Sevgili Dostum;

0
248

Beni böyle konusurken görenler deliymisim gibi bakiyorlar. Sanki sen aslinda yokmussun gibi… Delirmis olabilir miyim dostum? Adresi yok mu yoksa gönderdigim mektuplarin? Bazen senin aslinda olmadigin hissine kapiliyorum. Dogru mu bu, delirdim mi yoksa ben? Benim tuhaf oldugumu söylüyorlar. Sence de ben tuhaf miyim dostum?

Sivasta karanlik bir odada sana yaziyorum. Televizyon açik, çay demleniyor. Bir taraftan televizyonda Cemil ile Fatma askina tanik oluyorum diger taraftan çay isinmis mi diye göz ucuyla kontrol ediyorum (göz ucuyla yalniz).Cemil ile Fatma askini tam anlayamadim ama hikayeye biraz konsantre oldum. Cemil Fatma diye birisine asik. Fatma da Cemile karsi bos degil. Evet. Bütün olay bundan ibaretti, hepsi bu kadar yani, bütün ask hikayelerindeki  gibi. Saka saka. Hikaye söyle; Oglan zengin, kiz ise fakir çulsuz topraksiz birinin kizi. Fukara bir kiza verecek oglum yok benim diyor baba(anaerkil bir toplum demek ki, erkek kiza variyor, kiza kaçma diye bir sey var. Bu kismini ben de pek anlamadim. Normalde kiz oglana verilir. Yani su ana kadar bütün kizlara ben yavsadim, bana yavsayan bir kiz görmedim. Tabi birkaç kere teklif almadim da degil).Neyse bir de Selvi diye bir kiz var. Bu kiz da çok zengin, hatun tas. Bu kizimiz da oglumuza yanik, lakin oglumuz ille de Fadimem  aman da Fadimem diye tutturmakta. Fadime demisken fadimenin gügümleri diye bir türkü vardi sanki. Fadimenin dügünü de olabilir, emin olamadim simdi. Google’a bir sormak lazim. Fonda da hep ayni müzik var. Diridimdim dimdiri diri dim dimdiri diridim dimdiridiridim dirimdidiridim dirararimrim diridimmdi böyle bir sey iste, denisik. Bir de arada sirada cemilim cemilim diye bir türkü çigiriliyor fonda. Acikli bir hikaye görünümü vermeye çalismislar anlayacagin. Televizyon arizali biraz, ara sira kendiliginden zoomlaniyor ve kanal ismi gözükmüyor. Yani normal boyutundan daha da büyüdügünden ekran tasiyor diyebiliriz. Tabi ekran tasinca ben filmde olan olaylarin sadece ortasini görüyorum. Geri kalan dörtte birlik kismini beynim tamamliyor. Kanal sanirim kanal 7.  Tahmin etmek zor olmuyor. Iki tane fon müzigi ve çok az bir bütçeyle film yapmak kanal 7’nin isi olsa gerek. Neyse ben bir çaya bakayim hemen geliyorum.

Çay olmus, ben bir sigara yakayim sonra kesin geliyorum.

Dostum kusura bakma. Çay içtim, sigara yaktim, tam geliyordum ki kapi çalindi amcaoglum gelmis. Baya bir beklettim seni.

Nerede kalmistik?…

Ha film. Filmi siktir et. Çok yalnizim lan. Etrafimda duygularimi paylasabilecegim hiç kimse yok. Yani var tabi arkadaslarim, ama, insan hani istiyor, söyle duygusal moda girebilecegim arkadaslarim olsun. Tasak muhabbeti de sikiyor bir süre sonra. Yani seninle osurmali siçmali çayli siir gecemize bile raziyim, o derece.(bu kadar açik konustugum için affet ama durumumu özetleyecek baska kelimeler de bulamiyorum.) Söyle söyleyeyim o zaman,

 “Birisine sarilip aglamak istiyorum.”

Bu da çok romantik oldu ya. Yani sarilmak demeyelim de… Ya da neyse sarilmak diyelim. Sarilmak aglamak falan… Neden böyle duygusal moda aldi durduk yere bu dana diye düsünüyor olabilirsin.

