Telefon Kulübesi

0
122
Erdal Bey yine her zamanki gibi erkenden kalkmis, soguk su ile yüzünü yikayarak kendine gelmeye çalismisti fakat bu onu ayiltamamisti. Dün gece yine içkiyi fazla kaçirmisti. Dogruca mutfaga gidip kendine bir kahve hazirladi. Bu kahve iyi gelmisti ona, ayilmasini saglamisti en azindan. Agir agir hazirlanirken duvardaki saate takildi gözü, acele etmesi gerekiyordu yoksa geç kalacakti. Hizli bir sekilde takim elbisesini giydi ve yeni aldigi siyah çantayi eline alip evden çikti.
Merdivenleri inerken bir an tökezledi, düsecek gibi oldu fakat sonra kendini toparladi. O sirada apartmanin yasli sakinlerinden biri olan Nermin teyze ile karsilasti. Nermin teyze yufka yürekli, çok bilge bir kadindi. Herkese nasihatler verirdi fakat bu nasihatler diger yaslilarinkine benzemezdi. Olgunlugunun yani sira daima çocuksu ruhunu da yansitirdi o. Gençler onun sohbetlerinden asla bunalmazdi. Nermin teyze, Erdal Bey’i de az uyarmamisti içki konusunda. Her ziyaretine gelisinde Erdal Bey’i bir kenara çeker uzun uzun konusurdu onunla. Simdi Nermin teyze’nin yüzünde ona acircasina bakan bir ifadeyle karsi karsiyaydi Erdal Bey. Kendinden utaniyordu su an.
Erdal Bey orta gelirli bir muhasebeciydi. Sakin, kendi halinde bir adamdi. Kimseye karismaz ve kimseyi sorgulayamazdi daha dogrusu cesaretini toplayip da hiç kimseye bir sey söyleyemezdi. Bunaldikça da içerdi. Derdini unutmak, içinde biriktirdiklerinden kurtulmak için daima içerdi. Simdi Nermin teyzenin o bakisi alt üst etmisti onu. Yüzü utancindan kizarmisti. Bu sirada apartmanin kapisindan çikiyordu, utancini hiçe saymaya çalisarak. Kosar adimlarla duraga dogru ilerledi. Fakat birkaç dakika ile dolmusu kaçirmisti. Bir süre durakta bekledikten sonra sikildi. Kaldirimda ilerlemeye basladi. Yürürken kendini düsünmeye basladi. Bu halinin sebeplerini sorgulamaktan yorulmustu, her seferinde ayni sonucu aliyordu. Bu kadar sik sorgulamasi da bu yüzdendi ya zaten… Artik o adama yüklemekten bunalmisti bütün suçu. Her defasinda farkli bir yanit arayisina girse de Erdal Bey’in özgüvenini kiran çocukluk yillarinda yasadiklari mahalledeki komsulari olan Hasan Amca’ydi. Ne kadar çabalasa da hiçbir zaman bu yaniti degistiremedi. Bu durumda olmasinda belki birçok kisinin payi vardi ama Erdal Bey’in atlayamayacagi tek isim onunkisiydi.
