Mutluluk Için Askla Savasmaya Var misiniz?

10
114

ask bittiHer zaman hayatta mutlulugum için yasadim ama bunun için mutlulukla savasildigini bilmiyordum. Belki de hepimiz yasiyoruz ayni seyi mutluluk için mutlulukla savasiyoruzdur kimbilir? Ama mutluluk için kimse askla savasmaya yanasmaz bence. Bense aski tadinca anladim ki ; ask aslinda korkuyu içinde tasimak, süphelenip belli etmemek, o üzüldügünde için sizlamak, onun için herseyi yapabilmek, onu herseyiyle tanimak… Ama diger yanda ask, su dünyada en büyük korkulacak seylerden biri olsa gerek…

Iste benim sevgilim de askin korkakligi yüzünden kaçiyor benden. Her zaman kendini hakli görüyor ve ben sustukça da kendini hakli kiliyor. Oysa benim susmama da anlam veremiyor bir yandan. Gözlerimin taa içine bakiyor ve yasadigim aciyi görüyor aslinda. Buna ragmen inadindan vazgeçmiyor, vazgeçemiyor. En sonunda da gururuna yenik düstü ve

“Ayrilalim bitsin artik” dedi.

Aslinda benden vazgeçemeyecegini bile bile “Tamam, ayrilalim” dedim. Ilk önce sasirdi sonra bi anlam veremedi, ve kalkti gitti… Ertesi gün gördügümde konusmadim, kaçtim… Her tenefüs karsimdaydi ve kafami kaldirip gözlerine bakamiyordum çünkü onsuzluga dayanmak çok zordu. En sonunda çikista yanima geldi ve “Sinir ediyorsun beni, deli ediyosun!” dedi. Aksam da gönderdigi mesajda “Mutlulugum için lütfen uzak dur benden!” yaziyordu. Ben de söylediklerni harfiyen uyguladim; ondan uzaklastim ve kendimi ondan tamamen soyutladim. Ama ya en sevdigi sarki kulagima çaliniyor ya da bana aldigi hediye çikiveriyordu çantamdan…

kalpTam aradan bir hafta geçti ki birisinden teklif aldim. Uzun zamandir da taniyordum kendisini ve teklifini kabul ettim. Sonra eve gittim msn’i açtim. Onunki de açikti ve konusmaya basladik. Iki haftadan sonra ilk defa konusuyorduk. Garip bir biçimde mutlu olmustum sonra ona “Artik bir sevgilim var” dedim. Önce onu kiskandirmak için yaptigim bir oyun sandi ama sonra gerçek oldugunu anladi. Hatta bizim olan ama onun bir türlü ezberleyemedigi bir sarkimizi tüm gün oturup ezberlemis. Gece tekrar açtim msn’i sarkiyi ezberledigini söyledi ve sözleri yaziverdi.

En sonunda da “Onu seviyormusun?” dedi. “Bilmem” dedim. “Peki ben?” dedi. “Her zama,n sonsuza dek” dedim.

Sustu bir sey söylemedi. Ben de ona “Ikimizin mutlulugu için askla savasmaya hazirmisin?” dedim.

“Bunu sana yapamam ve karsindakini de unutma. Gerçek mutluluk senin tertemiz yüreginde ve ben baskalarinin sonradan sana söyleyecegi laflari duymak istemiyorum. Ah benim ilk askim, senin mutlulugun için senden vazgeçiyorum” dedi.

10 YORUMLAR

    • Neden yorum yazmayalim ki.Öncelikle hosgeldiniz.Söylemeden de duramayacagim kendinize yaptiginiz yorumla beni çok güldürdünüz.Yaziniza yorum yapmamizi istemeniz çok hosuma gitti.Hadi yeni yazi gönderin de ona da yorum yapalim.Selamlar.

  1. Sevgili kirmizi melegim yazini nasil gözden kaçirdim bilmem. Halbuki takip ediyorum. Gayet net ve güzel anlatmissiniz. Gidenin yolu açik olsun. Insan kendine deger vermezse baskasi hiç vermiyor. Yüregini aç yeni sevdalara kimse vazgeçilmez degil. Sevgiler

    • tesekür ederim kendimden baya kopmustum mutlulugu unutmustum ama yazmak çok güzel oluyor onunla güzel ni yasanti geçirdim ve herseye küsmüsken o karsima çikinca tuhaf geldi onunla tanisma hikayemiz adli bi yazi daha yazdim güzel günlerdi ama geçmiste kaldi haklisin vazgeçilmez degil

