Mutlulugun Anlami: Into The Wild

5
136

Karanlik bir ekran ve birden beyaz yazilarla Lord Byronun su dizeleri çikmaya baslar. 

“There is a pleasure in the pathless woods, 
there is a rapture on the lonely shore, 
there is society where none intrudes, 
by the deep sea, and music in its roar: 
I love not man the less, but nature more”

Ücra ormanlarda bir haz vardir;

Issiz kiyilarda mest olurum;
Kimsenin rahatsiz etmedigi

Bir çevre vardir, derin denizlerde

Ve ugultusunda bir sarki vardir:

Insani daha az sevmem ama

Dogayi ondan çok severim.

Ardindan uçsuz bucaksiz yollarda sirtinda bir ton esyayla yürüyen birini görürsünüz ve fonda Eddie Wedderin gitarindan gelen müthis ezgiyi duymaya baslarsiniz.

Buraya kadar gördükleriniz duyduklariniz sadece Into The Wild filminin ilk kareleriydi ama hissettikleriniz bir baslangiçtir aslinda. Bir yolculugun baslangici…

Modernlesmis, teknolojiyle kapana kisilmis bu dünyada bunalimlar ve sinirsel açmazlar içindeki insan ruhunun dogaya, topraga, içsellige yoluculugu….

Tek basiniza çikmiyorsunuz bu yolculuga, sizinle beraber yürüyen, hayati yollar olan  gerçek güzellikleri arayan bir seyyah var: Alexander Süperberdus…

O modernitenin yarattigi sahte kisiligi öldürmeye çalisan biri…

Tüm sistemden kaçarak varolusu dogada arayan ve bunun için ölümü bile göze alabilen bir yolcu…

Her seye baskaldirarak, onu tutsak eden her seyden kurtularak, varolusun bilincine varabilmek tek istegi..

Alexander Süperberdus Into The Wildin süper kahramani…

Gerçek olan hikaye, Jon Kroukerin kaleme aldigi kitaptan ünlü aktör Sean Penn tarafindan filme çekilmis. Filmin kahramanini oynayan Emile Hirsh ise kendine taptiricak kadar iyi bir performans sergiliyor. Ve tabi filmin tüm müzikleri Pearl Jeamin solisti Eddie Weddera ait.

Emory Üniversitesinden mezun olan Christopher Johnson McCandless “Bana ask, para, söhret vereceginize gerçegi verin…” diyerek evden uzaklasan, tüm parasini, kredi kartlarini, kimligini yok edip, gerçek ismi Chris yerine kendisine Alexander Süperberdus diyerek, dogaya Alaska’ya kadar uzanan yolculugunda ona eslik ediyoruz.

18 Agustos 1992 de ise onunla birlikte ölüyoruz. 

Onun baskaldirisi Satrenin sözlerinde gizli “Insanlarin çogu yasamadan ölürler, bazilari ise öldükten sonra yasamaya devam eder.”

Gerçegi, gerçek mutlulugu aradigi bu yolculugun sonunda kitabina zar zor yazdigi “mutluluk sadece paylasilinca gerçektir” sözü onun yol arkadasi olan bizi kalbinden yakaliyor birakmamacasina.

Son olarak Alaska da herkesten uzakta, yikik dökük bir minibüs içinde beyazlasmis surati ve donuk gözleriyle mavi gökyüzüne bakarken, son nefesini vermeden önce beyninden geçeni duyariz:

“Ya yüzümde bir gülümsemeyle kollariniza kosuyor olsaydim, o zaman siz de benim su anda gördüklerimi görür müydünüz?”

…………………………………………..

5 YORUMLAR

  1. bu filmi izlemeye basladigim andan itibaren gözlerimi kirpmadim ve tek solukla izledim… cidden film harika bir film ve benim tamamen yapmak istediklerimi anlatiyo… bu film kadar harika bir özgürlük filmi daha izlemedim… Özgürlük Yolu diye geçiyodu ben filmi izledigimde… ama tabi sonunda anlatilamaz bir huzur ve mutluluk olduguda kesin!!!

  2. kesinlike kaçirilmamasi gereken bir film..
    özellikle az çok filmin kahramini gibi hissedebilenlerin seyretmesi süper olur…
    izleyin ve izleyin
    izleyin ki betonlarin arasindan arada bir gökyüzüne bakmayi ihmal etmeyin..
    ……………..

Serkan Aygören için bir cevap yazın İptal

Please enter your comment!
Please enter your name here