Karsi Yönden Gelen ve Plakasi Alinamayan

2
56

  Iki yil önceydi. Simurg anka efsanesini bizzat yasamamin üzerinden tam iki yil geçmisti. Bilirsiniz o hikayeyi, hani kuslarin efendilerini bulmak üzere verdikleri ugrasin sonunda kaf dagina varip da aslinda bu Simurg dedikleri seyin 30 kustan baska bir sey olmadigini gördükleri hikaye varya iste onu yasamamin üzerinden tam iki yil geçti…

 
  Kaybetmeden anlamiyor insan gerçekten bazi seylerin degerini. Is hayatina atilmamizin üzerinden geçen iki yil da buna baska bir kanit olmustu iste. Hep önümüze bir havuç misali konulan hedefleri takip etmekten geçen zamanin farkina varamamistik. Henüz yaptigimiz mahalle maçlarinin bitis düdügü “oglum hadi yemek hazir” diye seslenen annelerimizin sesi oldugu dönemde baslamisti önümüze konulan hedefler. Ilk önce okumayi kim erken sökecek diye baslamisti birbirimizle yaptigimiz yarislar. Sonrasinda ise okuma hizi olmustu birbirimizi alt etme kriteri.  Çocuk oldugumuzu herkes unutmus gibiydi o yillarda, üniversite sinavinda basari elde etmis çocuklardan bahsederdi herkes. “Keske öyle bir çocugun annesi olsaydim…” dedigini hatirliyorum bir gün beraber oynadigimiz çocuklardan birisinin annesinin. Demek ki ancak   üniversite sinavinda derece sahibi olursak sevecekti anneler. O günden beri her sinavda ellerim terler sinav öncesi ecel terleri dökerdim sinavlardan önce. Anlamazdim oysa neden ben bir sinavda sirf daha önlerde yer aliyorum diye sevecekti annem ya da babam ya da herhangi biri beni.
 