Evet. Birisine sarilip uzun uzun, hatta hiçkira hiçkira aglamak istiyorum. Bu birisi babam olabilir, ama ondan utanirim. Annemi düsünüyorum, yok o da olmaz. O kisa boyuyla sarilmak biraz zor olabilir. Uzun süre aglamak da. Hem galiba annemin yaninda da aglamaya utanirim. Bir dostum olsaydi ona sarilir aglardim. Bir dostum var mi?  Fatih var iste. Yok Fatih degil. Durduk yere gülmeye baslariz onunla. Önümü görmemi saglayacak, ruhuma etki edecek birinden söz ediyorum… Bir dostum yok. Sarilip aglayabilecegim bir dostum yok.  Aslinda yasli birisi olabilir. Yani sakallari olan, tabi ak sakallari. Yani su bilgiç tavirli insanlar. Büyükler iste canim. Ya da fark etmez ya, herhangi tanimadigim birisi de olabilir. Hatta belki tanismasak daha da ilginç olabilir.

‘Himm romantikmis aslinda’ dedigini duyar gibiyim. Yok yok romantik bir seyden söz etmiyorum.

(Not:Buradan itibaren duygusalim.)

Birisine sarilip aglamak…uzun uzun…hiçkira hiçkira…

Bu ne demek tahmin edebiliyor musun?

Yani insan neden böyle bir seye ihtiyaç duyar ki?

Neden?

Peki neden bir insan hep saklanir? Neden hiç kimseye güvenmez?…

 Bir fikrin var mi?

Ben söyleyeyim.Çünkü ilk yasadigi sey, sevdigi insanlarin onu terk etmesi olmustur.

Yaptigi sey nedir?

‘Insanlara kendisini terk etme sansi vermeden onlari uzaklastirmak…’ 

Toparlamaliyim, bu muhabbet tuhaf bir yere gidiyor. Ha! Evet! Insanlara kendisini terk etme sansi vermeden onlari uzaklastirmak… Yaptigim sey bu. Bu bir savunma mekanizmasi. Evet, lise 3 psikoloji kitabi sayfa 63. Freud panpa da böyle söylerdi bence. Bu kesinlikle bir savunma mekanizmasi. 30 yasinda birisi 20 yil boyunca bu yüzden yalniz kalmistir. 80 yasinda birisi 70 yil boyunca bu yüzden yalniz kalmistir. Onu zorlarsan ayni seyler yeniden yasanir.

Hayal edelim. Bir psikologa gidiyorsun. Problemlerin var, tonlarca bas agrisi. Anlatiyorsun, babandan söz ediyorsun, annenden. Söz gelimi alkolik bir baban var. Eve geldiginde bambaska birisi oluyor ve her gün anneni dövüyor. Günlerce, haftalarca, aylarca, yillarca bu travmaya tanik olmussun. Çocuklugundan kalma sancilar seni ansizin ya otobüste ya yolda yürürken bir sekilde yakaliyor ve oldugun yerde donakaliyorsun.  Bütün bunlari o psikologa anlatiyorsun. Hatta sanirim bir ara sarilip agliyorsun da. Neye ugradigini sasiriyor bay Psikolog sen böyle yapinca. Gittikçe kronik bir aptalliga dönüsüyor fakat bu.  Seni dinliyor görünüyor bu psikolog ve önünde senin için hazirladigi dosyaya bazi notlar düsüyor. “Hasta iyilesiyor,  hasta bugün daha iyi, hastayi bugün biraz kötü gördüm, hasta bugün yün, bugün kil, bugün tüy… Hastaya bugün ‘bilmem hangi bok’ tedavisini uyguladik. Hastanin çocukluguna inildi. Hastanin ta anasini…….” falan yaziyor o dosyada.

Sana verecegi tavsiye de söyle oluyor: ‘Her sey senin kafanda bitiyor.’ Evet, aynen böyle diyor. Zaten bu psikologlar 4 sene bu cümleyi kurmak için dirsek çürütüyorlar. Ilginç dogrusu.

(Not: Buradan itibaren atarliyim)

Saçmalik! At gitsin böyle iliskiyi çöpe, o dosyayi da!… Öyle degil! Yanlis anladin. Sarilmak diyorum… Sarilmak.

Burada anlattigim aslinda senin hikayen olmali diyorum, bizim hikayemiz.  Çünkü bence hikayenin tamamlanmasi gereken puzzle parçasi burasi. Beraber buradan bir yerden hallesecegiz. Buradan bir yerden anlatacagiz ve bitecek.

