Nerede O Eski Bayramlar…

3
62
Merhaba herkese,
 
   Uzun bir aradan sonra gelen bu “Merhaba” da yaklasik 3 hafta sonra kutlayacagimiz Kurban Bayraminin etkisi büyük. Bundan yaklasik bir yil evvel basladigim isin yogunlugundan ve enerjisizlikten olsa gerek epeydir yazmak, bir iskenceye zorlama bir faaliyete dönüsmüstü benim için. Hani “Içindeki çocugu öldürme sakin” denir ya ne kadar dogruymus meger. Daha geçen yil issiz güçsüz dolasirken bir çocuk gibi hissederken kendimi, simdi bir anda geçim sikintisi, para pul ve kariyer derdi içinde birisine dönüsüvermistim. Zamanin nasil da hizli geçtigini bana odadaki sube müdürümüzün 9 yasindaki kizinin bir ödevi hatirlatti bana. Ögretmeni, oda arkadasimin kizina özünde “Nerede o eski bayramlar” konulu bir kompozisyon yazmasi üzere bir ödev vermis. Çocukcagiz, nerden bilsin eski bayramlari, dairede ona buna soruyordu. Ben de yardimci olabilmek adina onun yasindayken bayramlari nasil geçirdigimizi anlatan bir seyler karalayiverdim. 
 
   

Eskiden bayram bizler için her seyden önce kapi kapi gezip harçlik toplamakti. Toplanan harçliklarla bir de mesin top alabilecek hasilat elimize geçerse degmeyin keyfimize! Fakat o zamanlar, Dünyanin simdiki kadar global olmamasindan midir neden bilinmez mahalleden en az 7-8 çocuk bir araya gelmemize ragmen, harçliklarimizla birakin mesin topu plastik top bile almaya ancak yetecek kadar para toplayabilirdik. Bazi komsularimizi içten içe cimrilikle suçlardik eger bizi sadece bir kaç sekerle göndermislerse ama diyorum ya bunlar ise girip de geçim sikintisinin nasil bir sey oldugunu görmeden önceydi. O zamanlar tasrada sinema bile olmadigindan, bizler de büyük oranda kendi eglencemizi kendimiz üretmeye çalisirdik. Bazen bir kaç bayram harçliklarimizi biriktirir bir oyun konsolu almaya çalisirdik. Hatta bir keresinde kardesimle harçliklarimizin üzerini tamamlamak üzere bir derici dükkânindan çalismis ve 3 gün sonunda harçliklarimizla beraber bir oyun konsolu alabilmis ve o dönemin efsane oyunu Mario ile tanismistik. Eger ne mesin top almaya yetecek para ne de birikmis baska bir parasal kaynak bulamamissak, o zaman elde ettigimiz paralari atari salonlarinda harcardik. Gözlerimiz kan çanagina dönünceye kadar Street Fighter oyununun basindan kalkmazdik. O zamanlarin efsanevi oyunuydu Street Fighter 2.Ken, Ryu,Guile ve daha bir çok karakter arasindan seçimimizi yapar ve dövüsü baslatirdik. Karakterlerin özel hareketlerini ögrenebilmek adina bazen bir sürü jeton harcar sonra ögrendiklerimizle hava atardik tüm arkadaslarimiza. Oyundaki karakterler, bu özel hareketlerini yaptiklarinda bir seyler söylerlerdi. Biraz o zamanin teknolojisinin sesleri yüksek kalitede çikaramamasindan biraz da o dönemde yabanci dil bilenlerin sayisinin az olmasindan ötürü o zamanlar ne dediklerini tam anlayamaz, uyduruverirdik bir seyler kafamizdan. Örnegin, Guile isimli karakterin firlattigi dönen cisme “jilet” der ve çikarirken aslinda “sonic boom” demesine ragmen bizler “Aleks puuu” diyor sanirdik. Ayni sekilde Ryu ve Kenin ünlü “Haduken” diyisi bizlerce “Aduket” olarak algilanmisti. Chun li karakteri ise o zamanin oyundaki tek disi karakteri olmasindan dötürü, kiz arkadaslarimizin övünç kaynagi olarak görülürdü. Street fighter o kadar sehir efsanesi haline gelmistiki hakkinda tonlarca hurafe bile mevcuttu. Örnegin, oyunun karakter seçimi listesinde belli tuslara bastiginizda normalde kiyafeti kirmizi olan Ken, mavi kiyafetle görünürdü. Bazilari aslinda programin algoritmasinda degisen hiç birsey olmamasina ragmen mavi Kenin, orjinal Kenden daha iyi savastigini iddia ederdi “Oglum mavi Ken daha iyi dövüsüyormus…” diyerek. Bir de biyikli güresçi Haggarin kaçirilan kizini kurtardigimiz “Final Fight” isimli oyun da jetonlarimizin en diger bir hedefiydi. Esmerligi ve kapkara kas göz ve biyiklariyla biraz babalarimizi andirdigindan midir nedir bilinmez bir anda bir çok çocugun odasindaki poster olarak da hayatimiza girmisti Haggar Amca… Son olarak da Mustafa karakteri ile gönüllerimize taht kurmus “Cadillacs and Dinosaurs” adli oyun da bayram sonrasi sira arkadaslarimizla muhabbetlerimizin önemli konularindan biri olurdu hep.
 
