Siir Yazanin Degil Ihtiyaci Olanindir…

4
10

O an

rüzgâr degdi kanatlarina

firtinanin ortasina düstü boran

itirli bir okyanus dibinde

vurgununu arayan sünger avcisinin korkulu arzusu,

zamanini kaybetmis bir rüzgâr degdi kanatlarina

 

firtinali bir sessizligin ardinda,

iki nokta arasinda,

bir “yalan” sonlandi;

yol-aldi gerçek kendine

 

Ay-in Sila-yi andiran yüzünü

ayni anda dogrulayan yanlisi

ayaklari altinda çignedigi

alti günde imar edilen bedeni

bir “ah” kudretiyle semaya yükselerek

Mecnun katinda saf saf

Tesbihe durdu 

 

arzina sual olunmaz,

bir dogrunun en güzel yanlisina!

iki can karisinca bir yalana

zaman hükümsüzdü o an(d)a

 

Ömür akip giderken

Son batiminda günesin

Son nefesinde âdemin

Son tebessümü

Ebelendi… Sagim solum önüm arkam…

 

Dünya gözüyle o an’da

“Düstüm ardina, yürürüm ardinca

Al yanaklim, kömür gözlüm edalim

Ümmiyim dillerim dönmez yâdina

Mor sümbülüm, menevsem, gonca gülüm”

Yolun basladigi yerde bittigini

Eklenince sözün öncesi sona

Anladim.

Ey karanlik gecelerin sultani…

O an’da…

4 YORUMLAR

  1. Evet siir yazanin degil ihtiyaci olanindir. Postaci filminde Postaci Marionun Nerudaya verdigi cevaptir bu..Sairler ,yazarlar bence yazilarini ,siirlerini yazarken aci çeker,keyif alir,dara düser,bunalir…Yani yasanacak tüm duygulari o dogum aninda baska birisi olarak yasar.Çok zaman yazi ya da siire yeniden döndügünde kendi içindeki öteki kisiyle karsilasmak ürkütebilir bile..

    Bu isimde bir siir okumak çok güzel…

  2. 1950li yillarin basinda Italyada tenha bir adanin fakir balikçi köyünde yasayan yoksul Mario Ruoppolo (Massimo Troisi), baba meslegi balikçilik yerine postaci olmayi tercih etmistir. Gelen postalari adanin dört bir yanina bisikletiyle dagitir. Zaten hemen hemen tek bir kisi için çalisiyor gibidir, o da adada sürgün olarak yasayan Silili ünlü sair Pablo Neruda (Philippe Noiret)dir. Dogal olarak Dünyanin dört bir tarafiyla yazisan bu ünlü sahsiyet Marksist düsüncelerinden dolayi ülkesinden uzaklastirilmistir. Bu saf yürekli posta dagiticisiyla yazar arasinda zamanla sicak bir dostluk gelisir. Neruda zaman içerisinde postaciya siiri sevdirmistir. Hatta Postaci Mario, tanistigi ve bir görüste asik oldugu güzel bir genç kizla Nerudanin siirlerindeki mecazlari kullanarak iletisim kurar. Pablo Nerudanin siirleri onlari birbirlerine yaklastirmistir. Nerudayla postaci arasinda söyle bir konusma geçer:

    « Neruda: Benim siirimle kizi bastan çikarmissin.

    Postaci: Senin yazdigin siirle kizi bastan çikardigim dogru. Ama o siir sana ait degil.

    Neruda: Benim yazdigim siirin bana ait olmadigini mi söylüyorsun?

    Postaci: Evet. Siir, yazana degil ihtiyaci olana aittir. »

    Köyün tek kafesini isleten kadinin yegeni olan Beatrice Russo (Maria Grazia Cucinotta) ve Mario evlenirler. Nerudanin nikah sahitligini yaptigi dügünde gelen bir telgraf Nerudanin sürgün günlerinin sona erdigini haber verir. Büyük sair Karisi Matilde (Anna Bonaiuto) ile birlikte çok sevdigi ülkesi Siliye geri döner. Mario ve Beatrice Nerudadan uzun bir süre haber alamazlar. Onu sadece basinda çikan haberlerden takip edebilirler. Kendilerini aramadigi için de ona biraz kirilir gibi olurlar.