    • NILANYA SANA ÖZEL YORUM YAPMALI 🙂 DEMISSIN YA SAOL YORUMUN IÇIN TESEKKÜRLER BIZIM TANISMA HIKAYEMIZ ADLI BI YAZI DAHA ÇIKARDIM ONUDA OKURSAN SEVINIRIM

       

  2. MADEMKI YOKLUGUMLA DAHA MUTLUSUN…

    Hayat soguk, yagmurlu ve vurdumduymaz bir Istanbul gecesiydi… Ve gece yagan yagmur hep ürkütürdü beni. Yagmur degil yalnizligimdi pencereleri damla damla yalayan, yillarimi dolduran sensizlikti… Hep bir yani yarimlik, hep senden uzaktalik, hayattaki tek kimsemden yoksunluk, yani kimsesizlikti. Bir kavusma mucizesine inanma yolunda harcanmis bir hayatin ansizin sonuna gelme, ve o mucizeyi yasayamadan bir basina ölme korkusuydu yagmur…

    Yine yagmur yagiyor, yine gece… Yine Istanbul… Ve sen kollarimin arasindan siyrilip kalkiyorsun yataktan. Nereye gidiyorsun sevgilim?

    Sadece sana sarilarak uyudugumda nefes alabiliyordum. Beni kollarina aldiginda, yüzümü masumiyetinin yurduna, o kimsesiz boynuna dayadigimda, kokunu kalbimle soludugumda… Uykun benim cennetimdi. Çünkü cennet sadece ikimizin olabildigi yerdi benim için. Ne sana asik kadinlar, ne sevdiklerin, ne geçmisin, ne yarinin…Uykunda sadece ikimiz vardik. Askima dar gelen sevgi sözcüklerine ihtiyacim yoktu orada. Sana sevgimi anlatmaya, ispat etmeye ihtiyacim yoktu artik. Askimizin kokusuydu sana beni anlatan, sana seni anlatan…. Beni gerçekligin o soguk, o köpüklü dalgalariyla yutan ve alip alip senden ötelere savuran hayatin disindaki tek kaçis tünelimdi uykun.

    Önce kolunu çekerdin basimin altindan, sonra sirtini dönerdin. Usulca sarilirdim sana arkandan, seninle ya da sensiz geçen yillarin hasretiyle… Ardindan yavas yavas kollarimin arasindan siyrilirdin…Yillardir tasimaktan yorulmadigim hasretin, tenimden tenime akan o ates, agir gelirdi bedenine… Uyuyamiyorum, nefes alamiyorum, lütfen sarilma, derdin… Yatagin bir ucuna siginmis bedeninden kovulmak, hayatindan kovulmak gibiydi benim için. Sigindigim, soluk aldigim tek cennetten kovulmak gibiydi. Beni uykunda terk etmen, gerçek hayatta terk edisinden bile agir gelirdi. Yanibasindaki sensizlik, o rutubetli evimdeki, o bastan ayaga sen olan evimdeki unutulmuslugumdan çok daha agir gelirdi.

    Seni kaybetme korkusu öyle islemisti ki hücrelerime…Yataktan dogruldugun anda bu korkuyla açilirdi gözlerim. Bilinçaltim konusurdu benim yerime… Su içmek ya da tuvalete gitmek için kalktigin asla aklima gelmezdi. Gittigini düsünürdüm yalnizca… O saatte kendi evini terk edip, nereye gidebilecegini sorgulamadan, sadece beni o sonsuz hiçlikte, o en masum rüyada, cennetimizde, uykumuzda bir basina birakip, kaybolacagindan korkardim. Bana hep ayni soruyu sorduran bu yüzyillik korkuydu iste: Nereye gidiyorsun sevgilim?

    Beni yeniden hayatin içinde, gerçeklerin ortasinda bir basina mi birakiyorsun? Beni yeniden unutulus sürgünlerine mi gönderiyorsun? Nereye gidiyorsun sevgilim?

    Oysa seni uyutmayan içindeki o yanginli hesaplasmaydi. Gece iner, asiklar, yüzler, bedenler, anilar kaybolurdu; sadece ikimiz kalirdik. Ve sen uykunda sevgimle hesaplasmaya dalardin. Cennette cehennemi hatirlardin.

    Dönüp geriye bakiyorum da, sanki yillar degil yüzyillar geçmis aramizdan… Aramizdan ayriliklar, ihanetler, kayboluslar, vazgeçisler, yeniden bulmalar, korkular, yalnizliklar, savrulmalar geçmis. Ve bu iliski ne çok biçim degistirmis…

    Seni yollarca, sehirlerce uzagindan sevdim. Seni kelimelerce, siirlerce yakinindan sevdim. Seni dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alip da yazdigin mektuplarca sevdim. Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzagindan. Hayatimi öyle oldugu gibi biraktim. Sehrine geldim, ama kalbine giremeden sevdim. Neydik biz o yillarda hiç düsündün mü? Neydik birbirimiz için sevgili?

