Kirmizi Öyküler (1.Öykü 6.Bölüm)

3
78

12.

“Sehir içi vapur seferlerinde görevli bir kaptan vardi.” Diyerek basladi hikaye…

“Utangaç biriydi. Utangaç ama senin kadar yakisikli bir adam… Beyaz üniformasini giyer, her sabah yediyle bes buçuk arasi Suhulet adli gemisini iki iskele arasinda götürüp getirirdi. Baderna edilmis halatlarin yasamina benzetirdi hikayesini…

Mutluluga alarga duruyordu yillardir.

Bir sabah vapurunu ikinci sefere hazirlarken camdan disari bakti ve aynen sunu düsündü. “Tesadüf tanrinin adlarindan biridir!”

Kadinin vapura binisini, geminin kiç tarafina dogru yürüyüp oturusunu, sonra kendine bir çay söyleyisini, çantasindan kitabini çikartip kucagina koyusunu, etrafina bakisini, etrafina bakarken martilara gülümseyisini, çayin gelmesiyle beraber kitabini açip okumaya baslayisini seyretti.

Kaptan yüreginden aldigi emirle vapurun hizini düsürdü. Kontemplatif (Tanriyi seyre dalma) bir yogunlukla iki iskele arasinda dümeni gökyüzüne çevirmek istedi. Yüregi o bir anin içinde sürmenaj oluverdi. Poseidon’a dönüp asik oldugunu müjdelemek, bagirmak haykirmak istiyordu. Yüreginin terra incognito (kesfedilememis bölge) yazili haritalarini yakip küllerini denize saçmak gibi çilginliklar esiyordu kuzeyinde …

Kaptana göre vapura binen o kadin yillardir deneyip de yapamadigi askin tarifiydi. Nazim Hikmet’in yastik altinda unutulmus kayip bir siirdi o.

Iste her sey o gün o saatte kaptan köskünün camindan tesadüfen gördügü o kadina asik olmasiyla degisiverdi. Ask ilk is olarak uykularini haczetti. Elindeki falçatayla gözkapaklarini kesip atti. Sanki yüregine mutluluk transplantasyonu yapan cerrahlar, içinde koca bir ümitsizlik unutmustu. Günden güne sancilar patlak verdi. Arka bahçesinde askin suladigi disi kenevirler bitmeye basladi. Tutkunun parlayan dislerini görüyordu sah damarinda… Tutkunun parlayan sivri disleriydi onlar

Aslinda kendi de pekala biliyordu o beyaz üniformanin içinde hos bir adam oldugunu ama elinde degildi. Nolucak abi … diyordu , alt tarafi gidecek ve bir merhaba diyeceksin… Ama güvenmiyordu iste kendine , en çok da dilinin ihanetinden korkuyordu. Biliyordu onu orada bir basina birakip gidecegini. Ya… diyordu bu kadin benden hoslanmazsa, ya reddederse beni Dünyanin bütün utangaçlari gibi, o tanidik reddedilme korkusu çullaniveriyordu üzerine, atese veriyordu cephaneliklerini…

Her sabah gemisine binip karsi iskeleye götürdügü bu kadinla konusamamak günden güne içinde öyle büyük yaralar açti ki yemeden içmeden kesildi… Durduk yere kusmaya basladi.

Garip hayaller kusatiyordu etrafini, mesela; gemiyi batiriyordu. Gemi batiyor ve o da kosup sevdigi kadini kurtariyordu. Bu onunla konusmaktan daha mi kolay bir yoldu. Tabi ki hayir ama ona göre öyleydi iste. Islak bedenini kiyiya kadar tasiyip ona merhaba diyecekti. Belki de filmlerdeki gibi sirilsiklam öpüseceklerdi o anda…

Günler geçti. Yüzmeyi unutmus ,bogulmak üzere olan bir su damlasiydi artik. Kininda mastürbasyon yapan bir biçak gibi uykularinda bileniyor, gün be gün edilginligini kiramadigi için kendinden nefret ediyordu.

Her sey bir anda oldu. Dümeni birakip hizla asagiya indi. Kadinin oturdugu banka dogru yürüdü, yürüdü ve tam ayaklarinin dibinde durdu. Kadin kitabin arkasindan dogup kaptana bakti. Adam elleri ve sesi titreyerek de olsa merhaba… dedi. Kadin sustu. Önce ayaga kalkti, sonra… Sonra oturdu. Ne diyecegini bilemiyordu. O güzel kirmizi dudaklarini isiran disleri göründü ve agzindan ürkekçe bir merhaba uçup gitti. Onun da sesi titriyordu. Kaptan bundan aldigi cesaretle kendisini her sabah gördügünü, daimi müsterisi oldugu için gelip konusmak istedigini söyledi. Eger gemi batarsa ne yapacagini bilip bilmedigini sordu. Gülüstüler.

Kaptanin yaninda durmayacaksin… dedi adam, çünkü gemiyi en son o terk eder

Peki ya ugruna ölünecek bir adamsa… derken kadin neredeyse agliyordu.

Kaptan vapuru iskeleye yanastirdiktan sonra tekrar kadinin yanina kostu ve adini sordu. Burcu… dedi kadin ama sen bana Zuhal de olur mu?

Her ikisinin de tokalasmak için uzanan ellerinde mavi kivilcimlar çitirdadi. Kaptan , Zuhal ‘in geriye dogru ilerleyen adimlarinda evine dönen mutsuz bir kadin gördü. Arkasini dönüp ufukta batmasina daha bir saat olan günesi seyretti. O kadin, Goethe’nin bahsettigi su bizi yükseklere çeken kadinin ta kendisiydi.

3 YORUMLAR

  1. Bu eser Antalya 11. Noterligi tarafindan 30476 sayili belegeleme numarasiyla 19.11.2007 tarihinde sahsima yani Eflatun 'a ait oldugu beyan edilmistir. Günesener denilen sahsin bu öyküyü kendi kaleminden çikmis gibi sundugunu üzülerek belirtmek isterim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here