    Aradan 5-6 yil geçmistir, bir gün Neruda ve karisi turist olarak adaya çikar gelirler. Kafede Beatrice ve 5 yaslarindaki oglu Pablito (Çocuga Nerudanin adi verilmistir)yla tanisirlar. Ancak Mario yoktur. Marionun Napolide düzenlenen siyasi bir miting sirasinda çikan kargasada öldügünü ve çocugunu hiç göremedigini ögrenirler. Beatrice Nerudaya Marionun adada kaydettigi doganin seslerini dinletir, bunu yapmasini ondan yillar önce Neruda istemistir.

    ***

    Ve üzücü bir not:

    Filmin senaristlerinden ve filmde postaciyi canlandiran basrol oyuncularindan Massimo Troisi bu filmi tamamlayabilmek için önemli bir kalp ameliyatini ertelemisti. Nitekim film tamamlanir tamamlanmaz da bir kalp krizi geçirerek hayata veda etti. Öldügünde 41 yasindaydi ve filmin eristigi basariyi göremedi.Film Massimo Troisiye ithaf edilmistir.

  3. Yazma eylemi, bir intikam duygusu da tasir zannimca. Yüzüne çarpan "sey"lerden bir öç alma istegi belki de kim bilir? Ama su bir gerçektir ki yazinca rahatlar insan. Eger böyleyse yani her hâlükârda yazma eylemi sonucunda rahatliyorsa insan, o zaman bir sanci, sikinti, duramama, dayanamama vb. aninin soyut alemde somutlasmasidir yazma. Iste sevgili Nilanya, yazan "yazamamayi" beceremedigi için yazar. O anda yasananlarin kisiselligi ortadan kalkar ve sadece "düsüncenin" ve "duygularin" kanunu islemeye baslar. Düsünce ve duygular yeter derecede güçlü ise kisi silüetlerini gömlegi çikarip sandalyenin sirtina atmasi kadar kolayca ativerirler. Yazan kisi sonra bir yabanci bakmaya baslar yazdiklarina. Heyhat sevgili Nilanya artik o garip postaci Mario Ruoppolonun bir siiri vardir…

    (Güzel düsüncelerinin yer aldigi cümlelerde ismimin geçmesi beni çok mutlu etti. Tesekkürümü lütfen kabul buyurunuz….)

  4. Evet postacinin bir siirin olmasi ne tuhaf degil mi? Bazen düsünürüm buldozer gibi üstümüzden geçen hayat mi gerçek? Yoksa yazarlarin yarattigi evren mi? Ben gerçek hayatin hayhuyundan çok zaman kaçarim. En olmadik zamanlarda; otobüste, deniz kiyisinda, bekleme salonlarinda çamtamda tasidigim bir kitabin üç bes satirina ativeririm kendimi. O üç bes satir yildizlari ayaklarimin altina serer.Bak simdi Cemal Süreyanin bir siiri geldi aklima…

    ADAM

    Adam sapkasina rastladi sokakta

    Kimbilir kimin sapkasi

    Adam ne yapip yapip hatirladi

    Bir kadin hatirladi sonuna kadar beyaz

    Bir kadin açti pencereyi sonuna kadar

    Bir kadin kimbilir kimin karisi

    Adam ne yapip yapip hatirladi.

    Yildizlar kiyamet gibiydi kaldirimlarda

    Çünkü biraz evvel yagmur yagmisti

    Adam bulut gibiydi, hatirladi

    Adamin ayaklarinin altinda

    Yildizlarin yildiz oldugu vardi

    Adam yildizlara basa basa yürüdü

    Çünkü biraz önce yagmur yagmisti.

    Cemal Süreya

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here