Sey gibi bu, hani birinin bir yakini ölür ya. Bunun psikolojik semptomlari vardir. Hani ilk önce isyan edersin, kabul etmezsin, yok ölmedi dersin, öfke nöbetleri yasarsin. Ne zaman ki birisine sarilir, hiçkira hiçkira aglarsin, normallesme o zaman baslar. Hani rahatlarsin… hani bir Pazar sabahi uyandiginda sevdigin birinin zaten var ve öteki odada uyuyor oldugunu bilmek gibi birsey iste anliyor musun? Bitisik miydi ayri miydi bu ‘birsey’. Hiç bir önemi yok. Yani mesela bir Türkçe ögretmeni okusaydi bu mektubu ne düsünürdü? Yanlis yazdigim kelimelerin üstünü çizerdi. Ya da ettigim küfürlere ‘A aa ne ayip!’ falan derdi. Öyle degil lan! Iç dökmekten bahsediyorum, sarilmak falan iste yani, romantik bir sey degil.

 Psikologu demiyorum, o bir dinleme makinasi onu geç. Ben gerçek birisinden söz ediyorum…Sunu anlatmaya çalisiyorum. Çok romantik bir sey belki ama… Birbirlerimizin ‘ah!’ dedigi yerlerden, birbirlerimizin en aciyan yerlerinden birbirimize göstererek tanismamiz lazim. Benim buram acidi dedigim zaman, sen de oram dediginde, birbirimizi taniyan bir yerden bakmamiz lazim. Sarilmak lazim…

Sarilmak derken…

Öyle degil …

Hani illa sarilmamiz gerekmiyor. Yani iki insanin vücutlarinin birbirine degmesi gerekmiyor.

Birkaç sekli vardir sarilmanin. ‘Say lan!’ diyeceksin simdi.

Sayayim…
 

Mesela…

Orta ikiye giden lacivert bir ceketin en üst dügmesi, koptu kopacak gibi durur yerinde. Cekete tutundugu ipler gevsedikçe, nasil telaslanir! Nasil daha bir siki sarilir iligine!..

Bir kalemin ucu durmadan kirilir. O kirildikça terleyen bir el, durmadan açar onu. Kalemtirasin içinde umutsuzca döner kalem. Küçücük kalir sonra. Parmak uçlariyla tutulabilecek kadar kalir. Kisaldikça, tir tir titrer kalem… Sarilir iste orada kendisini tutan o ele.

Bir elma kurdu, oldukça tedirgin, bembeyaz evinin içinde. Bembeyaz evinin içinde bir o tarafa gider, bir bu tarafa. Evim bir gün biçakla ortadan ikiye ayrilacak, der ve simsiki sarilir bembeyaz evine.

Kis günesine aldanan bir agaç, karin altinda kalan tomurcuklarini kapatmaya, içine almaya çalisir hiçkirarak. Kendine sarilir iste o zaman.

Içtenlikle söylenmemis bir dize, içtenlikle söylenmedigi için bilsen nasil utanir? Siirdeki diger dizelerin arkasina saklanmaya çalisir okunmamak için. Sarilacak bir ‘içtenlik’ arar ama sarilamaz.

Bir irmagin, degisik isimlerle dolanirken vadileri, kaybolup gitmekten, denize ulasamamaktan ödü kopar. Sarilmak için denizine, kosar da kosar vadileri. Sonra aglar denizine…

Ve bir mektup… Yanlis bir adrese giderim diye korkar. Gidecegi adrese sarilir.

Bütün bunlari aglamadan seyredemez gökyüzü. Aglar ama yalnizdir gökyüzü, sarilamaz öyle kimseye. Gözyaslarini gönderir dünyaya. Gözyaslariyla sarilir topraga. Meyve verir sonra o toprak.

Bütün bunlari sana niye anlattim?..

Sarilmak lazim diyorum. Öyle degil lan. Mektuplarimizla…  Dereden tepeden yazalim birbirimize. Biliyorum, sevmiyorsun yazmayi. Ama ne olur, mektuplarimizla birbirimize sarilalim ve hiçkira hiçkira aglayalim. Çok romantik bir sey belki ama… Birbirlerimizin ‘ah!’ dedigi yerlerden, birbirlerimizin en aciyan yerlerinden birbirimize göstererek tanisalim. Benim buram acidi dedigim zaman, sen de oram dediginde, birbirimizi taniyan bir yerden bakalim. Sarilalim…  
 
Mektupta çok uzun oldu anasini satayim ya daha bunlari kagida geçecegim.

Yaz bana.

Ikinci mektubumda görüsmek üzere…

Imza:

Muhi

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here