Kayip Hayaller Dükkâni – Hayir, Eskici Degil…

1
79
Içeriye giren yasli amcanin titreyen parmaklarinda bos kolonya sisesi parliyor. Reha Usta, egilip tezgahin altindan bir torba çikariyor. Içinde sise tipalari dolu. Deneyip bir tanesini denk getiriyor. Amca mutlu gülümsemesiyle uzaklasiyor

Karsiyaka Çarsisini denizden dolduran rüzgâri arkaniza alip güzel kizlari ve eski taslari koklayarak varabileceginiz en ilginç sokaklardan birisidir Kilise Sokagi. Burayi digerlerinden ayiran tek özellik kalem gibi uzanan Kilise yapisi degildir. Sokak, kendi içinde baska bir zenginlik saklar. 
Reha Agabeyin dükkâni öyle kolay seçilmez. Ne yaldizli tabela, ne de isikli vitrinler. Giriste, kapinin üzerinde eski bir kilim, geçmisin ve anilarin bayragi gibi sallanir. Sakli kalmis ve unutulmus karelere merhaba deyip içeri girerseniz sizi baska bir alem kucaklayiverir. 
Reha Erkin, 1949 Izmir dogumlu. 15 yildir bu isin içinde. 
“Emekli bankaciyim. Serde sendikacilik oldugu için 12 Eylülle birlikte iskartaya çikardilar bizi,” diyor. 
Biriktirmek çocuklugundan beri onun içindedir. Yillarca sahaflari mesken tutar. Iki tutkusu vardir; siyah beyaz fotograflar ve parfüm siseleri. 
“Emekli olunca neredeyse on yil boyunca düsündüm, tasindim. Her yeri gezdim ve bu dükkâni açmaya karar verdim”. 
Aksam iniyor yavasça ama içerideki trafik hiç azalmiyor. Çocuklar, ihtiyarlar, toplayicilar, bidoncular küçücük mekânin içinde dört dönüyorlar. 
“Ben Türkiyede tek sayilirim,” diyor Reha Agabey. 
“Çünkü bir antikaci, bir eski kitapçi ya da eski plakçi hatta bunlarin tümünü satan bir yer bulabilirsiniz ama bu kadar farkli kalemi bir arada göremezsiniz.” 
Gerçekten de dükkân, giristeki vitrinden, asma kati dolduran bosluga kadar binlerce çesit eski ruhla dolu. 
Çesit çesit kolonya siseleri, sepetler, adi silinmis dergiler, eski kitaplar, sepetler, fincan tabaklari, kuklalar, ziller, biblolar, mask ve sapkalar, plaklar, kitap aralarindan çikmis notlar, siir kâgitlari, sahipleri ölmüs kartvizitler, siyah beyaz fotograflar, idare lambalari, hatta idare lambalarinin boy boy fitilleri, renk renk bardaklar, terazi agirliklari, kemerler, bastonlar, yilbasi süsleri… Basi dönen otursun, hasir oturak da bulunuyor. 
Çogu insana çöp gibi görülen sayisi belirsiz nesne raflarda bahtiyarlikla gülümsüyor. 
“Buranin en büyük özelligi gördügün her seyin eski olmasindan gelir. Hepsine insan eli, insan sicakligi degmistir.” 
Reha Agabeyin ne demek istedigini aninda anliyoruz. Içeriye giren yasli amcanin titreyen parmaklarinda bos kolonya sisesi parliyor. Reha Usta, egilip tezgahin altindan bir torba çikariyor. Içinde sise tipalari dolu. Deneyip bir tanesini denk getiriyor. Amca mutlu gülümsemesiyle uzaklasiyor. 
Ardindan orta yaslarda bir kadin basini uzatiyor kapidan. 
“Bana selamin var mi? Mal var mi?” 
Eliyle “gel” isareti çakiyor. Raflardan birinde dürülmüs sari kirmizi bir ag. Eskimis ipleri pul pul dökülüyor. Kale agini andiriyor. 
“Bu kadin Galatasarayin her seyini toplar. Ne varsa, aklina ne gelirse, hepsini ama.” 
Baska bekleyenler de var sirada. 
