Kirmizi Öyküler (1.Öykü 4.Bölüm)

1
93

8.

Mayinlar için korku her ayak sesi duyuldugunda geçen o bekleyistir.

Kapinin önünde beklerken içimdeki sarampollerin ugultusunu duyuyordum. Pismanligin cüzamli savki vuruyordu yüzümün kiyilarina , yüzümün kiyilarinda tonozlara baglanmis esrik ve ihtiyar ve de yorgun tekneler yüzüyordu yari çiplak…
Zile dokunmak için kolumu kaldirdigim da fark ettim ellerimin yoklugunu, ellerimi bulamiyordum. Korkudan kuruyup düsmüs olmaliydilar. Insan kendi ellerine bile güvenemezse, kime inanabilir ki bu hayatta söyleyin. Kendi etinizden kendi teninizden bir parçanin bile bir zaman gelip nasil davranacagini bilememek çok aci degil mi?
Adrenalim dizleri üzerine çökmüs çiglik çigliga kusuyordu… Dizimdeki gevseyen vidalari sikip derin bir nefes aldim. Bir ses duymak ümidiyle egilip kulagimi yanastirdigim sirada kapi aniden açildi. Igdis bir bandeneonla, topugu kirik bir tango pabucunun sarksiyla irkildim.
Parmak uçlarimda içeriye girip dizleri üzerine çökmüs af dileyen bakislarla çiktim karsisina…
Odanin kösesindeki tuvalin önünde duruyordu.
Arkasini dönüp parmagiyla susmami ve oturmami isaret etti Gelecegimi biliyordu. Nasil ve ne sekilde bilmiyorum ama biliyordu iste.
Sanki primitif bir insanin, magarasinda gizlice yaptigi dini bir törene taniklik ediyordum Duvarlardaki tablolarin miriltisiyla kafami diger tarafa çevirdim. Tangonun ereksiyonlu tinilari saskinligima sürtünüyordu.
Kökleri gökyüzüne tutunan agaçlar çizmisti, agaçlarin üstünde mink minik kus mezarliklari vardi…
Falcinin arkasindan biçaklarla yaklasan tarot kagitlari…
On haleli Uranüs gezegeni
Öylesine canliydilar ki…
Ruhuna üflenmis olan o yaratma gücüne secde etmek istedim. Gerçegin kuyruguna teneke kutulari baglayisina, hayatin siyah beyaz fotografina tükenmez kalemlerle biyik çizebilmesine hayranlikla bakip durdum. Böylesi kontemplatif (tanriyi seyre dalis) bakislar arasinda sunu düsündüm. Tanri bir günlügüne dünyaya inmeye kalksa, eminim bir escinsel olmayi tercih ederdi.
Elindeki firçayi yavasça yere birakirken, yüzündeki o rekatlar dolusu huzura bulanmak istedim…
Noldu
? Niye geldin
Söylemeyi planladigim her sey bir anda evin arkasindaki karanlik odalara kaçip saklandi.
O an sanki birileri kafamin içindeki sekoya agaçlarini kesiyordu. Bir seyler söylemek isteyip de dile getiremedigimi ,dahasi can çekistigimi bilebile uzunca bir süre beni seyretti. Tuvalini odanin diger tarafina tasidiktan sonra üzerini örttü ve söyle dedi ; Pismanlik dagarcigindaki tek harf olan “g” ‘yi kullanarak kurar bütün cümlelerini

Özür dileyislerimin yerini doldursun diye aciz bir mirilti gönderdim yanina… Ceset torbalarina sarilmis bir sessizlik uzandi aramiza
Ne kadar sonra bilmiyorum. Kizmadim sana… dedi. Beklemiyordun böyle bir seyi hepsi bu
Üzdüm seni
… diye atildim. Üzdüm seni biliyorum, çok üzdüm … Üzüldügünü inkar etmedi. Firçalarinin yanina dogru yürürken agzindan çikan cümleleri zorlukla isitebildim. “Ben bir amip gibi yasar, bölünerek aglarim. Bunu sakin dert etme kendine… Sen birbirini ayni dalda sevip farkli siselerde sarap olan iki üzümün hikayesini bilir misin?” Kafami salladim. Az önce çalistigi tablonun örtüsünü düzeltirken bir ara hatirlatirsam anlatabilecegini söyledi.

9.

Kimseye ama hiç kimseye söylemezseniz sunu itiraf edebilirim size , tanidigim hiçbir kadin onun kadar güzel gülemiyordu…

1 YORUM

  1. Bu eser Antalya 11. Noterligi tarafindan 30476 sayili belegeleme numarasiyla 19.11.2007 tarihinde sahsima yani Eflatun 'a ait oldugu beyan edilmistir. Günesener denilen sahsin bu öyküyü kendi kaleminden çikmis gibi sundugunu üzülerek belirtmek isterim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here