    Geldim. Bana destek olacak, sirtimi verecegim bir askin yoktu arkamda. Kendime yeni bir hayat kuracagim yalanini, kendim dahil, sen dahil herkese söyledim. Oysa tek istedigim seninle birlikte bir hayatti. Öyle cesaretsizdim ki karsinda ve öyle açik sözlüydün ki bana karsi, ancak iddiasiz bir siginmaci olabildim hayatinda. Hayatina iltica etmek isteyen bir yürek sürgünü… Bir ask meczubu sadece…

    Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acimasizmis, sevgili… Gerçegin buzdan ülkesinde yapayalniz kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanlari bile özleyebilirmis kimi zaman… Bana aksini ispat etmek için elinden geleni yaptigin o yillarda, buzlar ülkesinde biraz olsun isinabilmek için, aslinda beni sevdigin yalanina inandirmistim ben de kendimi…

    Askima kapali bir kapinin önüne birakilmis yarali bir kus gibiydim. Inanacak, bir ibadet gibi yasayacak tek seyimdi senin askin. Karsiliksiz, güvensiz, sessizce yasanan bir ask… Nasil da hoyrattin bana karsi… Kalbinde degil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? O yillarda senin neyindim ben sevgili? Can yoldasin mi? Yol arkadasin mi? Dostun mu? Sevgilin mi? ..

    Sonra bir gün geldi ve unutuldum. Ve bu sorular birer birer biçak gibi saplandi yüregime ve yüregimde yanitlarini buldu. Unutulus hepsinin acimasiz cevabi oldu. Sonrasi dipsiz bir karanlik… Sonrasi çaresiz bir çildiris…

    Hayata karismamak için tek kalkanim, tek siginagimdi askin. Tek silahimi yitirdim ve hayata teslim oldum. Aldi beni savurdu baska bedenlere, parçasi olamadigim o kirik dökük öykülere…

    Kirginlik kimlik degistirdi ve vazgeçis oldu benim için. Unutmanin en agiri unutamadan unutmaktir. Seni sonsuza kadar kaybetmek kimlik degistirdi ve unutmak oldu benim için. Seni unuttugum yalaniyla hayati kandirmaya çalisinca hayat hiç olmadigi kadar acimasiz tokatlar indirdi yüzüme… Sonrasi dipsiz karanlik… Sonrasi hatirlamaya bile dayanamadigim düs yikimlari… Sonrasi kesif, karanlik ve rutubetli bir kuyu… Koskoca bir bosluk… Sonrasi yalnizlik kelimesine sigmayacak kadar derin bir yalnizlik…

    Kaç zaman sonra bilmiyorum, bir gün geldi ve beni yeniden hatirladin. Yoklugumda kendine kurdugun hayat, beni yasak bir iliski haline getirdi bu kez de… Ve bu iliski bir kez daha kimlik degistirdi. Seni, bir baskasiyla birlestirdigin hayatina uzaktan bakarak, kalbimi kiskançligin lanetli hirsina teslim ederek, kisitli zamanlarda, gizli sakli bulusmalarda, o doyumsuz kaçamaklarda sevmeyi de ögrendim… Hasretinin o tarifsiz kokusu burnumu sizlatirken yapayalniz uyumayi da ögrendim. Yagmurlu Istanbul gecelerinde o bastan ayaga sen olan evimde kaderimle kiyasiya yasamayi da ögrendim, sevgili…

    O zamansiz unutulusun ardindan yeniden hatirlanmanin sevinci, seni paylasmaya boyun egmenin ve hep gizliligin gölgesinde kalacak olmanin acisina büründü. Uykunda solugunun bir baska soluga karistigini bilerek geçirdigim sayisiz gecelerde, gururumu parça parça bölüp askima kurban verdim. O tarifsiz agriyi uyusturmak için ruhumdan, kimligimden, kadinlik onurumdan vazgeçtim. Her seye ragmen direnebilmek için kendimden vazgeçtim. Geriye dönüs kapilarini sonsuza kadar kapatmis oldum böylece. Ruhumdan kendimi kovup, tüm hücrelerime sadece askini yerlestirdim. Iste o andan itibaren, sensizlik artik bensizlik oldu sevgili…

