniyorum o kadar Alanyada yasadim neden ben o kiliseyi görmedim diye. Çocukken Hatay teyzemiz vardi, rahmetli oldu, mahallenin Adile Nasiti gibiydi. Herkes onu çok severdi, her olay için çok güzel hikayeleri vardi. Onun harika bütün meyve agaçlarinin oldugu bir bahçesi vardi birde. O agaçlara tirmanir asagida bekleyen herkese meyveler atardim. Onlari görünce kizarak gelirdi tasla herkesi kovardi beni fark etmezdi. Agacin en tepesinde yapraklarin arasinda olunca saklanmak kolay oluyordu. Annem bana tilki derdi, nerde agaç görse tirmaniyor. O tirmanma istegi hala içimde vardir. Beni nerelere götürdün sabah sabah. Tesekkür ediyorum. Yazin harika olmus. Bence herkes biraz deli olmali, hayat böyle daha bir güzellesiyor. Arada bir de olsa çilginlik yapmak lazim canimcigim….

  4. Ne güzel yazmissiniz, o gerekli olan fotografi da bulup koyayim degil mi? 🙂
    Begenmenize sevindim.
    Ayrica birbirinize olan atiflariniza da hayranim 🙂

  5. Dogrudur…"Mara Salvatrucha" mahlas "MS13" Ne kadar sert olursan hayat bir o kadar zarar veremiyor "Ruha-Bana-Bedene…"Ama ne kadar sert olursan da bir o kadar narin oluyorsun… Gücü yeter sana, tek darbesinde yok olursun…Hayat ipi kopmus kuklalara rol verir…

  6. Tekrar tesekkürler Serkan Aygören.Cidden yazi gönderdigimde merak ediyorum,acaba nasil bir fotografla süsleyeceksiniz diye.Ve yazi alti sohbetleri sayfaya hayat veriyor.Oralarda birilerinin olmasi hosuma gidiyor.Sevgiyle…

  7. Bazen topragin altina girmek ve kaybolmak ama yasamk da istiyorum…

    Kimse bilmesin, görmesin, duymasin…

    No google, ask me 🙂

    Hos yazi, hos seda…

  8. Evet hem hayatin içinde,hem biraz soyutlanmis bir hayat.Belki insana sir olani görme arzusu bu istegi besliyor.Kim bilir? Hayatin curcunasina çok kaptirinca kendini yavasça yanindan geçen hayati farkedemiyorsun.

  9. olurya ya bir gün hayattan sikilirsam, sirtimi ölüme meydan okurcasina ayakta durmaya çalisan dallarindan bereket dogan zeytin agacina dayayip . sadece gün dogumuna odaklanmayi isterim … hep aydinlik olsun ,günes hiç batmasin , gözlerim karanligi asina olmasin isterim.saatlerin durmasini zamanin yani basimdan umursamaz bir tavirla akip geçmemesini isterim …illa da akacaksa içine beni de katip götürmesini ve geçen zamanda çok mutlu olmayi isterim.agaçlarin dallarinda kus misali gezinip ,korkusuzca hareket etmeyi çocukluguma geri dönmeyi isterim..özgürlügüm adina ,hayattan zevk almak adina yapabilecegim her seyi yapmayi isterim …yüregine saglik sevgili nilanya yazin da bu sefer her zamankinden daha da farkli bir içtenlik bir samimiyet var. yazinizin sonundaki çocukça ve arkadasinizin tabiriyle dut yemek için yaptiginiz bu delice hareketiniz annemin bana anlattigi çocukluk hatiralarini animsatti … annem de sizin gibi içinden geldigi gibi yasamayi seven deli dolu yüregi olan biridir …o da agaçlara tirmanmayi hatta en uçtaki dallarda bulunan meyveleri koparabilmek için verdigi çabayi ve sonun da yasadigi mutlulugu anlata anlata bitiremezdi.agaç dallarindayken zamani kendisine hatirlatan tek seyin annanemin kendisine sinirli bir sekilde seslenisi oldugunu anlatirdi hep ..sevgiyle kalin

  10. Insan kendini sakliyor.Öyle yapsam ne derler,böyle giyinsem nasil bakarlar.Oysa hayat bize sunulmus bir armagan.O ne dedi,bu ne dedi gibi söz kalabaliklarina kurban edilemeyecek kadar güzel.

    Her insan çiplak dogar.Akli, ruhu hayatin güzellikleriyle de dolabilir,tüm çirkinlikleri de kendine yükleyebilir.

    Elimden geldigince birakayim kelimelerin iplerini, özgürce kossunlar desem de, faytona kosulmus bir at gibi davraniyorum kelimelere çekistiriyorum gemlerinden.

