Ruhumdaki Firtina – Hz. Mevlana – Ne Olursan Ol Yine Gel…

8
99

Içim dolu, içim yarali
Hiç bir avuntu kâr etmiyor ruhuma

Derman olmuyor hiç bir merhem
Nankörlük yarasina…
 

Kaybolan güven duygusu, zamani döndürdü durdu
Yürekte inleyen sizi, tende cam kiriklari

Akar k/an damlalariyla, örselenmis ruhuma…
 
Ey rebiul-evvelim
Ey -Gel! Diyenim
Kabul et beni…
“Hamdim-Pistim-Yandim” beyt-i fedasiyla
Düsüyorum kapina…

 
 
Rahatsizlik geçirdigim dönemler…
Hastayim ve gribim. Herkes gitmemem için yalvarirken adeta, içime kütle kütle korlar halinde düsen o ates;
Hz. Mevlâna…
 
Beni çagiriyor;
-Gel…
 
Hem hasta, hem grip, hem de dengemin eksik oldugu bir dönem ki, haliyle korkuyor çevremdekiler aldigim kararlardan. Ama ne mümkün?… Aklima koydum, içim nâra yandi bir defa… Arastirmaya basladim bir taraftan da…
Dediler ki; “Belediye gezi düzenliyormus, onlarla git”… 
Diyorum ya; Içim nârda, içim fena, cosuyorum…
Zikrederek gitmek istiyorum ben.
Hiç konusmadan.
Gitmek…
 
Bir sekilde ögreniyorum sonra. Aksam binip sabah orda oluyormusuz.
 
Ve… Ertesi gün;
16 Aralik 2003.
SEB-ARUZ törenlerinin son günü…
 
Yolda her molada abdest alip tespihimi çekiyorum.
Dualarimi okuyorum.
Ve sicak çorba içiyorum…
Çorbaya bir çimdik tuz niyetine bin harf!
Dua…
 
Çok…
Çok fena hastayim çünkü…
 
 
Sabah Konya’ya iniyorum ve minibüse binip merkeze gidiyorum. Kahvaltimi da ediyorum.
Ve iste o an… Heyecanla Mevlâna’nin kapisinin açilmasini bekliyorum.
Baska gelenler de var… “Sen de mi buradasin?”  diyenler de… Mecidiyeköy’den arkadaslarimdi onlar…
 
O kapidan içeri girdigimde Sevgili Dostlar,
Içeri girdigimde hissettiklerim anlatilir gibi degil…
Içim nârda.. içim yandi bir defa.. Ben divane;
 
-Ya Hazreti Mevlâna ben geldim!
Ben!
Çok fena ..
Fena hastayim ben…
 
 
Sanki beni gözlüyordu O..
“Kendine gel” diyordu.
Ne kadar öyle kaldim ki ben?… Ne kadar süre hiçkiriklara boguldum ki?… Hatirlamiyorum…
Arkadasimin beni çekistirmesiyle kendime geldim. Sonra avluya çikip Mevlâna ile ilgili tasvirlerin bulundugu yerleri gezdik. Sag olsun arkadaslar birakmadi, gezdik civardaki mekanlari ama…
Benim aklim…
Orada…
Mevlâna da…
 
 
Aksam oldu, “surada burada bulusuruz” diyerek herkes ayrildi. Bir kaç arkadasla beraber avludan girdik içeri yine. SEB-ARUZ törenlerinin son günü olmasi sebebiyle kalabalik gruplar var etrafta.
 
Bir genç hanim gördüm sonra. Karsisinda baska biri… Ellerini almis avuçlarinin içine…
Yüzünde florasan lamba gibi bir isik!
Gözleriyle semâ ediyor!
 
Allah’im sen büyüksün!.. Tutamiyorum kendimi nedir bu?..
Onlari seyre daldim…
Bir ummana dalar gibi daliyor, daliyor, daldikça yüzeye mi çikiyorum ne?!
Arkadasim; “yürü ben seni onlara götürecegim” dedi.
 