Yillar sonra yine o gün geldi gözlerinin önüne… Erdal Bey’in yaramazliklarina nokta koyan o gün. Yine mahalledeki en haylaz çocuklari toplamis etrafina, yeni bir afacanlik arayisina girmisti. En güzel fikir her zamanki gibi Erdal’dan çikmisti. Erdal anlatmaya basladi;’’ Bugün Hasan amca iste olacak, esi de alisveriste. Bu yüzden ev bos biz de gidip onlarin arka bahçelerindeki erikleri çalacagiz. Hem eglenir hem de onun o lezzetli eriklerinin tadina bakmis oluruz.’’ Önce herkes sustu çünkü Hasan amca bütün çocuklarin korkulu rüyasiydi. Sonra düsününce bu fikir hepsinin aklina yatti. Nasilsa ev bostu, bu yüzden yakalanmalari mümkün degildi. Herkes tarafindan kabul edildi. Hasan amcanin esinin evden çikmasini beklediler. Kadin evden çiktiktan kisa bir müddet sonra bahçeye girip arka bahçeye geçtiler. Erdal agaca çikti. Henüz bir sey toplamis sayilmazlardi fakat köse basinda beklemekte olan iki arkadaslarinin sesleriyle irkildiler. Hasan amca geliyordu, herkes kaçmaya basladi. Erdal agaçtan inip, ön bahçeye geçene kadar Hasan amca onu çoktan yakalamisti. Erdal’a agzina ne geldi ise söyledi. Susmak bilmedi. Hakaret üzerine hakaret ekledi. Erdal kipkirmizi olmustu. Utancindan yerin dibine geçmisti. Sonra hakaretleri bitince Erdal’i evin karanlik bodrumuna kapatti. Yaklasik bir saat boyunca orada bekledi Erdal. Beklerken nasil agliyordu inanamazsiniz. Hiçkirik sesleri insanin yüregine dokunuyordu. Yalvarislari, haykirislari acima duygusu olmayan bir insan tarafindan göz ardi edilebilirdi. Hasan amca kapiyi kilitlerken Erdal’in yalvarislarini duymuyormusçasina ardina bakmadan üst kata çikti. Hiçbir sey olmamisçasina kendine bir kahve hazirladi. Erdal’in çigliklari esliginde kahvesini içti. Bir saat dolunca da Erdal’i serbest birakti. Ondan önce tehdit etmeyi de unutmadi. Eger olanlari anlatirsa onun küçük bir hirsiz oldugunu bütün mahalleye duyuracagini fisildadi kulagina. Ne baska bir yaramazli duyuldu Erdal’in ne de bu son vukuati… O günden sonra kendine olan güvenini yitirdi Erdal. Her zaman Hasan amcanin ve karanligin gölgesinde kaldi.
Bunlari düsünürken yine gözleri doldu Erdal Bey’in. Kendini toparlamaliydi çünkü su an hesap vermesi gereken bir müdürü vardi. Sirkete girdi. Mesai arkadaslari müdürün henüz gelmedigini söylediginde üzerinden büyük bir yük kalkmis gibi hissetti. Aslinda ise pek nadir geç kalirdi ama daima çekinirdi bu tablodan. Bugünü de hesap kitapla ugrasarak doldurdu. Saridan bir gün daha sonlanmis sayilirdi. Çikis saati gelmisti. Erdal Bey disari çikinca birden bir nese doldu içine temiz havayla birlikte. Içindeki çocukluk daha dogrusu haylazlik özlemi depresti. Yüzüne muzip bir gülümseme yerlesti. O sirada yaninda geçmekte oldugu telefon kulübesi ilisti gözüne ve içine girdi. Aklina gelen ilk numarayi çevirdi. Ve telefon çalmaya basladi. Sonra yabanci bir kadin sesi duyuldu;
-Efendim.
-Kiminle görüsüyorum?
-Ben Sevda Dilsiz. Siz kimsiniz?
-Ben Küçükyali Emniyet Müdürlügünden ariyorum, polis memuruyum.
-Küçükyali mi?
-Evet, Küçükyali.
-Iyi de ben Istanbul’da oturmuyorum ki. Benimle ne isiniz olabilir ki?
– Bilmiyorum. Galiba bir cinayet olayi var da bana sizin numaranizi verdiler ve yarim saate kadar burada olmaniz gerekiyor.
-Iyi de kardesim ben Konya’dan Istanbul’a nasil geleyim yarim saatte. Bu olacak is mi simdi? Benimle isim olmaz cinayetle falan.
-Biz gelip alalim o zaman. Olmaz mi?
-Benimle alay mi ediyorsunuz siz?
-Yok canim ne münasebet.
-…
-Orda misiniz? Lütfen cevap verin…
-…
Fakat kadin çoktan kapatmisti telefonu. Kendine olan güveni olan güveni artmisti bir anda…
Bir hafta sonra sehirde elektrik kesildi. Bütün gece karanlikta kaldi. Yine geçmisini animsadi. O karanlik bodrumdaki bir saati. Bunaldi, daraldi. Kendini yataga atip uykuya teslim oldu. Sabah çabucak hazirlanip evden çikti. Duragin yakinindaki bir telefon kulübesine girdi. Yine rasgele bir numara çevirdi. Bu defa da karsisindaki sesin sahibi bir bayandi. Ona da kendini bankaci olarak tanitti. Erdal Bey ne dese kadin inaniyordu. Bu kez sikildi, kendisi kapadi telefonu kadinin yüzüne.