    Sevgiler Elifsude.Ben senin yazilarini yazi altlarinda okumayi özlüyorum ve yukarida bir kalemsör olmaya karar vermeni bekliyorum ….

  11. Bazen topragin altina girmek ve kaybolmak ama yasamk da istiyorum…

    Kimse bilmesin, görmesin, duymasin…

    demissiniz sevgili ltfsener. Söylediginizin mümkün oldugunu, anadolu da bazi erenlerin bu vb… yollarla kendilerini dünyadan soyutladiklarini biliyor musunuz?

  12. Elimde çok eskilerden kalma bir kitap var. Adi: Mevlana,yazari Abdülbaki Gölpinarli basim yili 1958.. Minicik bir kitap. Öyle güzel ki. Günlerdir her sabah isyerime giderken serviste okuyorum. Bugün son sayfasini okudum. Sonra ögrendim ki Konya Büyüksehir Belediyesi Mevlana Kültür Merkezinde Konya Ansiklopedisi Odasi olusturmus ve Konyanin tarihini yeniden yazacaklarmis. Hiç bu sehri görmedim. Oysa burnumuzun dibinde; ama Alanya ve Konya neredeyse iç içe geçmis gibidir. Tarihimizde ortak yasamisligimiz da vardir.

    Neyse ben size sonra anlatayim bunlari.Sohbetinize bir fiske seker ekeyim dedim.

  13. Herkes tatil yaparken biz burada çalisiriz.Tatil kentinde yasamak da böyle bir sey.Bu davet öyle güzel ki.Üç saatlik bir mesafedeyiz oysa.Bakarsiniz renklidergi.com yazarlari Konyada bulusur bir gün.Kim bilir? Selamlar sevgiler..

  14. Çok hos olur, size Konya Mutfaginin en eski, en essiz yerlerine götürürüm…Sems-i Tirmizi Hz.lerinin yanina oradan Hz. Mevlanâya… Konya çok düzgün ve gelismis bir sehirdir… Görmenizi tavsiye ederim…

  15. "1247yili,aralik ayinin besinci persembe günü,içlerinde Alâeddin de bulunan yedi kisi,SSEmse bir pusu kurdular; onu öldürüp cesedini battal bir kuyuya attilar.Sonradan bunu duyan Sultan Veled,bir gece bazi dostlarla cesedi kuyudan çikardi.Bedreddin Gevhertasin,Mevlananin babasi Sultan-al-ulemâ için yaptirdigi medresede,Bedreddin Gevhertasin yanina gömdü. Bugün Konyada,Sems makami denen ve Serefeddin camiinin arkasina düsen yerdeki sandukanin altinda,Semsin atildigi battal kuyu vardir.Bedreddin Gevhertas medresesinin yeriniyse maalesef bilemiyoruz."

    Evet sevgili dostlar bence Konyaya gitmeye deger..

  16. Hayir aslinda sems-i tirmizinin yeride bilinmiyor… Ogullari Mevlâna arasindaki samimiyetten öldürdü diye rivayetler var… HAtta bu aralarindaki bag escinsellige kadar indirgenmis, çogu amaerikan ansiklopedisi Hz. Mevlânayi ve Tirmiziyi es cinsel olartak gösteriyor…

    Kiniyorum, susuyorum…

  17. "Semsi öldürenlerin içinde yer alan Alâeddin Mevlananin ogludur zaten.Ve Semsin sahadetine karismasi,bu zatin ve soyunun anilmamasina sebep olmus, böylece bu soy unutulup gitmistir."

    Bu paragraf ve yukaridaki paragraf Abdülbaki Gölpinarlinin Mevlana

    kitabindandir ve inanin büyülü bir irmakta yüzdürecek kadar hassas bir anlatima sahip.Bu nedenle bence okunan kaynak önemli.

    "Her gün bir yere konup bir yerden göçmek, akar su gibi bulanmaktan, donmaktan kurtulmak ne hos. Dün de geçti, düne ait söz de dün gibi gelip geçti. Bugün, bir yeni söz söylemek gerek." Mevlana

  18. Sevgili ltfsener, 800. yil kutlamalarina gelmistim. Çok güzeldi…
    Keske nasip olsa da davetinizle gelebilsem oralara…
    Sevgili Yusuftu ev sahibimiz. Kulaklari çinlasin.

    Bu arada Konyaya giden etli ekmek, biçak arasi vsyi Konyada yesin lütfen. Baska yerlerde yediginiz versiyonlari ile arada daglar kadar fark var 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here