Bu sefer ikimiz, anlatamam o ani. Nasil bir cosku… Gözyasi sel gibi…
Ben onun ellerini öpüyorum, askina hayran-nuruna hayran… O benim ellerimi öpüyor ve öperken gözleri semâ ediyor!
 
Ne kadar öyle kaldik sahi biz?..
Bilmiyorum!..
Kulaklarim hiç bir sesi duymuyor!
 
Yine arkadasim ve ben yine onun çagirmasiyla kendime geldim.
Etrafimizin doldugunu fark ettim sonra… Allah’im nasil bir seydi, nasil bir nurdu, gerçek miydi?…
Etrafimiza dolusanlar ise turist gurubuymus… Hangi millettenmis onlar? 
Bilmiyorum! Hem ne önemi var ki?..
 
-Gel denmedi mi…
-Gel…
 
 
Tekrar içeri girdim.  Bu sefer vedalasmaya. Uzun bir kuyruk var.
Aradan baktim siyah cübbeli basi öne egilmis bagdas kurmus biri… Herkes egiliyor önünde elini öpüyor…
“Dinimizde el-etek öpmek var mi ki..” diye düsündüm ve girmedim siraya. Kenardan devam ediyorum;
Duama-Vedâma…
 
Fakat kalabalik azalinca baktim ki onlar Mevlâna’nin bastigi merdivenleri öpüyorlarmis!
Sivazlayip elleriyle dua ediyorlarmis onlar!
Bu benim o ruh haliyle gördügümü zannettigim bir sey miydi yoksa?! 
Bilmiyorum…
 
 
Dünyanin her yerinden insanlar, Ingilizce Kuranlar ve Mevlâna’yi anlatan kitaplar elerinde… O görüntüleri de kaydederek hafizama çikiyorum o kutsal mekandan.. Bir taraftan da bütün ruhumla; “Nasil bir Ask tir bu Allah’im?..” diye diye…
 
 
-Gel
-Gel
Ne Olursan Ol Yine Gel…
 
Ister Kâfir
Ister Mecusi
Ister Puta Tapan Ol Yine Gel…
 
Bizim dergâhimiz ümitsizlik dergâhi degildir
Yüz Kere Tövbeni Bozmus Olsan da
-Gel !…
 
 
Sevgili Dostlar,
Ben o gün; “acaba degerini biliyor muyuz yakinimizdaki hazinenin” diyerek, kendimden utandim.
Oysa Allah dostlari-Hak Eren’ler, bunlar bizlere ne güzel ögretilerdi.
 
Peki degerini biliyor muyuz gerçekten?..
Degerini bilelim dostlar. Bilelim.
Ve “-Gel…” denen davete, en az turistler kadar icâbet edelim…
 
Râbbim anlayan, idrak eden ve “gerçek mânâ”  ile yasayanlardan eylesin hepimizi…

Yazan: Emel SERIN
Düzenleme://yüRekTen..// 
Seslendirme: Rasit BASDAG

Makaleme düzenleme ve seslendirme ile hayat katan yüregi güzel canlara; sonsuz tesekkürlerimi sunarim…

Yüreginizden sevgi eksik olmasin… Emeginize saglik…

8 YORUMLAR

  1. Yüregine saglik can… Bir daha yolun düserse benden de Sems-i Tebrizi'ye selam ilet, O'na olan ve neden kaynaklandigini çözemedigim sevgimi ilet…

  2. bizzat yerinde ziyaret edip görmek nasip oldu bana, inanin abartmiyorum öyle büyülü bir atmosferi varki insani dünyadan soyutluyor. bence kesinlikle gitmelisiniz.

    o ilahi askin isigindan bir nefeslik olsun solumalisiniz…

  3. Hos geldiniz dostlar ASK sofrasina…..

    Sevgili delisey,sessiz çiglik,zetthdark, birsen,serkan,BeRIA….

    Sefalar getirdiniz…

    Bazi duygular anlatilamaz sadece yasanir derinden…

    Yolu sevgiden, asktan, hosgörüden, dogrudan geçenlerden eylesin rabbim hepimizi…

    Sevgi ve muhabbetle kalin dostlar…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here