   Eger mesin top alabilmissek ama bu sefer asil eglencemiz mahalleler arasi maçlar olurdu. Bu bazen futbol bazen de basketbol maçlari olurdu. O zamanlar ülkemizde basketbol, futbolun epeyce gerisinde kaldigindan ötürü mahallemizde maç yapilmaya müsait pek fazla pota yoktu, o yüzden çogu zaman futbol topu ile ve demirden kendi yaptigimiz çemberler ile hazirladigimiz sahalarda gerçeklestirirdik maçlarimizi. 
 
   O zamanlar bayram tatillerinde ülkemizin güney sahillerine gidenler çok ama çok azinliktaydi. Bu yüzden bayrami kimse tek basina geçirmezdi. Hele de çok büyük bir sehirde yasamiyorsaniz, ayni insanlarla defalarca bile bayramlasabilirdiniz ve benim en çok sasirdigim o zamanlar gerçekten de bayramda küsler barisirdi. Yumruk yumruga kavgaya kalkmis olanlar bile birbirlerini öper barisirlardi. Simdiki çocuklari bu mana da gerçekten sanssiz buluyorum zira onlarin büyükleri artik bayrami sadece tatil olarak görüyorlar. Oysa eskiden gerçekten bir manasi varmis bayramlarin. Eskiden en azindan ülke içinde kalirdi insanlar ve bu sayede epeydir görmedikleri yakinlarini görme sansi yakalarlardi ama simdi artik o da yetmiyor, tatili gören solugu Avrupada aliveriyor bir anda üstelik “Ben Avrupaya gidiyorum…” diye sanki bir marifete sahiplermis gibi lanse ederek. Örnegin eskiden topluca mezarlik ziyareti yapilmasindan olsa gerek, eskiden ölümü hatirlayip daha dingin ve sakin olurlardi. Siklikla unuttugumuz için bir gün ölecegimizi, bayramlarin bir fonksiyonunun da bize ölümü hatirlatmak oldugunu düsünüyorum bazen.  
 
   Her seyin samimiyeti giderek azaliyor maalesef bence. Her seyi tüketiyoruz hizla. Eskiden zevk aldigimiz seyleri beraber yaptigimiz insanlar da degismis hepsinin hayat kaygilari onlari baska yönlere çekmis. Simdilerde birak mesin, topu atari salonlarini, cep telefonu olmadan yasadigi günleri bile hatirlayamayanlar çogunlukta. Aslinda ben de kendimi o kadar hafizasi gelismis birisi olarak görmüyorum ama o zamanlarin samimiyetine olan özlemim, o günleri unutmami önlüyor gibi geliyor. O zamanlar, maçlarda spikerler futbolculara isimleri ve soyadlariyla resmi bir sekilde degil yaslarina olan hürmete göre örnegin “Büyük Metin” falan diye hitap ederdi, o zamanlar bizler bayramda yurtdisina çikacagiz diye degil birbirimizi görecegiz diye heyecanlanirdik. 
 
   Annemlerin “artik evlen” baskilarindan midir yoksa is hayatinin baslamasiyla birlikte gelen geçim sikintisindan midir neden bilinmez ama bu aralar sikça geçmisi özledigimin göstergesi bu yaziyi sizlerle paylasmak istedim. Öyle ya da böyle sunu biliyorum ki, artik yaslandim. Hele de “Nerede o eski bayramlar…” gibi yazilar yazmaya baslamissam epey bir yaslanmisim demektir diye düsünüyorum:)
Ama olsun, içindeki çocugu muhafaza ederek yaslanmak güzel bence… Keske mümkün olsa da yakinlarim bu bayramda aska gelip yurt ve sehir içinde kaliverse de görüssek ama pek sanmiyorum. Yaslilarimiz, Karagöz ve Hacivat’tan bahsederdi, ben ise Street Fighterdan ve mesin toptan bahsediyorum eski bayramlar diyince bakalim bizden sonrakiler, kendilerinden sonrakilere neler anlatacak?
Onu bunu bilmem de herhalde benim jenerasyonum da “Nerede o eski bayramlar…” denilince söyle diyerek baslayacaklar anlatacaklarina:
 
   “Mavi Ken daha iyi dövüsüyormus yav!” 
 

3 YORUMLAR

  1. Ne Ken ne de Ryu, farkli olmak adina Dhalsim'i falan seçerdim, ya da elektirk akimi veren yari canavar Blanka'yi.

    Ken ve Ryu'nun Aduuket'i ni sürekli çekip oyunu almaya çalisiyorlardi, sinir oluyordum.
    Adam gibi her hareketi kullanmaya çalisarak neden oynamazlar diye kizardim içimden.