“Reha, benim kutu geldi mi?” 
Gülüyor. 
“Bu da diger çatlaklardan. Ilaç kutulari topluyor. Simdi dört köse, teneke Sandoz kutusuna takti. Aylardir onu ariyoruz.” 
Bu kadar çok çesit olunca, müsteri de ona göre oluyor elbette. 
Saskinliktan kafami kasiyorum. 
“Reha Agabey, ya. Bunlarin hep alicisi var mi?” 
“Kör saticinin kör alicisi olur oglum. Alan olmasa neden koyayim bunlari ben.” 
“Yani su duvardaki el yazisi siirin, gazoz kapaklarinin, patlak tenis toplarinin, kirik kavalin da mi alicisi var?” 
“Ah be cahil oglum,” dercesine gülümsüyor. 
“Simdi su kirik kaval dedigin var ya. Onu eline alan adam, Acaba bunu yillarca kim üfledi? Ahmet Tarik Tekçe mi, yoksa Aliye Rona mi? diye düsünür. Bunu bilir misin sen?” 
Eh bize susmak düsüyor tabii. 
“Bu toplayici milletini tek kelime ile tanimlarsak, delirdiler. Aslinda satan da yakmistir balatalari ya, neyse artik. Ama bana sorarsan toplamak kadar güzeli yoktur. Insana sevgi verir, haz verir. Her bulunan sey mutlu eder insani. Hem biliyor musun, bunlardan kötü insan pek çikmaz. Kimsenin önemsemedigi seyleri biriktirirler. Kaybolan zamanlari bulup, çikarir, korurlar. Üstelik o anilarin onlara ait olmasi da gerekmez. Baskalarinin anlarini toplarlar… Haa, ama surada da duralim. Bu isi yapan adam acayip bencildir. Topladigi nesne konusunda çok kiskançtir. Onun sadece kendisinde olmasini ister”. 
Reha Agabeyin yerinin havasi bambaska. Müsterilerinin önemli kismini yillardir taniyor. Hatta ilkokuldan beri gelen ve sonunda dükkâna nikah davetiyesini bile asanlar var. Aslinda dükkândan çok kulüp gibi burasi. 
“Ama bu kadar çesit insani çildirtiyor. Bir daha dünyaya gelsem, bunu daha seçerek yaparim. Çünkü is degil yaptigim. Kapiya mal geldiginde saatlerimi veriyorum. Kitaplarin, dergilerin son sayfalarina kadar bakiyorum, belki araya bir fotograf ya da not sikismistir diye. Bir oyuncak arabanin tekerlegini bulmak için tirmaliyorum. Olay iste bu, canim kardesim… Ama ne olursa olsun hayatta en sevdigim is budur”. 
Reha Ustayi yorduk biraz. Koltugunda geriye yaslaniyor. 
“Ben burayi açtigim günden beri tek bir seyin pesindeyim; yeraltinda kalan her aninin yer üstüne çikmasini, tekrar hatirlanmasini isterim”. 
Dükkâna yeni müsteriler geliyor. Reha Agabey raflar arasinda kaybolurken aninda bizi unutuyor. 
Önümdeki yigini araliyorum. Bir kitap seçiyorum. Hikâye kitabi. Yazari Aziz Zambak. Ismi, “Tensel Yaklasimlarin Disari Vurumu”. 
Reha Agabeyin dükkâni bir harika demedik mi, size. 
*** 
Reha Agabeyin dükkaninin ismi yok. Kapisinda eski bir kilim dalgalaniyor sadece. Bunu dert eden müsterilerinden birisi oturmus dükkân için alternatif isimler düsünmüs. Sonra da bunlari girise asmis. Iste, “Bu Dükkâna En Uygun Tabela Isimleri”. 
– Reha Beys Nostalji Marketi 
– Getir Götür Pazari 
– Nur-Seli 
– Menkul Degerliler Borsasi 
– Enteller Ugragi 
– Mini Çifit Çarsisi 
– Nadirler Marketi 
– Dünü Unutmayanlarin Yarini Görenlerin Yeri 
– Kirli Çikinlar Dernegi 
– Ne Aradigini Bilenlerin Pazari 
– Karisik Düzen Pazari
AHMET BÜKE (Radikal)

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here