Osmanlida Hayvan Sevgisi

6
111

Osmanli tarihinde birçok seyyahin ortak bir agizdan konusur gibi yazdigi bir konuya dikkat çekmek isterim. Nedir bu biliyor musunuz?

Çevre ve tabiati koruma hassasiyeti…

Eski zamanlarda birakin bahçelerdeki agaçlarin kesilmesini, kamuya ait yerlerdeki agaçlara bile kimseye dokundurtmazlarmis. Söyle bir düsünün lütfen; koca Çinar agaçlari ya bir köy meydaninin ya da bir mahallenin merkezidir. Hatta öyle ki kimi zaman da bir evin ya da dükkanin duvari, sütunu haline gelir.

Ya o sahipsiz arazilerdeki fidanlarin bile çaputlarla sarilmasi? Soguktan donmasin, etkilenmesin diye… Bir binanin duvarindaki kus evine kimse dokunmaz, sasirmazmis. Çünkü eski zamanlarda kediler, köpekler, sokak hayvanlari sevilir, korunur, beslenirmis. Çünkü mahlûkati beslemek, korumak, gözetmek bir bereket, bir hayir kapisi esiginden geçmek anlamina geldigi bilinirmis.

Batida hayvan haklari dernekleri kurulmazdan yüzyillarca önce Istanbul sokaklarindaki kedi ve köpekleri sakatatçidan ya da cigerciden aldigi parçalarla doyurmaya çalisanlara rastlanirmis bolca.

Peki ya bugün? Köpeklerden ürküyoruz artik. Kedicikler pejmürde haldeler, uyuz olmus geziniyorlar. Güvercinlere bugday parayla satiliyor. Kuslar sehirlerden kaçtilar, giremez oldular. Leylekleri ise eger sansli isek, sürüler halinde göç ederken görebiliyoruz ancak.

Canim baliklara ise ekmek kirintisindan çok olta atiyoruz…

6 YORUMLAR

  1. Geçen gün gördüm. Bir evcil hayvan dükkaninda "cins" köpekler 500€-1100€ arasinda fiyatlara satiliyorlardi.

    Oysa bir çok hemcinsi ama özel "cins" olmayan yüzlercesi sokaklarda geziyor ve sicak bir yuva ariyor. Kaldi ki barinaklarda sokaga birakilmis olan "cins" hayvanlar da var eger isterseniz.

    Para, para, para… Hep onun yüzünden bunlar…

  2. "Çünkü mahlûkati beslemek, korumak, gözetmek bir bereket, bir hayir kapisi esiginden geçmek anlamina geldigi bilinirmis."

    Kesinlikle dogru bir cümle. Çöpe atilan yiginlarca artik yiyecekle bile çözülebilir açlik problemleri hayvanlarin. Duyarlilik nerede? Aslinda bir kampanya baslatilabilir.

    "Israf etme ne olur, atacagin yemeklerle hayvanlari doyur"

    Bu arada hosgeldiniz Osmanli@

  3. "Israf etme ne olur, atacagin yemeklerle hayvanlari doyur" valla bu söze çok uygun bir hikaye biliyorum yazmak istedim …

    Yahya baba , II. Bâyezîd Hân zamaninda , Edirne Bâyezid Külliyesinin asçilarindan biridir..

    Arkadaslari hosaf, kebap sebze, bakliyat pisirir. Ama onun ihtisasi pilavdir. Mübârek ise giristimi, ibadet ettigini sanirsiniz. Pirinçleri salavat getire getire ayiklar, yagini tekbirlerle eritir. Tuzunu Besmele ile , suyunu Fatihalarla salar.

    Zaman zaman gözünü yumar, enbiyayi, evliyayi araci yapar, ALLAHtan bereket arzular. Onun pilavi herkese yeter, hatta artar. Ancak o tek pirinç tanesine bile kiyamaz; artani Tuna nehrine atar. Baliklar onun gelecegi saati bilir, köprü basinda toplanirlar. Kilerci, bakar pilav artiyor; pirinci asçiya az vermeye baslar. Ama Yahya Baba bir kere bile "Bu prinç yetermi?" demez.

    Kilerci saskindir. Her gün pirinç miktarini biraz daha kisar ama pilav azalmaz, aksine çogalir. Yine herkes doyar, Tunanin baliklari bile nasibini alirlar. Kilerci, bunu izah edecek tek kelime bilir: "Bu bir keramet!" Çok dener ve emin olunca Pâdisaha çikar. "Bu Yahya Baba bos degil sultanim der, halbuki biz ona amele muamelesi yapiyoruz." Bâyeziîd-i Velî gönül ehlidir ve asçi ile tanismak ister. Kilerci ile bir plan yaparlar. O gün Yahya Babaya çok az, hatta gülünç denilecek kadar az pirinç verilir. O her zamanki gibi okur, âlemlerin Rabbinden Halil Ibrahim bereketi diler. Pilavi çok lezzetli olur, üstelik kazanlara sigmaz.

    Yahya Baba artanlari yine yüklenir, Tunanin yolunu tutar. Tam kepçeyi daldirip baliklara atarken Padisah ortaya çikar. "Ne oluyor bre der. Yoksa devlet malini israfmi edersin?" Yahya Baba tutulur kalir. Ancak baliklar kafalarini sudan çikarip; "Ayip olmuyormu sultanim derler. Koca devletin artigini bize çok mu görüyorsun?" Yahya Baba öylesine mahçup olur ki, anlatilamaz. Utancindan secdeye kapanir, ALLAHa siginir. Bâyezîd-i Velî onun kalkmasini bekler, ama geçmis ola….

    Mübarek çoktan rûhunu teslim edip kavusmustur rahmet-i Rahmana

  4. delidivane ders alinmasi gereken güzel bir anekdot tu osmanlinin yazisinida hikayeyide zevkle okudum .
    bilirsiniz dogadaki hayvan asla yiyeceginden fazlasini insanoglu gibi stoklamaz çünki içgüdüsel olarak bilir evrende her canliya yetecek kadar yiyecek var ALLAH hiçbir yarattigini aç birakmaz.
    maalesef bu bilgiden bir tek insanoglu habersizdir bilenlerde ,bilmezlikten gelir.ve açgözlülükle sürekli baskalarinin nasibine el uzatir. iste böyleleri hesabini nasil verecek düsünmeliler biraz.

  5. duyarli paylasiminiz için tesekkürler… siz gibilerin biz gibi hayvan severlerin çogalmasi ve iki ayakli hayvanlarin türlerinin azalmasi dilegimle…Saygilar

  6. tesekkür ederim. Bir önceki yazimda da belirttim. Osmanlida uygulanmis, yasanmis o kadar güzel uygulamalar var ki hayata dair. Sadece geriye dönük bir bakmak, arastirmak biraz okumak yeterli.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here