Posta Kutusu…?

15
120

Çocuklugumun sinirlari asan eli hep mektup oldu. Elektrik olmayan bir köyde gaz lambasinin isigina mahkûm aksamlarda odadaki tek sesin radyonun cizirtili sesi oldugu zamanlardi… Disaridan gelen köpek ulumalari, baykuslarin bagirmasi, bahçeden gelen çitirtilarin korkuttugu o ufak tefek kiz, mektupla belki de kendini baska diyarlara çoktan isinlamisti. Ankaraya yapilan seyahatlerde elektrigin aydinlattigi odalarda dolasmak, gece yarisi Muhammed Alinin maçini izlemek için- yok aslinda televizyonu daha fazla içine çekebilmek için uyanip oturulan saatler-. Uzay yolu, pilli bebek… Ve tatil bitince yeniden elektrigin olmadigi o köye geri dönüs…
 
Köydeki çocuklara tatilde ezberledigi filmleri oynamak için muz sandigindan yapilan televizyon. Lokum sandigindan yapilan minyatür bir TV… Önce uzun bir resim rulosu hazirlamali. Sonra sandigin iki yanina yukaridan asagi bir makara yerlestirip resimlerle bezeli kâgittan ruloyu takmali ve ruloyu bir taraftan diger tarafa sararken öykü anlatilmali. Belki böylece o sessiz köydeki çocuklarin da hayalinde uzay yolu canlanir kim bilir?
Olmadi mi? O zaman anneanneye bir mektup yazmali ve cevabini beklemeli.
”Nasilsiniz? Orada havalar nasil?” ve bir yigin soru ve sevgi cümleleriyle dolu kâgidin yolculugu…
 
Çekici olan beklemek… Bekledikçe gidilemeyen  yerlere gidebilen o kâgit parçasinin pesine takilan hayaller ve belki de bir ay sonra postacinin köydeki bakkala biraktigi ve muhtemelen bakkalin oglunun çaydanliktan çikan buhara tutarak açtigi mektubu okuduktan sonra sahibine teslim etmesi…

Yani basinda apaydinlik bir sehir varken karanlikta, her odaya yakilan lambalarin isiginda radyonun basinda uyumadan önce baba tarafindan okunan Hababam sinifi kitabina gülmekten katilan bir anneyi hayretle seyrederek geçip giden çocukluk…

Denize kiyisi olan bu köyde o koca bahçeyi adimlarken evin eski sahiplerinin bahçenin bir kösesindeki mezarinin yanindan geçerken için için korkmasina ragmen korktugunu belli etmeden usulca yürüyüp denize ulasmak. Deniz dönüsü kuyudan çekilen suyla yapilan banyo…

Yok, çok eski degil aslinda. Sadece ihtimam gösterilmemis insan hayatlarindan minicik bir kesit benimkisi… 

15 YORUMLAR

  1. Sanirim bes alti yaslarindaydim. Ne zaman aklima düsse o köy samanyolunu seyrederek eve dönüslerimiz aklima düser. Baska yazilarda da anlatmisimdir muhtemelen bunlari… Agaçlardan koparilan meyveler, çamurdan yapilan heykeller, bir uçurtmanin kuyruguna takilan hayaller.. Insan hep anlatmak ister. Belki masal dinlenen ve anlatilan zamanlardan kaldigim içindir.. Sevgiler delisey.. Burada olman çok güzel..

  2. Yine yogun bir dönemden geçiyoruz, gecikmeler için özürlerimin yeri, etkisi ne bilemiyorum.

    Bu arada harika bir yazi, harika bir betimleme…

  3. Günaydin Renklidergi,

    Günaydin Nilanya,

    burada sizleri görmek de çok güzel… bu yazi beni de alip yillar öncesine götürdü… içim burkuldu, hep unutmak istedigim çocuklugum geldi misafir oldu bir süre…

    Istanbul'un patirtisini kamufle eden, sessiz sakin, içinde bir sürü agaç ve hayvanlari barindiran kocaman bahçeli bir evde geçti çocuklugum… karsimizda genis bir arazi vardi uçurtma uçurdugum… yakartop da oynadim, saklambaç da daha neler neler… üzülüyorum simdiki çocuklara =( belki de bunun hüznü çöktü omuzlarima…

    ve bende masal anlatilan ve dinlenen zamandan kalmayim bu yüzden belkide bu derece………. Neyse =)

  4. Ben bikmadan masal anlatmayi deniyorum. Bazen çocuklara masal baslangicindaki tekerlemeleri okuyorum;ama zaman hiz çagi. Çocuklarinda hep acelesi var. Bu telasli halden dingin hale geçmek gerek. Isi zamaninda yapmakla telaslanip eli-ayagi birbirine karismak farkli seyler aslinda.. Masallar, efsaneler bu cografyanin zenginligi..Sevgiyle.

  5. Sevgili serkan,

    Bana yaz dediginde aslinda pek de anlamamistim bu isteginin nedenini. Seni kirmamak için dokunmustum tuslara.Sonra anladim ki her dokunus bir sagalma.. Kirilgan hayatlar belki de kelimeler sehrine yolculuk yaparak iyilesiyor, kim bilir…

    Çok düzenli yazamiyorum. Kiziyorum kendime tembellik yapiyorum diye; ama her seferinde o düzensizligin bir düzeni olduguna kendimi inandiriyorum. Isterim ki düzenli yazilar çiksin kalemimden . Olmuyor, kusura bakma. Elimden geldigince dilim döndükçe yaziyorum. Ben aslinda gecikmeler için özür dilerim. Sen bana okyanusa açilma sansi verdin, çok sagol…

  6. Sevgili Nilanya,

    hiç olur mu? elbette CAN çektigi zaman yazmali. Volkan vakti geldiginde patlar, yazmak da öyle.
    Siz bakmayin bana, yumurcak misali istemek benimkisi =)
    Yumurcagin her istedigi alinir mi? =)

    O okyanusa açilan da sizsiniz. Demek ki okyanusa açilma vaktiniz gelmis.
    Rica ederim…
    Bilmukabele…

  7. Ilk kez bana yazmami öneren sendin. Dalis yaz dedin ben takildim pesine dalgalarin. Okyanusu görmek için kiyidan uzaklasmak gerekirmis. Tesekkürüm her daim sanadir. Sevgiler.. Hayat hep gülümseyen yüzüyle merhaba desin..

  8. Delisey merhaba.. Bazen yazi da soluklanmak istiyor demek ki. Elim pek kaleme degmedi. Karisik bir zamandi. Bir arkadasim esini kaybetti hem de saçma sapan bir sekilde. Öylece kalakaldi koca dünyanin orta yerinde. Ben de sasirdim biraz bu dünyaya. Aslinda ben kendime sasiriyorum bunca adimladim dünyayi hâlâ sasiriyorum dünyanin hallerine. Olsun, belki insani diri tutan da saskinligidir kim bilir.

    Herkese sevgiler selamlar..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here