  Ilkokul sonunda girilen kolej, Anadolu liseleri ve devlet parasiz yatili sinavlarina girer o ünlü mavi matematik yardimci kitaplariyla yatar kalkar ve dolayli tümleçlerin cümlenin neresinde olacagini bulmaya çalisirdik sebebini bilmeden. Saat 6 gibi uyanir, asagi iner top oynamak isterdim eskiden annemler hep benden daha geç kalkar ben de rahat rahat inerdim asagi oynamak için. Hala da 6 gibi uyanirim hele de tatil günüyse, gene eskisi gibi çizgi film kusagini kaçirmama telasiyla uyanirim bazen ya da yazin zaten uzun olan günleri biraz daha uzatabilmek için yaparim bunu asagida biraz daha top oynayabilmek için. Sürekli azar isitiyordum yaz tatili ödevi kitaplarimi bitirmedigim için. Hep az kitap okudugum yüzünden azar isitirdim istemezdim aksam vaktinin gelmesini. Sevmiyordum evde oturmayi sevmiyordum yalniz kalmayi hep korkuyordum yalnizliktan ama bilmiyordum henüz korkunun ecele faydasi olmadigini. Birgün sanirim mahallede baharin gelisinin kutlamalarinda sik sik yapilan bir etkinligi yapmak üzere toplanmistik. Yanan bir tekerlekten atlayacaktik. Korkmustum atesten atlayamadim. “Dördüncü sinifa geçince ben de atlayacagim” dedim kendi kendime. Dördüncü sinifa geçmek “büyümek” demekti o zaman yeterince büyümekti. Dördüncü sinif demek artik koca adam olmak demekti o zamanlar. Oysa aradan onca yil geçmesine ragmen, gördügüm o ki bu yasimda hala koca adam olamamisim. Geçmiste verdigim veya vermek zorunda kaldigim (artik pek de önemi yok) kararlarin sonuçlarini hala sorguluyorum. Genel olarak ailemi dinlemis ve onlarin diledigi yoldan gitmistim. Çocuklugumu ve gençligimin önemli kismini bu ugurda harcamistim. Hatirliyorum mesela ortaokulda bir anda bastiran ergenlikle birlikte kizlarin, saçlarini çektigimiz tokalarini sakladigimiz ve daha birçok esek sakasina maruz kalan rolden yani bir nevi saka fiilinin nesnesi olmaktan, kalbimizin bazen kendine bile fisildamaktan korktugu sevgi cümlelerinin gizli öznesi olmaya basladigi günleri. Örnegin, anlam veremiyordum bir yaz tatilinden sonra nasil olur da bir anda düsüncelerimizin odagina girmisti ön sirada oturan uzun siyah saçli siyah ceylan gözlü Nihal… Daha geçen yil okulun hasarilari onun saçini çekerken sadece onun cani yanarken ne olmustu da bir anda benim de canim yanmaya baslamisti. Hayatinda bu sekilde bir anisi bile olup olmadigindan emin olmadigin ebeveynlerim, düsen notlarin etkisinden olsa gerek, telaslanmaya baslamis ve sürekli ne oldugunu anlamaya çalisiyorlardi. Ne oldugunu anlamalariysa pek de olasi degildi, daha bir oyun çagindaki bir çocuga makam mevkinin önemini anlatmaya çalisiyorlardi onlar. Bilmiyorlardi çocuklar için üst düzey bir yönetici olmanin mahalle maçinda takimi basinda kaptan olarak çikmaktan daha önemli olmadigini, bilmiyorlardi sinif birinciliginin bazen duygularinizin yogunlugu altinda baktiginiz birinin gülümsemesi yaninda bes para etmeyecegini. Onlar da hakliydi belki ne çocuk ne genç olmadan geliverdiler suçlamiyorum onlari ama farkli olabilir miydi acaba diye düsünmeden de edemiyorum. Mesela yukarida bahsettigim Nihal… Onu eskilerin komedi dizisi “Bir Demet Tiyatro”da Yilmaz Erdogan’in canlandirdigi Mükremin’in bir ifadesi ile tanimlamayi seviyorum “karsi yönden gelen ve gözlerinin isiltisindan plakasini alamadigimiz…” güzeller güzeli Nihal… Artik okula gitmenin farkli bir anlami olsa dâhi gene de düsen notlarin faturasi avaz avaz bagiran, artik beni de duy diyen kalbime degil, ailemin deyimiyle sicacik odasi oldugu halde ders çalismayan haylaz çocuga kesiliyordu. Özel hocalari ve ders kitaplari disinda hiç birseyin gerekli olmadigina inanan birine dönüsmüstüm. Nasilsa diyorlardi bizimkiler nasilsa sen basarili olunca herkes seni sevecek herkes senin yaninda olacak diye büyütüldüm. Peki ya Nihal? O da olur muydu? Onlara göre evet olurdu. Orta sonun son Cuma’si olmustu. Artik ortaokul sona eriyor lise basliyordu, herkes benim adima mutluyken ben kendi adima ne hissedecegimi dahi bilmiyordum. Ne sevgiyi biliyordum, ne hüznü, ne mutlulugu tek bildigim çalismazsam “ortada kalacagimdi”. Orta sonun son Cuma’si, Nihal son kez bindi gözlerimin önünde okul servisine hiç bir sey diyemeden kaybolup gitti o otobüs zihnimde tonlarca soru birakarak kaybolup gitti. Orta sonun son Cuma’siydi anlamsizca bosluga bakmaya basladigim günler, dizim aciyinca annem öpüyor ve geçiyordu, mahallede top oynarken karin boslumuza gelen top ise kenara geçip oturunca geçiyordu. Peki ya simdi? Neden arkasinda yazan “Okul tasiti” kelimesi küfür gibi geliyordu bana o otobüsün? Olan aslinda netti, bu sefer aciyan ne dizimdi ne de karnim bu seferki farkliydi bu sefer bana çarpan “karsi yönden gelen ve gözlerinin isiltisindan plakasini alamadigimiz” Nihal’di. Ona bir daha hiç rastlamadim ve hiç de ona karsi hislerimi söyleyemedim ne gücüm oldu ne vaktim. Hep önümüze konacak hedeflere odaklandik. Seni herkes sevecek diyordu babamlar iki veya daha fazla dil ögrenirsen çok para kazanacaksin seni herkes sevecek diyorlardi. Ablam kendisiyle ayni anda mezun ama falanca üniversitenin filanca bölümünden mezun arkadasinin basarilarini anlatiyordu.
 
  Çalisirsan seni herkes sevecek diyorlardi, tipki kuslara Simurg’u bulacaklarini söyledikleri gibi. Iki yil önceydi, Simurg efsanesini bizzat yasamam meger Simurg, bir çocukmus sevmeyi unutmus bir çocukmus ama bir adamin vücudunun içerisinde.Meger simurg bir adammis yapayalniz ama bir çocuk safligiyla sevgiyi disinda herseyi aramayi bilen.

2 YORUMLAR

  1. sevgili yöneticilere birsey sormak istiyorum yanlis anlamazlarsa. taglerden biri neden "esek sakasi" ? yani bu yaziyla ilgisini pek anlamadim

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here