Artik içkinin yerini telefon kulübeleri almisti. Kendine olan güveni azaldikça, kendini zayif hissettikçe telefon kulübesine gidiyor, rasgele bir numara çeviriyor ve birçok sey uyduruyordu konusma esnasinda. Bu durum çok hosuna gidiyordu.
Son zamanlarda çok dalgindi. Bugün de is yerinde dosyalari düzenlerken çok önemli bir hata yapmisti bundan dolayi müdürü kendisini azarlamisti. Müdürü hakliydi fakat Erdal bu azarlama sirasinda yine kendinden geçmisti. Ne zaman biri ona kizsa, yüzüne vursa bir hatasini onun geçmisi canlanir gözünde. Mesai saati bitene kadar sabretti. Is çikisi dogruca telefon kulübesine kostu. Yine bir numara çevirdi. Telefonu yasli bir adam açti. Bu ses ona çok tanidik geliyordu. Bir an duraksadi ve sonra sordu;
-Kiminle görüsüyorum?
-Ben Hasan Ates. Siz kimsiniz?
-…
 Uzun bir sessizligin ardindan Erdal Bey telefonu kapadi. Numarayi unutmamak için eline not aldi. Doruca evine gitti. Bütün gece bunu düsündü. Ne yapmasi gerektigini düsündü.
 Uykusuz bir gecenin sonunda Erdal Bey ne yapmasi gerektigine karar vermisti. Her zaman ki gibi hazirlanip ise gitti. Siradan bir gündü kisaca. Aksam evine dönerken elinde yazili olan numarayi çevirdi bir telefon kulübesine girip. Yine Hasan amcanin sesi geldi;
-Efendim.
-Hasan Bey, diye basladi. Sesinde bir gizem vardi.
-Buyurun, siz kimsiz?
-Bunun cevabi sizde gizli.
-Nasil yani?
Ardindan telefonu kapatip eve geçti Erdal Bey. Yol boyunca o bodrumdaki haykirislarini, yalvarislarini düsündü. O acimasiz Hasan amcayi. Artik ondan intikam almak istiyordu yalnizca Onun korkulu rüyasi olmakti tek derdi. Bu yüzden her gün is çikisi ayni saatte, telefon kulübesinden Hasan amcayi ariyor, ardindan da konusmadan onu dinliyordu. Hasan amca da bu durumdan bikmisti fakat en önemlisi bikkinligi degil korkusuydu. Her gün ayni saatte gelen bu telefonlar, onu ürkütüyordu artik hatta bazen yalvariyordu, kime yalvardigini bilmeden. Beni rahat birak diye haykirmaktan yorulmustu artik. Erdal Bey istedigini elde etmisti fakat o da durmadi devam etti. Bu isten zevk aliyordu tipki Hasan amcanin onun haykirislarindan zevk aldigi gibi. Onun yalvaran sesini duymak Erdal Beyi mutlu ediyordu.
Yine bir gün is çikisi telefon kulübesine girip Hasan amcanin numarasini çevirdi. Numara kullanilmamaktaydi artik. Erdal Bey sasirmisti. Hasan amca hakkinda bir arastirma yapmaya karar verdi. Ev adresi hala ayniydi, tasinmamislardi yillarca. Yine o karanlik bodrumlu evde oturuyormus. Bir süre tereddüt ettiyse de onu ziyaret etmek için evden çikti. Bu oyunu bugün bitirecekti.
Çocukluk yillarinin geçtigi o mahalleye dogru ilerliyordu. Yolda birçok tanidiga rastladi. Son rastladigi komsusuyla kisa bir muhabbetin ardindan Hasan amcayi sordu. Komsusundan Hasan amcanin öldügünü ögrenince çok sasirdi. Duyduklarina inanmak istemiyordu ama baska çaresi yoktu. Üzülmüs sayilmazdi pek fazla sadece saskindi. Istemeden de olsa gözlerinden birkaç damla yas döküldü. Komsusuyla vedalastiktan sonra evine döndü. Apartmana girmeden önce en yakin telefon kulübesine girdi, bir numara çevirdi ve telefon çalmaya basladi…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here