    Genelde seyrederdim, izlemesi de ayri bir tattir hani…

    =)

  2. Yaziyi öyle bir keyifle okudum ki; damla sakizli türk kahvemi hüpürdetirken, agzim karpuz dilimi formuna geliverdi… Refleks:))

    Bu yaziyi okuyan hepimiz mutlaka geçmise gidecegiz, bu asikar. Madem gidecegiz en keyifli zaman araligini seçip paylasayim dedim ben de…

    Sabah erkenden uyanir, aksamdan bas ucuma koyup uyuyana kadar izledigim kiyafetlerimi giyerdim. Kahvalti sofrasi salona hazirlanir ve namazdan dönecek aile büyükleri beklenirdi. Anneannem genelde bizimle oldugundan dayimlar, teyzemler ve kuzenler bizde toplanilirdi. Bayramlasmanin en büyük anlami benim için oyali mendillerdi!!! Kiyisi oyalanmis mendillerin içine yas araligina göre düzenlenmis, bayramda cep ekonomisini üst düzeyde tutacak harçliklar hazirlanirdi. Ben ciddi ciddi oyali mendil içinden harçlik çikan dönemi yasadim arkadaslar. Geleneksel bir yapisi vardi anneannemim:) Ah anneannem isiklar içinde yat…

    Mendili kapan solugu, evin çok uzaginda olmayan, bayram için kurulmus panayirda alirdi. Çesit çesit yiyecekler, envai oyuncaklar, çarpisan arabalar, dönme dolaplar, palyaçolar girla…

    Aksamin nasil oldugunu anlamazdik. Çogu kez anneannemin kizgin bir ifadeyle panayira kadar gelip bizi tatli sert azarlamasiyla son bulurdu bayram maceramiz. Ve ertesi gün yeniden…:)

    Bayram tebrikleri olmazsa olmaziydi bayramlarin. Ablam bu ise çok özen gösteriyordu o sira. Bir hafta on gün öncesinden Taksim, Beyazit, Bakirköy, Eminönü gibi mevkii yerlerde tel askilara takili Bayram Tebrikleri satisa çikardi. Hey gidi günler:)

    Teknoloji bir çok aliskanligi degistirdi, simdi bu tip kutlamalar e-posta mesajlarina çevrildi. Hiz dünyasi… Bayramlarin tatile evrilmis olmasina da sasirmiyorum. Ben de bunu dört gözle bekliyorum zira.

    Bayramlarin harçlik kismindan sonra en can alici noktasi ise yemekleriydi benim için. Hele Kurban Bayrami!!! Bumbar dolmalari, hünkar begendiler, kuzu gömlekli iç pilavlar, tel tel açilmis cevizli kaymakli baklavalar… mmm:)

    Akraba ziyaretleri ayri bir keyif tabi… Bayramlar toplumsal güzelliklerden bir deger. Yaslandikça bunu daha iyi anliyorum. Benim içinse artik pek önem arz etmemeye basladi. Zira eskilerden pek kimse kalmadi, ben de yeniye ayak uydurdum sanirim…:)

    Bu vesileyle hepinizin gelecek bayrami kutlu olaa. Saglik, sihhat, esenlikle… Eeee seneye kim kala, kim ölee…

  3. 19 eylül 2009 da bayram sabahi adli yayinlanan bir yazim vardi bende sizlerle onu paylasmak istedim.Herkes ayni demdeymis dedirtti bana yaziniz.Elinize saglik

    Yüregimin kipir kipir attigi heyecanla uyanip kosturdugum günlerim geliyor aklima basucumda giyinmek için bekleyen yepyeni cicili elbisem evde bir telase sabah namazindan gelinecek ev halkina kurulacak sofra bir odadan digerine hizla geçisler…

    Saçimi en nakislisindan örgülü yapardi annem kina kokulu elleriyle upuzun sapsari saçlarim isil sil parlardi, gülen gözlerle kapida beklerdim babami bir kosu öperdim sarilirdim sonra sirasiyla annemi agabeylerimi ve ablalarimi evin en küçügü en haylaziydim vede en kiymetlileri keske hep o bayramlari yasasaydim küçük kalsaydim evimizin o kalabalik dopdolu halini sirasiyla gidilen akraba ziyaretlerini…

    Bir arada oldugumuz günleri simdi istesekte ha deyince gidilemiyecek uzakliktayiz, beraber attigimiz kahkalar ayni tatta kaldimi bilinmez yas ilerledi diye mi?zaman bizi degistirdi mi? Vardir elbet simdi bu halde olmanin sebepleri de o da ayri konu elbet bir zaman tartisilir.
    Velhasil eskisi gibi kalmayan hiçbir sey oldugu gibi bayramlarda özelligini yavas yavas yitirmeye basliyor acaba küçükler için de bu böyle mi? Beklide biz büyüdük lezzetini kaçiran bizleriz bir çocuga sorsak ayni hissi oda aliyordur, derin bir ah çekiyorum ve diliyorum en mükemmelinden en neselisinden dolu dolu bir bayram geçirirsiniz.

    Hayirli Bayramlar

    delidivane 19 Eylül 2009

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here