    Nasil da telasli, nasil da soluk soluga yasardik o kaçamak anlari… Askimizin en karanlik, en gerçek, ama en yogun anlariymis onlar… Sensiz geçen gecelerde yüregimde biriken kiskançligin, öfkenin, kirginligin ve hasretin hummali karanligi, sana kavustugum anlarda sevinçten çildirmanin esiginde tarifsiz bir hazza dönüsürdü… Nasil da atesliydi sevismelerimiz… Sana yeniden dokunmak, sanki bulutlara öpücükler kondurmak gibiydi… Huzurla huzursuzluk, hasret ve kavusma, ask ve öfke, merhamet ve acimasizlik, kirginlik ve bagislama her sey ama her sey sevgimizin taskin sularinda birbirine karisirdi. Iki kalbin bir ömre sigdirabilecegi tüm duygulari biz o kisacik anlarda soluk soluga yasardik…

    Sonra hayatini degistirdin. Yeniden özgürlügüne kavustun. Ve bu iliski bir kez daha biçim degistirdi. Yillardir bir savrulus halinde aramizdan akip giden askimiz, nihayet dingin, doygun ve emin bir siginak bulmustu kendine. O savruk yillar bile koparamamisti ya bizi birbirimizden, artik hiçbir sey bu aski yikamazdi. Ihanetlerin, unutulusun, hayatin sinavindan geçmisti askimiz. Tam da birbirimizi hayattan çok uzakta, dokunulmaz bir boyutta sevdigimize inanmaya baslamisken, dudaklarindan dökülen o lanetli cümle korkularimi yeniden uyandirdi, geçmisi zamandan koparip aramiza soktu yeniden: Varligin artik bana aci vermiyor…

    Ah sevgilim, ayrilik trenini çoktan kaçirmadik mi biz? Bulup bulup kaybetme oyunlarini çoktan tüketmedik mi? O dünyevi ask oyunlarindan, kiskandirmalardan, kaçamaklardan çoktan vazgeçmedik mi? Birbirimizi en agir ihanetlerde sinamadik mi? Anlamadin mi artik, varligim sana aci vermek için degil… Sadece seni sevmek için yasadim ben!

    Senin için bir iliskide girilebilecek bütün kimliklere bürünmedim mi? Önce askla degil kalbinin bosluguyla tutundugun bir can yoldasiydim… Yüregin bir baskasina kapilarini açtiginda hayatindan dislanip unuttugun oldum sonra… Baska hayatlarda, baska iliskilerde seni unutmaya çalisirken, belki de aslinda sadece seni ararken kiskançliktan deliye döndügün oldum… Kalbime geri dönmek istediginde gururumun gemilerini yakip, metresin oldum… Vicdanin oldum senin… Merhametin oldum… Pismanligin oldum… Hazzin en siradisi boyutlarini seninle paylasan fahisen oldum… Arkadasin oldum… Kardesin oldum… Sevgilin oldum… Söylesene kaç kez biçim degistirdi bu iliski? Kaç kez kimlik degistirdim seni sevebilmek için…

    Anlamadin mi artik, varligim sana aci vermek için degil. Sadece seni sevebilmek için yasadim ben… Hala seninle geçirecegim anlarin telasiyla tüketir gibi yasiyorum sensiz geçen günlerimi. Yillar geçti, hala seni görecek olmanin kalp çarpintilariyla, yalniz senin için giyiniyorum en güzel giysilerimi. Sen güzel bulasin diye geçiyorum aynalarin karsisina.

    Seninle geçen zaman bir daha tekrari olmayan, dogaçlama bir melodi gibi benim için… Sanki birlikte yazilmis kaderimizin sayili dakikalarindan an çaliyorum. Öylece karsinda oturup seni seyretmeyi, sana yemek hazirlamayi, seninle sohbet etmeyi, dostlarini agirlamayi, seninle birlikte uyumayi, yani paylastigimiz ne varsa hepsini bir daha asla okuyamayacagim bir siiri kelime kelime içime sindirir gibi, soluk soluga hissederek yasiyorum… Öyle birikmissin ki içimde… Seni yasamakla tüketmem, seni siradanlastirmam mümkün degil. Içime çektikçe çogaliyorsun…

    Simdi varligim her geçen dakika daha da daralan gizli bir çember örüyor etrafina. Her geçen gün biraz daha uzaklasiyor, biraz daha kaniksiyorsun beni… O pesini birakmayan yarali geçmisin aramiza korku duvarlari örüyor. Hayatini tüm kalbimle kucakladigimi hissettigim anda ansizin yüzünde beliren o eski kaygilarin alip seni benden çok uzaklara, derinlere, yalnizlik kuyularina sürüklüyor. Yeni isimler, yeni ask öyküleri, baska yüzler, baska bedenlerle kaçis planlari yapiyorsun kendine… Gece ansizin seni uyandiran, kolunu basimin altindan çeken, seni yatagin ucuna kadar götüren, uykunu bölüp ayaga kaldiran ve bana hep o ayni soruyu sorduran bu korkular degil mi…: Sevgilim nereye gidiyorsun?

