Napaolis – Bölüm 5

0
146

“Sag ayak öne. Hayir, hayir. O ayagin sol Milian, ben sag ayak diyorum. Evet, evet o.”
Küçük esmer çocuk, sag ayagini öne dogru götürdü ve kilicini kaldirarak tüm gücüyle savurdu. Kilici, arkadasinin koluna gitmis ve sessiz bir inisle sonlanabilmisti yalnizca.
    “Harika!”
Anthrilién, çocugun basarmasina tüm içtenligiyle sevinmisti. Bu sevinci, çocuga bir moral patlamasi seklinde yansidi ve kamburunu yok edip, yigit savasçilar gibi dimdik durmaya çalisti. Fakat bu rahatsiz edici durumdan vazgeçti ve gülümseyerek bedenini eski haline getirdi.
    “Son arkadasiniz da basariyla tamamladigina göre, sonraki konuya geçelim. Lütfen herkes birer kalkan alsin!”

Çocuklar, baska bir konuyu daha basariyla tamamlamanin sevinciyle hizlica kalkanlara dogru yarisarak ilerlediler. Küçücük bedenleriyle günlerinin her dakikasini oyuna çevirebiliyorlardi. Ilk varan hemen aralarindan en güzel ve en az yipranmis olanini seçti ve zafer edasiyla kalkanini havaya kaldirarak siritti. Dünyanin hâkimi oydu.

Ufak tartismalarin, kötü kalkanlari almis olmanin yarattigi asik suratlarin hüküm sürdügü grup tekrar siraya geçti ve ögretmenlerinden gelecek yeni talimatlari beklediler. Ögretmenleri tam karsilarina geçti ve konusmaya basladi:
 
   “Bir kalkanin ne oldugunu ve ne ise yaradigini bilmeyen yoktur herhalde.”
Siranin en kenarindaki çocugun, bu kalkan denen yassi tahta parçasinin ne ise yaradigina dair hiçbir fikri yoktu. Basini soluna çevirip diger arkadaslarina bakti, anlasilan ondan baska herkes kalkanlarin ne ise yaradigini biliyordu. Utancindan parmagini kaldiramadi ve sanki herkesten çok biliyormus gibi bir ifade takinarak dinlemeye devam etti. Arasira etrafina sikintili sikintili bakiyor, diger çocuklara “dinlememe gerek bile yok” seklinde bir ifade vermeye çalisiyordu.
  
 
    “Kalkaniniz, sol elinizde durur. Kilicinizla bir bütündür. Rakibinizden gelen darbelere karsi korunmak, savastan sag çikmanin en önemli adimidir.”

Artik siranin kenarindaki çocuk bir kalkanin ne ise yaradigini biliyordu.
 
   “Kalkaniniz ve kiliciniz, savasin içinde ayaklarinizla da bir bütün halinde olmalidir. Sag elinizdeki kilici savururken, sag ayaginizla öne dogru ufak bir hamle yaparsiniz.”
dedi Anthrilién ve dediklerini aynen uyguladi. Öncelikle sag ayagini biraz öne götürdü, ardindan geride kalan bedeniyle birlikte, elindeki kilici ileri hücum ettirerek savurdu.
   “Kalkaniniz için de ayni sey geçerlidir. Sol ayak, bir adim öne.” dedi ve söylediklerini tekrar uyguladi.
 
    “Ve son olarak, en önemlisi; bunlari yaparken, ayaklarinizi korumayi ihmal etmeyin.” diye ekledi ve çocuklarin aynilarini yapmalari için isaret etti. Tüm çocuklar çalismalarina baslayip, hep bir agizdan “Önce sag, sonra sol!” seklinde hizli ve ritmik bir tekerleme söylerek denilenleri aynen yapiyorlardi. Bir çocuk hariç…
Sirada soldan ikinci, sarisin çocuk, denilenleri yapmaya bile çalismiyordu. Yalnizca kilicini ve kalkanini elinde tutuyor, buradaki her dakikasindan nefret edercesine etrafini süzüyordu. Anthrilién yavasça yanina gitti ve dizleri üzerine çökerek önünde durdu.
 
    “Neden denemiyorsun?” dedi, teselli edici, yumusak bir sesle.
    “Çünkü istemiyorum.”
    “Peki, ne istiyorsun?”
    “Büyü.”

Çocugun agzindan fisiltiyla çikan sözler, Anthriliéne sanki bir haykirma gibi gelmisti. Küçücük bir çocugun büyüyü arzulamasi, özellikle de Napaoliste. Olanaksiz gibiydi. Iri iri açilmis gözleriyle çocuga bakabildi sadece. Ne diyecegini bilemiyordu.
    “Ne oldu, beni cezalandiracak misin?”
Anthrilién kendine gelmeye çalisti ve basardi. Gözlerini tekrar kisti, önce bakislarini yere çevirdi, sonra tekrar çocuga döndü ve;
    “Peki, Neden?” dedi.
    “Dünyada yapilmasi gereken çok sey var çünkü. Bu isleri de saçma kiliç oyunlariyla yapamam. Büyü ögrenmem gerekli. Bunun için de tek ihtiyacim olan bir büyü hocasi.” dedi.
    “O zaman, yarin ders sonrasi burada bekle, seni bir arkadasimla tanistirayim.”
   “C-cidden mi? Bu harika!” diye bagirdi çocuk. Biraz kontrolsüzce bagirmisti. Diger çocuklar çalismalarini duraklatti ve baslarini çevirerek Anthrilién ve çocugu süzdüler. Birkaç saniye sonra hepsi tekrar çalismalarina dönmüslerdi.
    “Söyle bakalim, adin nedir?”
    “Elanon, efendim.”
    “Peki Elanon, büyüyü nereden duydun?”
    “Sehre giren tüccarlardan birisi çantasindan bi kitap düsürmüstü. Orada okudum. Birkaç sene önce. O günden beri büyü ögrenmek istiyorum. Size bir sey sorabilir miyim efendim?”

    “Tabi, nedir?”
    “Bana bu iyiligi neden yapiyorsunuz?”
    “Belki de pesinden gitmemiz gereken tek fikir, çocukluk hayallerimizdir.”  dedi ve gülümseyerek dogruldu. Arkasini dönerek birkaç adim ilerledi ve çocuklarin dersine geri döndü. Elanon ise, ögretmeninin dediklerini düsünmekle mesguldü.

Sanora
Sevgiyle Kalin

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here