    Sevgilim nereye gidiyorsun? Orada ne var? Benligini kistirdigin duvarlarin arkasinda soguk, uçsuz bucaksiz bir yalnizliktan baska ne var? Neden kaçiyorsun? Neden bu aski sonsuzluga, özgürlüge, daha önce hiç yasamadigin sinirsizliga bir kapi olarak görmüyorsun? Ben senden gitme ihtimalini hiçbir zaman çalmaya yeltenmedim ki… Sevgim seni tüketmek degil, çogaltmak içindi… Sevgim dünyanin yasanilasi bir yer olduguna inanman, inanmamiz içindi… Yüregimizin çok derinlerinde yasayan o iki masum çocugun soluk alabilmesi için bir gökyüzüydü sevgim… Ben senin kanatlarini hiçbir zaman çalmadim ki…

    Öyle çok reddedildim ki, öyle çok unutuldum ki senin tarafindan, sensiz kalmak yüregimi ezen tek korku artik. Öyle ki hayatim yalniz bir korku halinde ayakta duruyor simdi… Korkumu gerçege büründürdügün anda yikilip gidecegim. Her seyi tükettim. Hayata tutunmak adina ne varsa her seyi yaktim seni sevebilmek için… Tüm sabrimi, kendime ve insanlara güvenimi, sevginin hayatin tek harci olduguna olan inancimi… Artik senden baskasina verecek enerjim, sevgim ve hayatla hesaplasacak bir benligim kalmadi. Geriye dönüp siginacak bir kendim kalmadi…

    Simdi bana varligimin sana aci vermedigini söylüyorsun. Gitmemi istiyorsun, sonra yeniden gelmemi… Ve sonra yeniden gitmemi… Beni sensizligin o dipsiz çukuruna önce sarkitip, sonra yeniden gün isigina çikariyorsun. Sevgimi, yoklugumu hissettigin yerde bulmak istiyorsun. Askimin benligini ve hayatini ele geçirmesinden duydugun o sebepsiz korkuyu yenmek için, bana seninleyken tekrari olmayan bir siiri hatirlatan zamanin, sana benimleyken gösterdigi monoton ve tüketici yüzünü yok etmek için oynadigin bir oyun bu belki de… Beni deliligin sürgünlerine yollayip, sonra yeniden kalbine çagiriyorsun.

    Korkuyu beklemenin telasi korkunun kendisinden çok daha ürkütücü biliyor musun? Iste bu yüzden sensizligin karanlik kuyusuna kendi ellerimle birakiyorum kaderimi. Korkuyu beklemekten vazgeçiyorum, ama asla seni sevmekten degil, sevgili… Sana veda etmeden kaybolusa karismam da aslinda sadece bunun için…

    Madem varligim aci vermiyor sana, madem ki ancak yoklugumda sevgimi hissedebiliyorsun, öyleyse yoklugumla kal sevgili… Madem ki yoklugumla daha mutlusun, o halde yokluk benim bu ask için büründügüm son kimlik olsun…

                          CEZMI ERSÖZ

  3. hepinizin yorumu için tesekkürler ben sandiginizdan küçük biriyimdaha 15 yasindayim ve basimdan geçenler beni olgunlastirdi hepiniz haklisiniz hiç kimse vazgeçilmez degil sercem yazdigin yazi çok güzel ve etkileyeci herkez birilerini kaybetme korkusunuda yasar hayat tuhaf AMA ANLADIM KI ONUN HAYATIMDAN ÇIKMASI EN IYISIYDI BELKIDE ÇIKMASAYDI DAHADA CANIM YANABILIRDI SIMDI ONUNLA BAZI YERLERDE KARSILASSAKTA O ARTIK BENIM GEÇMISTEKI GÜLÜMSEMELERIMDEN BIRI INS. HERKEZ MUTLU BI ASK YASAR ACIMASIZ ASKTAN YARALARINIZ AZ OLARAK ÇIKMANIZ DILEGIYLE HEPINIZE TESEKKÜRLER ….

mavideniz için bir cevap yazın İptal

Please enter your comment!
Please enter your name here